Türkiye yatırım yapılacak bir “sevgili” ülke olmaktan çıktı, “kriz çıkartacak” bir ülke adayına dönüştü

ÇEVİRİ - Paul Mac Namara'nın Financial Times'da yayımlanan yazısını SiyasiHaber çevirdi "Türkiye tipik bir ‘yükselen ekonomi krizine’ giriyor: Zayıf ulusal para, borçluların döviz peşinde koşmalarını, bu liranın daha da zayıflamasını, yine bu durum da dövize olan talebin daha da artmasını, bu da kurun sürekli yükselmesini sağlıyor."

Türkiye yatırım yapılacak bir “sevgili” ülke olmaktan çıktı, “kriz çıkartacak” bir ülke adayına dönüştü

PAUL MAC NAMARA

AKP Hükümeti 2002’de iş başına geldikten sonra, siyasette Kürt sorununun diyalog ve barış yoluyla çözümünü kabul ettiği gibi, ekonomide uyguladığı politikalarla 2001’de % 68 olan enflasyonu 2011’de % 7,4’e düşürdü. Aynı on yıllık süre zarfında MSCI Turkey endeksinin getirisi ise rekor bir biçimde % 700 oldu. Bu gelişmelerle bu ülke yabancı yatırımcıların sevgilisi oldu.

Ancak 2017’ye gelindiğinde Türkiye artık “istenmeyen bir sevgili” oldu. Bloomberg’in Aralık ayı anketinde, temel yükselen ekonomilerin “en zayıfı, hafifi, tüy sıkleti” olarak tanımlanıyor artık.

S&P ve Moody’s, 2016’da ülke notunu “yatırım yapılabilir düzeyin altına (çöp)” düşürmüştü. Fitch ise bu yakınlarda yeni bir not düşürümü yapacak gibi görünüyor.

Türkiye ne ekonomik ne de politik olarak yanlış adımlar atmayı göğüsleyemez. 2016’da lira Meksika pesosundan dahi daha fazla değer kaybetti. Politik alt üst oluş, terörist saldırılar gazete manşetlerinden inmese de, yabancı yatırımcıyı asıl endişelendiren şey ekonominin durumu. Örneğin Dünyanın başka yerlerinde alarm verici bir düzey olarak kabul edilen cari açık sürüyor.

2009’dan bu yana ise gelişen yeni bir tehlikeli durum söz konusu: Bankaların durumu. 2008 yılında Türk bankalarının döviz pozisyonları kabaca dengede sayılabilirdi. 60 milyar dolarlık yükümlülüklere (borca) karşılık 50 milyar dolarlık bir varlıkları söz konusuydu. Ama o tarihten bu yana yükümlülükleri üç kat artarak 180 milyar dolara fırladı. Buna karşılık varlıkları yerinde saydı.

Böylece dışarıdan döviz cinsinden aldıkları borcu, içerde lira cinsinden kredi olarak verdiler, dolayısıyla da kur lira açısından bozulmaya başladığında devasa bir yük ortaya çıkmaya başladı.  Bu kredilerin büyük kısmı ise konut ve turizm kredileri şeklinde sunuldu. Dolayısıyla kur riskleri bankacılık sektörü ile sınırlı kalmayarak reel sektöre de sıçradı.

Merkez Bankası ise Ocak 2014’te yaptığı % 4,25’lik yüksek bir faiz artışına benzer bir faiz artırımına politik nedenlerden dolayı gidemez. Zira 15 Temmuz sonrasında hükümet çok daha otoriter; milletvekillerini, gazetecileri, akademisyenleri tutukluyor, işlerinden atıyor ve Merkez Bankası’na da müdahalede bulunuyor.

AKP’nin konut-emlak sektörüyle çok güçlü ilişkileri bulunuyor, bu da faizlerin düşük tutulması konusunda ciddi bir baskı oluşmasına neden oluyor. Öyle ki enflasyon-faiz konusundaki teori bile artık değiştirildi. “Yüksek faizin yüksek enflasyon anlamına geldiği” bizzat Saray tarafından dillendiriliyor. Keza anti-semitik çağrışımlarla faiz lobisi sorumlu gösteriliyor.

Tutuklamalar da ekonomik riski derinleştiriyor. Patronların tutuklanması sermaye çıkışlarını hızlandırdı. Bu, yargının bağımsızlığını iyice yitirmesi ve el konulan sermayenin ve mülklerin parti yandaşı sermaye gruplarına verilmesiyle daha da arttı. “Şeffaflık”, “gelişmiş piyasa değerleri” gibi yatırımcıların önemsediği ve son on yılda belli ilerlemelerin kaydedildiği alanlar son birkaç ayda yerle bir edildi.

Liradan kaçış, ekonomik durgunluk, Türk bankalarının devasa sendikasyon kredilerini çevirebilmesini zorlaştırıyor. Zira döviz hem kıtlaştı hem de çok ciddi olarak pahalı bir hale geldi.

GSYH büyümesi düşüyor. Üçüncü çeyrekte hali hazırda küçülme söz konusu. Dördüncü çeyrekte ise yükselen petrol fiyatlarının ve büyük çaplı devalüasyonların etkileri görülecek.

Türkiye tipik bir  ‘yükselen ekonomi krizine’ giriyor: Zayıf ulusal para, borçluların döviz peşinde koşmalarını, bu liranın daha da zayıflamasını, yine bu durum da dövize olan talebin daha da artmasını, bu da kurun sürekli yükselmesini sağlıyor.

Böylece artık başta yabancılar olmak üzere Türkiye’de yatırımcıların risk almalarını gerektiren hiçbir ödül mevcut değil.

 Çeviri: SiyasiHaber

Kaynak: Financial Times, 9 January 2017, https://www.ft.com/content/eb841274-d406-11e6-b06b-680c49b4b4c0

 

 

 

 

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler