Yeni Şafak: Mesele Esad ya da rejim değil, çok daha büyük tehditler var

Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, "Türkiye’nin Esad takıntısı olmamalı, rejim takıntısı olmamalı, Suriye’nin bölünmesine yönelik bütün girişimlere karşı bir tavrı olmalı" yorumunu yaptı.

Yeni Şafak: Mesele Esad ya da rejim değil, çok daha büyük tehditler var

Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, "Türkiye’nin Esad takıntısı olmamalı, rejim takıntısı olmamalı, Suriye’nin bölünmesine yönelik bütün girişimlere karşı bir tavrı olmalı" yorumunu yaptı. "Çünkü mesele Esad’la, Suriye ile sınırlı değil" ifadesini kullanan Karagül, "Çok daha büyük tehditler bölgeyi de Türkiye’yi de hedef almış durumda. Suriye’nin parçalanmasının “Türkiye Cephesi”ni açmak olduğunu artık biliyoruz" dedi.  

Karagül'ün "Soçi’den ne çıktı? Türkiye açık saldırı altında. Peki biz ne yapmalıyız?" başlığıyla (24 Kasım 2017) yayımlanan yazısı şöyle:

Savaş çıkarmak kolay, barış inşa etmek zordur. Hele bizim bölgemizde bütün kartlar işgallere, iç savaşlara, etnik kavgalara, ülkelerin parçalanmasına ayarlıysa barış çok zordur. Türkiye dahil, hemen bütün bölge ülkeleri için parçalanma, bölünme haritalarıhazırlanıyorsa, o uğursuz rüzgarı tersine çevirmek büyük bir zaferdir.

Barış aranırken, bir ülkeye kurtuluş yolu çizilirkenkimin kazandığına, kimin kaybettiğine bakılmaz. Mesele bir ülkeyi kurtarmaksa, mesele o ülke üzerinden bütün bir coğrafyayı talan etmeye dönük çokuluslu planları boşa çıkarmaksa, mesele o ülke üzerinden Anavatanı bile hedef alan saldırı planlarına göğüs germekse baktığınız yer de, durduğunuz yer de, öncelikleriniz de değişir, değişmek zorundadır.

Tehlikeyi görmeyen vatansız kalacaktır..

Değişmezse kaybedersiniz. Aslında ne olduğunu, neler hesaplandığını, ne tür saldırılara hazırlık yapıldığını okuyamazsanız, anlayamazsanız vatansız kalırsınız. Ülkenizi, coğrafyanızı, tarihinizi, geleceğinizi kaybedersiniz. Devlet aklı dediğimiz şey, feraset dediğimiz şey, tarihi iddialar dediğimiz şey, tarihi yapıcı rol dediğimiz şey, doğru zamanda neler döndüğünü anlamak ve ona göre hazırlık yapmaktır.

Biz bunu Selçuklu döneminde yaptık, Osmanlı tarihi boyunca yaptık, Cumhuriyet döneminde bu ülkeyi, bu vatanı birarada tutarak yaptık. Bugün de yapacağız, yarın da yapacağız. Tarih böyle yapılır, bir milletböyle diri tutulur, bir ülke böyle korunur, yüzyıllara dayanan siyasi tarih böyle şekillendirilir.

Birkaç yıl içinde bütün ezberlerimiz bozulacak

Son otuz yılda ezberlerimiz değişti, coğrafya algımız değişti, vatanalgımız değişti, çok şey gördük. Son otuz yılda aslında dünya değişti. Ama önümüzdeki yıllarda, çok dar bir zaman diliminde olağanüstü değişimler göreceğiz.

Asıl ezberler o zaman bozulacak. Şaşırtıcı olaylara, güç kaymalarına, küresel güç haritasındaki değişimlere, dostluklara ve düşmanlıklaratanık olacağız. Kullandığımız kavramlardan düşünce biçimimize, ülke algımızdan dünya algımıza, derin değişimler yaşayacağız. Bunlar sadece Türkiye ile, coğrafya ile sınırlı şeyler değil. ABD’den Avrupa’ya, coğrafyamızdan Asya’ya bütün dünya bunları yaşayacak.

DEAŞ diyerek, PKK eliyle ‘Türkiye cephesi’ kurdular

İşte bu sarsıcı değişimler bazı ülkeleri tarih dışına itecek, bazı ülkeleri çok daha merkeze çekecek. İşte bu yüzden, bugünü değil, geleceği görebilenler hazırlanmış olacak. O ülkeler, o milletler, durduğu yeri sağlamlaştıranlar geleceği şekillendirecek. Bütün bunlar için yirmi yıl, otuz yıl beklemeyeceğiz. Çok hızlı, belki birkaç yıl içinde tanık olacağımız şeyler olacak bunlar.

Öyleyse bize gösterilene değil, görmemiz gerekene odaklanmalıyız. Gözlerimizin kör edilmesine, zihinlerimizin zehirlenmesine direnmeliyiz. Türkiye’yi, coğrafyayı, dünyayı ve o büyük değişimleri kendi gözlerimizle görmeyi öğrenmeliyiz.

Bize el Kaide diyerek Afganistan’ı işgal edenler, bize Kaddafi diyerek Libya’yı parçalayanlar, bize Saddam diyerek Irak’ı harabeye çevirenler, bize Esad diyerek Suriye savaşını başlatanlar, bize DEAŞ diyerek sınırlarımızın sıfır noktasında yüzlerce kilometre “Türkiye cephesi” kurdular.

Mesele Esad ya da rejim değil: Çok daha büyük tehditler var..

Irak ve Suriye parçalanacak hemen ardından “Türkiye cephesi”açılacaktı. Bundan o kadar eminlerdi ki, Suriye’nin parçalanmasını garanti görüp 15 Temmuz’da Türkiye’yi içeriden vurdular. İran sınırından Akdeniz’e uzanan terör koridorundan, o yabancı garnizon haritadan o kadar emindiler ki, aylardır Türkiye sınırlarına yığınak yapıyorlar.

Türkiye’nin Esad takıntısı olmamalı, rejim takıntısı olmamalı, Suriye’nin bölünmesine yönelik bütün girişimlere karşı bir tavrı olmalı. Çünkü mesele Esad’la, Suriye ile sınırlı değil. Çok daha büyük tehditler bölgeyi de Türkiye’yi de hedef almış durumda. Suriye’nin parçalanmasının “Türkiye Cephesi”ni açmak olduğunu artık biliyoruz.

Projenin bütün bölgeyi kapsadığını, bütün bölge için bölünme, parçalanma, şehir devletleri, garnizon ülkeler planları olduğunu biliyoruz. Öyleyse, bize gösterilene değil, görmemiz gerekene yönelmek zorundayız. ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in ajandasına değil, kendi ülkemizin ajandasına göre hareket etmek zorundayız.

Soçi Zirvesi: Son otuz yıldır ilk kez oluyor bu

Soçi’deki zirve bu açıdan çok önemliydi. Son otuz yıldır bölgeye yönelen o uğursuz rüzgarı tersine çevirecek belki de ilk örnekti. Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine yönelik çokuluslu hesapların bozulabildiğini, bozulabileceğini gördük. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana devam eden bir dalganın durdurulabileceğinin işaretini aldık.

Başından beri Türkiye-İran ve Suudi Arabistan tarafından çözülebilecek bir sorun yüzünden dört yüz bin insan öldü, altı buçuk milyon insan yerinden oldu, şehirler harabeye döndü. Ama geç de olsa, bu sorunun çözülebilmesi, savaşın durdurulabilmesi, son otuz yılda ilk kez oluyor. Bu inisiyatif teşvik edilmeli.

PKK/PYD da DEAŞ gibi dış müdahale aracıdır

Türkiye’nin PKK/PYD terörü üzerinden vurulduğunu bunun bir ABD projesi olduğunu, FETÖ’nün 15 Temmuz saldırısıyla aynı merkez tarafından yönetildiğini biliyoruz. Rusya ve İran, eğer Soçi süreci devam edecekse, etmesini istiyorlarsa, Türkiye’nin bu hassasiyetini karşılamak zorundadır. Çünkü DEAŞ nasıl bir dış müdahale unsuruysa PKK/PYD de aynı şekilde dış müdahale unsurudur. PKK kartı ABD’nin elinden alınmadığı sürece, bir süre sonra başka örgütler de ihdas edilecek, işgal ve parçalama planları aynen devam edecektir.

Suriye’nin bütünlüğü, siyasi birliği, yeni anayasa, şeffaf seçim, ülkenin terörden arındırılması… Soçi’den çıkan ilk sonuçlar böyle.. Bu daha ilk adım. Bu, coğrafyanın tamamına yönelik yeni saldırı hazırlıklarından önceki ilk umut verici gelişme. Devamı gelmeli.

Türkiye açık saldırı altında. Öyleyse gidilecek yol bellidir

Kimse, Rusya ya da İran faktörü gibi zihin karıştırıcı müdahalelerle ABD’nin elini kolaylaştırmaya girişmesin. Çünkü ABD müdahalesinin sonu, varmak istediği yer coğrafyanın imhasıdır, artık bunu görmemiz lazım.

Bundan sonra Suriye’nin kuzeyindeki terör koridorunu, yabancı garnizon haritasını boşa çıkarmaktır esas olan. Bundan sonra Türkiye’nin savaşı bu cepheyi sarsmaktır. Çünkü bu cephe tamamen Türkiye cephesi olarak planlandı, öyle inşa ediliyor. Suriye’de çözüm olmadan bu cepheyi boşa çıkarmanın zorluğu ortadadır.

Daha net söyleyelim:

Türkiye açık bir tehdit altında, hatta açık saldırı altındadır. Öyleyse savunma cephesi Suriye’nin bütünlüğüdür. Bu da Türkiye için ilk adımdır. Devamı gelmeli, Türkiye’nin savunma hatları güçlendirilmeli.

Bedeli ne olursa olsun, ne gerekiyorsa gereksin, mücadele Türkiye’yi korumaktır!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler