Trump olsa olsa “İkinci Reagan” olabilir

HAKAN GÜRGEN yazdı: “ABD, ‘Batı’, NATO güçleri, Trump politikalarının ön çekiciliği üzerinden, karşısında yer alan ‘düşman bloku’ içinde kırılma ve yanılsama yaratmak için ‘hedef merkezi’ne özellikle Rusya'yı koyarak, Rusya'ya odaklanarak tüm dünyaya ‘İkinci Reagan dönemi’ni yaşatacaklardır.”

Trump olsa olsa “İkinci Reagan” olabilir

HAKAN GÜRGEN

Trump iyi polis mi, kötü polis mi?

Bu Trump tam bir muamma (!). Adamı bir türlü çözemiyoruz. Trump azgın bir neo konservatif ama, buna rağmen “barışsever” olabilir mi?

Bu herif, ters-ters konuşmasına rağmen, ABD'nin barış güvercini mi olacaktır?

Üstelik geride kalan başkanlık seçimi günlerinde, Rusya ile (sahici olmayan) yumuşama mesajları veriyor, “Rusya'yı anlama ve dinleme” deyip duruyordu.

Acaba?

Yoksa?

Yoksa ne? Karar veremiyoruz bir türlü..

Trump'ın, ortaya çıkışı, geldiği yer bile, kimliği bile bir defa “faul”.

6 ay kadar önce, ABD'de seçim zamanıydı.

Hillary Clinton bir demokrat(!) adaydı.

Ammaa o da ne, dünyanın aklı-başında insanları, insan hakları savunucuları, onun aslında bir “şahin” (ve savaş kışkırtıcısı, hatta savaş suçlusu) olduğunu hatırladılar.

O halde, “öteki” iyi polis olmalıydı.

Öyle ya. Bu sahne oyunlarında (siz bunu ABD başkan seçimleri olarak okuyun) bir iyi polis bir de kötü polis olurdu.

Hillary Clinton iyi polis değilse, “öteki” mi öyleydi?

O da değil!

Herif, öyle abuk-subuk konuşup duruyordu ki! “Hat”lar burada karışmaya başlamıştı.

Şimdi hangisini tercih edecektik? (Sanki bizim de oy hakkımız varmış gibi!)

“Teredütlü şahin” Obama, Nobel Barış ödülünü peşin aldı

Hillary Clinton'un önceli olan Obama, Nobel barış ödülünü “peşin ödeme” ile - icraatına bile henüz başlamadan – önceden alan bir ABD başkanıydı.

Şikenin de bu kadarı olurdu yahu!

Hani, elbette asla hak etmediği halde, durumu “zorlayarak” barışçı ilan edilenler olduğunu, bu tür medya operasyonlarıyla, ABD sırtlanlarına Nobel ödülünün peşkeş çekildiği durumları biliyoruz da... ama neden Obama “barış ödülü”ne önceden “layık” görülmüştü?

Çünkü, her ne kadar dünyada “Barış Hareketi” geri çekilmiş olsa da, “Barış” önemli bir “değer” (Batılı değer) olmaya devam ediyordu.

Dünyanın en büyük emperyal gücünün başına geçen kişiyi “parlatmak” için, yanıltıcı “kod”lar, yanlış kanaatler yayılırken, bir ABD sırtlanının, “barış adına” bu payeyi alması, emperyalist devlet terörüne gerekçe ve rıza üretmeyi kolaylaştırdığı deneyle sabitti (Jimmy Carter örneği).

Obama'ya Nobel ödülünü “peşinen” neden verdiler?

Obama sözde, Guantanamo'yu kapatma sözünde sembolleştiği gibi, öncellerinin emperyalist zorbalık ve bu çerçevede uluslararası hukuku tanımama, dünyanın geri kalanını takmama, benmerkezci keyfilik, insan hakları kavramlarını terörle mücadele adına “feda etme” hattından geri çekilecekti! Kendince ve zaman-zaman “şahin” politikalar uygulamaktan geri duracaktı.... Ama bunu bile yapmadı, yapamadı.

Obama, Libya savaşını başlattı. Obama, Suriye savaşını başlattı.

Akrebin meşrebi neyse onu yaptı, uyguladı.

Obama, teredütlü bir şahindi.

Obama'nın ardılı olacak Hillary Clinton da pek “sağlam pabuç” değildi.

Trump da böyle abuk-sabuk konuşuyordu.

Allah allah, şimdi ne yapacaktık? Gönlümüz kime kaymalıydı?

Dünya kamuoyu, ABD seçimleri süresince, “bir o yana bir bu yana” kararsız sallanıp durdu.

Elimizde bu adayların boyunun ölçüsünü alacak bir metre, bir “ölçer” sanki yoktu.

Popüler ABD başkanlık seçimi kampanyalarının rengarenk karmaşasına, propagandasına dalıp, “popülist” yaklaşımlarımızla, savrulup gitmiştik.

Trump, “öyle abuk-sabuk konuşuyor ki” diyenlerimiz, Clinton'a “ehven-i şer” diye razı oluvermişlerdi. Öyle ya, “beterin de beteri var”dı.

Sağlam ölçümüz pek yok gibiydi. O nedenle adayların politikalarını “ölçüp-biçemedik”. Biraz şakülümüz kaymıştı doğrusu.

Akrep, meşrebi neyse onu yapar

İmparatorluk, dünyanın yüz ülkesine yayılmış yedi yüzün üzerinde askeri tesise sahiptir.

İmparatorluk, yıllık asgari altı yüz milyar dolarlık askeri harcama yapar. Rusya'nın askeri harcamaları şimdilik elli-altmış milyar doları aşmaz, aşamaz.

İmparatorluk, PACOM (Asya ve Pasifik) AFRICOM (Afrika), CENTCOM (Ortadoğu) türünde askeri saldırganlık yerel alt organizasyonları ile dünyayı 6 askeri-idari bölgeye bölmüştür, nefes aldırmaz.

İmparatorluğun on adet uçak gemisi vardır. Buna karşılık Rusya ve Çin'in birer uçak gemileri vardır. Britanya ve Fransa'nın da birer uçak gemisi vardır. Ama Fransızların gemisi sık sık tamire girer.

İmparatorluğun müttefikleri, NATO adlı saldırgan örgütün çatısı altında buluşmuşlardır ve toplam güçleri Rusya ve Çin'in toplam gücünün yaklaşık 10 katından fazladır.

İmparatorluk, İHA insansız hava araçları ile günde ortalama 30-40 “terörist”i (BM'nin herhangi bir kararına atıf göstermek, şekli olarak bağlı kalmak gereği bile duymadan) imha etmektedir.

İmparatorluğun, Çin ve Rusya dahil, dünya toplamından fazla Atom bombası, Nötron bombası, Hidrojen bombası ve bilumum başka kıtalararası füzeleri ve bombaları vardır. Bu silahlar, - aslında silah bile değil, öyle bile sayılmamalıdırlar - özünde “kitlesel imha” araçlarıdır.

İmparatorluğun her türlü kimyasal ve biyolojik “imha silahı” vardır ve bunların sayısı, toplam miktarı dünyanın tüm diğer ülkelerinin elindekinin en az on katıdır.

İmparatorluk, 1951 sonrası Kore'de toplam dört buçuk milyon askerin öldüğü bir savaşı çıkarmıştır.

İmparatorluk, Vietnam savaşında en az üç milyon ölüye neden olmuştur.

İmparatorluk, Afganistan'da, Irak'ta, Libya'da, Yemen'de, Somali'de, Eritre'de, Orta ve Kuzey Afrika'da en az on milyon insanın ölümünden sorumludur.

İmparatorluk, ablukaya aldığı ülkelere karşı uyguladığı ambargolarla, yani ilaç, sağlık, beslenme ve diğer temel yaşamsal ihtiyaclara koyduğu ambargolarla, milyonlarca çocuk, yaşlı ve kadının, sivil halkın kitlesel ölümlerine neden olmuştur, olmaktadır.

İmparatorluk, İran'da Musaddık'ı, Şili'de Allende'yi devirmiştir.

Ve diğerleri... İmparatorluk bir “Regime Change” (rejim değiştirme) ustasıdır. Şili'de (1973), Ukrayna'da (2011), Brezilya'da (2015), Venezuella'da (sürüyor) ustalıkla, beceri ve tecrübe ile bunu uygulamıştır, uygulamaktadır.

İmparatorluk, Guatemala'da, Grenada’da, Haiti'de, Filipinler'de, Pakistan'da, Romanya'da, “Regime Change” operasyonlarını “başarıyla” gerçekleştirmiştir.

İmparatorluk, Afganistan ve Irak'tan sonra, şimdi de Suriye'de hempaları ile birlikte sekiz milyon insanın “evsiz” kalmasına neden olan savaşları sürdürmektedir.

İmparatorluk, Afganistan, Libya, Suriye, Özbekistan, Yemen, Somali ve Çin Türkistanı'nda dinci katilleri “temsilci” olarak kullanarak, eline az kan değmek sureti ile destabilizasyon ve doğrudan açık savaşlar sürdürmektedir. Ve diğerleri…

Şimdi bu İmparatorluğun durup, bir nefes alarak, yaptıklarından pişman olacağını, “nedamet” getireceğini ve Trump adlı zübük aracılığı ile “savaşsız” bir sakinlik ara dönemine gireceğini kim varsayabilir?

Böyle biri varsa, hangi gafildir o?

Akrep, “meşrebi gereği” sokmadan durup, soluklanabilir mi?

İmparatorluğun yeni dönem savaş senaryoları: Plan A,B ve C nedir?

“Ayı'nın yüz tane lafı varsa, hepsi de ahlat üzerinedir” diye bir halk deyişi vardır.

Durum tam da odur.

İmparatorluğun, yüz lafı varsa, hepsi de: “saldırı, savaş, cezalandırma, terörizmle mücadele” üzerinedir.

İmparatorluk, politika ve diplomasi denilince, enerji bölgelerini kontrol etmek, enerji kaynaklarını yükselen diğer güçlere yar etmemek, onları sıkıştırmak üzere “düşünür”.

...Kolonyal dönem jeostratejisi olan ve Britanya imparatorluğu fikriyatından devralınan (mesela STRATSFOR'cu Georg Frieman ve Brzezinski'nin ağzından yeniden dillendirilen) “Rusya'nın enerji gücü, insan kaynakları ile, Almanya'nın teknolojisi ve sermayesi sakın birleşmesin” demekten,

...Çin'in “yeni İpek Yolu” projesini engellemeye, Çin'in dünya ticaret payını arttırmasını engellemek için bin takla atılmasına kadar,

... bu çerçevede: Güney-Doğu Asya'da, Japonya'nın da yeniden silahlandırılması dahil olmak üzere, Asya'da yeni askeri paktlara dayalı “sürekli gerilim” politikalarının uygulanmasına, “düşük yoğunluklu çatışma” planlarının uygulanmasına kadar,

...Çin ve diğerlerinin, Afrika kıtasının ekilebilir topraklar ve ham madde kaynaklarını “güleryüzlü ve yardımsever emperyalizm” metodu ile (yeniden) paylaşımına karşı, AFRİCOM üzerinden, hempaları Fransa, İngiltere ve arka planda Almanya ile birlikte Afrika kıtasında sürekli operasyonlar düzenlemeye kadar,

...BRİCS, Şangay beşlisi ve diğer “sürüden çıkma eğilimi gösteren” yeni güç merkezlerini binbir cambazlıkla engellemeye kadar,

...sanki rafa kaldırılmış gibi yapılsa da, yeni tür jeostrateji kalıplarına dökülerek, aslında CENTCOM komutanlığında tam gaz sürdürülen BOKAP’ın, Büyük/genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'nin uygulanmasına kadar...

İmparatorluğun mutlak hakimiyet ve sömürü aletlerinin yer aldığı “hokkabazlık çantası”ndan, durmadan yeni tavşanlar çıkmaktadır, çıkacaktır.

Durmak yok.

Emperyalizmin Trump'çı yeni döneminde “değişim” adına söylediği tek şarkı, egemenlik savaşlarının ve buna bağlı güç oyunlarının “eski hataları” tekrar etmeden, başarılı eski oyunların yeniden kullanılması, ama buna karşılık bu “eski numara”ların, daha “kararlı, tereddütsüz uygulanması” politikasıdır. “Yeni” olan tek budur.

İkinci Reagan döneminin melanetleri

Donald John Trump, “Tea Party” (Çay Partisi) dahil olmak üzere Amerikan “yeni konservatifler”in ağırlıklı olduğu, ayrıca Demokrat Parti içinde mevzilenmiş “Liberal Müdahaleciler”in katıldığı Temsilciler Meclisi ve Senato’daki “yeni çoğunluk” ile el ele oluşturdukları bu “yeni cephe”nin, “yeni saldırganlık bloku”nun temsilcisidir, sözcüsüdür. Bu yeni “blok”un söz verdiği ve yöneldiği tek şey, mevcut güçlerin “daha efektif” kullanılmasıdır.

Bu “blok” kendi doğallığı içinde oluşmuştur.

Bu blok'un oluşumunda belirli “milad”lar ve belirgin anlaşma/protokol tarihleri yoktur.

“ABD'nin mevcut güçleri”nin daha efektif ve elbette Trump usulünce daha verimli kullanılması dışında, yapılacak tek şey dünyaya şamil ”güvenlik yükü”nün başta NATO'cular olmak üzere diğer ortaklarla daha fazla paylaşılmasıdır.

Bunun tercümesi: Tüm NATO güçleri savunma harcamalarını kendi bütçelerinin asgari % 2'sine yükselteceklerdir. Bu konuda ısrar, (zaten) son on yılın başlıca temasıdır.

Yani fikir “yeni” değildir. Ama bu Atlantikçi hat'ta “kararlılık ve ısrar”, işte yeni olan odur.

Özetle: “At” aynıdır, sürücü değişmiştir, ama “at” şimdi daha iyi kişneyecektir.

Reaganizm nedir?

Birinci Reaganizm (1981-1989) döneminin en belirgin karakteristiği: Chicago Boys - Milton Friedmancılığın da altın yılları olmasıdır. Neo liberalizmin artık belirgin bir doruğa erişmiş olmasıdır.

Reaganomics ile el-ele, birlikte, iç-içe: Thatcher'ın TİNA “There iNAlternative” alternatifsiz neo liberal kapitalist, monetarist dalga dönemidir.

Thatcher, (1979-1990), Britanya'da sarsıcı madenciler grevini (1984-1985) yenmiştir.

“City” Londra borsasının yeni rengarenk finans-kapital ürünü “kağıtlar” ürettiği, yani dünya borsalarının şimdiye değin görülmemiş miktarda, durmadan, eşeği renk-renk boyayıp başka-başka sattığı döneme girilmiştir.

Francis Fukuyama'nın “tarihin sonu” ilanına doğru yaklaşılan (1992) dönemdir.

Latin Amerika sakindir. Şili'de Pinochet diktatörlüğünün (1973'ten sonra, 19 yıl süre ile) doruk yıllarıdır.

Türkiye 1980 darbesini yaşamaktadır. Irak-İran ile (1980-1988) boğazlaşmaktadır.

Sovyetler Birliği daha ölmemiştir, ama sıkıntılıdır. Bilhassa Afganistan'a Sovyet müdahalesi (1979) büyük sıkıntılar üretmektedir.

Varşova Paktı sancılı olsa da sürmektedir ve henüz yıkılmamıştır.

İşte bu döneme denk düşen Reaganizm (Reaganomics), saldırgan, vahşi bir neo liberal iç politika ile tanımlanabilir.

Henüz GATT (1947'den beri) sürmektedir.

Henüz WTO/MAİ (1995) dönemine gelinmemiştir.

ABD'nin kaybettiği dünya pazar payının geri kazanılması zorlamaları anlamındaki “dış ticaret atılımı” furyasının yanı sıra ve asıl olarak, “askeri gerilim ve saldırganlık” dönemidir.

Birinci Reagancılık döneminin sınır ve ölçü tanımaz “gerilim ve savaş tehditi” politikaları

Evet, ikincisi de, birincisine benzer şekilde yürüyecektir.

Ammaa...

Ama unutmamak şarttır: Tarih durmaz akar, hiç geri dönmez.

Tarihsel benzerlikler, bazı özelliklerin içerilmesi söz konusu olsa da, gelecekle geçmiş aynı şey olamaz, olsa olsa benzeşir. Ancak bu kadarından dersler çıkarmak, esinlenmek hep mümkündür.

Bu manada birinci Reaganizm dönemi ile, Trump eliyle yaşanacak “İkinci Reaganizm dönemi” de benzerlikler sunacaktır, ama asla aynı ve “tıpkısı” olmayacaktır.

Peki nedir “Birinci Reaganizm dönemi”nin geleceğe “sarkan” özellikleri?

Öncelikle, silahlanmaya dayalı yüksek gerilim politikalarının devreye sokulmasıdır, bu dönemin başat özelliği.

“Yıldız Savaşları” önce Reagan'ın içinden geldiği Hollywood prodüksiyonu abartılı bir film olarak algılanmış olsa da, sonrasında “Uzay Kalkanı” projesi çerçevesinde savunma ve güvenlik endüstrisine, yanı sıra modern bilgisayar teknolojilerine yatırılan milyar dolarlar ortaya çıkınca bu işin “normal” silahlanma girişimleri olmadığı ortaya çıkmıştır, iyice görülmüştür.

ABD'nin Pershing II (1976) ve Nötron bombasının üretilmesinde tezahür eden (1977) askeri teknikte birkaç adım birden ilerlemesi ve bunlara karşılık Sovyetlerin SS-20 orta menzilli ve atom başlıklı füzeleri üretimini yoğunlaştırması üzerine, işin “iki kutup” arasında bir “klasik” rekabet olmaktan çıktığı çabucak fark edilmiştir.

1981-1984 yılları arasında “Barış Hareketi” yükselmiş, bilhassa Avrupa'da yoğunlaşmıştır. Aynı şekilde Federal Almanya topraklarında Pershing füzelerinin konuşlandırılmasına karşı yüzbinlerin sokaklara dökülmesi (1984'te üçyüzbin kişilik gösteri) işte bu zamana denk düşer.

“Silahsızlanma” sloganlı kitlesel eylemlerin, buna denk düşen Varşova Paktı tarafından yoğunlaştırılan diplomatik “yumuşama” girişimlerinin sıklaşması ve Sovyetlerin “barış içinde birarada yaşama” tezlerini sıklıkla dillendirmesi, ABD'nin ve dolayısıyla NATO'nun bu gidişatını “sündürmemiş”, frenlememiş, geriletmemiş, engellememiştir.

Reagan, ABD, NATO bildiğini okumaya devam etmişlerdir.

Ronald Reagan neler yaptı?

Reagan, Hollywoodvari “gerilim politikaları” üretti. Ronald Reagan, “yeni emperyalizm”e kan, hırs, güven, heyecan ve renk verdi.

Salt aşırı silahlanma ve “güvenlikçi” konspetlerin öncelik kazanması değil, eşzamanlı olarak: “haberalma” teşkilatlarının yeniden ve devasa boyutlarda re-organizasyonu, yenilerin kuruluşu, varolanlar arasında uyumlaştırma ve yetkinleştirme düzenlemesi, buna paralel olarak sistem iç ideolojik aygıtların, “think tank” kuruluşlarının önceden bilinmedik boyutlarda güçlendirilmesi, derinlik kazanmaları bu dönemin bir karakteristiğidir.

Merkezileştirilmiş medya ve abartılı dış propaganda faaliyetleri, mesela bilinen ve popüler biçimi ile Silvester Stallone'nin “Rambo” filmleri, “Clash of Civilisation” tezleri eşliğinde, -silahın kendisi kadar- önem ve değer kazanmıştır.

Reaganizm'in bütün odaklanması, Varşova Paktı'nın ve Sovyetlerin “irkiltilmesi” üzerine kuruluydu.

Sözkonusu taktik; sürekli ve üst düzeyde “gerilim” ve adeta “savaşa beş dakika kaldı” havasının yaratılması, Sovyetler Birliği’nin kendi teknik ve mali sınırlarını zorlayacak ve sonuçta kaldıramayacağı bir “silahlanma yarışı”na sokulması üzerine düzenlenmişti.

200 uçaktan oluşan ABD filoları, Sovyetlerin sınır bölgelerinde önceden haber verilmemiş “tatbikatlar” yapıyor, Sovyetlerin asıl donanmasının olduğu Kuzey Buz Denizi’nde, aniden sınır ihlalleri yapıyor, akustik yanıltıcı tekniklerle, denizden ani saldırı gösterileri yapılıyor, böylelikle gerilim başka boyutta, her alanda, her coğrafyada üretiliyordu.

Bu saldırı senaryolarının yanı sıra, aynı zamanda Sovyetler’in de “wisky tipi” denizaltılarla, İsveç Stockholm'da şehrin merkezine kadar girdikleri gizli istihbarat ve saldırı hazırlıkları yaptıkları, böylelikle “tarafsız” İskandinav ülkelerinin “bile” taciz edildiği yalanı da “Atlantikçi medya” üzerinden pompalanarak, “gerilim” boyutlandırılıyordu. (Sonradan Sovyetler’e mal edilen bu ispiyoncu wisky tipi denizaltıların İtalyan donanmasına ait olduğu ortaya çıkacaktır.)

“Yanıltma” bir savaş ve silahlanma kavramı olarak abartılı ve yaygın propaganda ile bağlantılı olarak yeniden üretilmiştir. (Bakınız bu dönemin üzerine çekilmiş Dirk Pohlmann'ın “Enttauschung” adlı belgesel filmi.)

Sovyet toprakları üzerinde sabotajlar yoğunlanmış, boyutlanmış, örneğin bazı petrol üretim tesisleri imha edilmiş, o dönem Sovyet'lerin uzak ve geri olduğu bilgisayar teknolojileri ile manipülasyonlar göreceli olarak arttırılmıştır.

Bu arada “Batı” Establishment”ı içerisinde, “yükselen savaş tehlikesi”ne karşı girişimler yapan ve Sovyetler’in “barış içinde yaşama” ve “yumuşama” tezlerine uyumlu politikalar savunan, (mesela) Egon Bahr ve Olof Palme gibileri de vardı.

Önce Willi Brandt'ın, sonrasında ise Helmut Schmidt'in danışmanı olan Egon Bahr ile işbirliği içinde (Sosyal Demokrat Enternasyonal dolayımı ile) gerilimi azaltıcı hülyalar gören, zamanın önemli politik figürlerinden Olof Palme gibi politikacılar suikastlar ile “tasfiye” edilmiştir, öldürülmüştür.

Bu “durum” ile toplamda 1962 yılındaki “Küba krizi” etkisinde bir gerilim ve savaş tehdidi eşdeğerinde üst bir “tehlike parametresi” yaratılmıştır.

Bu durum, aynı zamanda “virtuel” olarak kitle propagandası ve uluslararası diplomasi düzeyinde devasa boyutlarda yeniden üretilmiş, şişirilmiş, pazarlanmıştır.

Reagancı savaş tehdidi, nükleer felaket ve gerilim politikaları, bir yandan Sovyetler ve Varşova Paktı'nı savaş ve güvenlik harcamalarını arttırmaya sürüklerken, bu harcamaları dayanılmaz boyutlara doğru şişirtirken, büyüttürürken, aynı zamanda Sovyetler, o zamanlar döviz geliri sağlamak için asıl olanağı olan petrol, doğal gaz türü hammadde ihracatı alanında, dünyada düşük petrol fiyatları uygulaması “hınzırlığı” ile cendereye sokulmuştur.

Suudi Arabistan’ın işbirliği ile (üretim artışı sonucu) petrol ve doğal gaz fiyatları suni olarak, aşırı miktarda aşağı çekilmiş, bilinçli ve tercihli düşürülmüş, böylelikle Sovyetler Birliği önemli bir gelir kalemini ve döviz kaynağını yitirmiştir.

Sovyetler Birliği, petrol fiyatlarının uzun dönem “yerlerde sürünmesi” sonucunda, bunaltılmış, kendini yenileme, toparlama gücü elinden alınmış, böylelikle dövizle dünya pazarlarından ihtiyaçlarını karşılama olanakları sınırlandırılmış ve ekonomik çöküşe doğru gidişi hızlandırılmıştır.

Sovyetler Birliği, zaten var olan, derin olan kronik genel ekonomik krizi, buna denk gelen yapısal “sistem sorunları” eşliğinde, bu temel sorunlarını dayanılmaz boyutlara çıkaran, derinleştiren bu “uluslararası gerilim” politikalarını karşılayamamış, bu politikalara cevap verememiş, yanı sıra temel gelir kaynaklarının da sentetik olarak, bu petrol fiyatları ile “oynama” üzerinden daraltılması sonucu, bu yükleri toplamda taşıyamamış ve çökmüştür.

Sonuçta Ronald Reagan ABD'si, Sovyetler Birliği’ne “diz çöktürmüştür”.

İkinci dönem Regancılık nasıl uygulanacaktır?

İkinci Reagan dönemi, Trump'ın ellerinde, özellikle ve öncelikle “jeostrajetik gerilim” pompalayarak işe başlayacaktır. Önümüzdeki birkaç ay içinde.

Şimdi, “aygıtı” derleme, toparlama, hazırlama dönemidir.

Şimdi, Trump açısından, “rıza” üretimi için şık ve incelikli işler dönemidir.

Bütün “taze seçilmiş” başkanlar böyle yaparlar.

Obama'nın kendi başkanlık başlangıç döneminde aldığı Nobel Barış Ödülü’nün sağladığı “efekt” benzeri “ilk etki, ilk intiba” dönemi gibi, Trump'ın iktidarının ilk birkaç ayında “rıza” yaratma dönemi çok uzun sürmeyecektir.

Bu “giriş” dönemi sonrasında, Rusya Federasyonu’nu zorlayacak, yarışa sokacak bir “hızlı” dönem beklenmelidir.

Trump, şu an sürdürülmekte olan, özellikle Ukrayna sorunu üzerinden Rusya'ya karşı yürütülen “ambargo” ve dışlamayı takip edecektir, katlayacaktır.

Trump'ın hem ticari/ekonomik alanda hem de siyasi, diplomatik alanda baş döndürücü bir “rekabet” (siz “gerilim” olarak okuyunuz) ve yıkıcı bir karşılıklı “silahlanma yarışı” sürdüreceği beklenmelidir.

ABD, “Batı”, NATO güçleri, Trump politikalarının ön çekiciliği üzerinden, karşısında yer alan “düşman bloku” içinde kırılma ve yanılsama yaratmak için “hedef merkezi”ne özellikle Rusya'yı koyarak, Rusya'ya odaklanarak tüm dünyaya “İkinci Reagan dönemi”ni yaşatacaklardır

Trump'ın son bir aylık zaman dilimi içerisinde Suriye'de bir üssü vurması ve Kuzey Kore'ye diş göstermesi, Çin ile sınırlı bir didişme yaşaması, bu hazırlık ve rıza üretme döneminin, güçleri sınama döneminin ilk denemeleridir, alan yoklamalarıdır ve doğal “ritüeller”idir.

Bunlar “ısınma turları”dır. “Antreman”dır.

Önümüzdeki birkaç ay içerisinde “hızlı süreç” başlatılacaktır.

“İkinci Reagan dönemi” tarzına uygun gelen “sürekli ve yoğunlaştırılmış gerilim” siyaset dönemi açılacaktır.

Trump, “ikinci Reagan dönemi”ni başlatabilir ve sürdürebilir mi?

“Silahlanma ve genel olarak güvenlikçi politikalar”ın olağanüstü ve yoğunlaştırılmış yükseltilmesi için Trump, gerekli donanıma ve olanağa sahip midir?

Politik olarak: Evet.

Trump: “Let's make America great again” “Amerika first” demektedir. Trump, böylelikle Reagan'ın 1980 seçim kampanyasındaki sloganını devralmaktadır.

Trump, bu yönelimi başlatmak ve sürdürmek için gerekli “rüzgar”ı ardına almıştır.

Obama ile görülmüş, yaşanmış olan, “Kararsız Kasım” türü emperyalizmin işe yaramadığı anlaşılmıştır.

Hatırlanacak olursa, iki dönem önce, Demokrat partinin başkanlık yarışı içine giren Obama ile Hillary Clinton'in tartışmalarında bu “Kararsız Kasım” tavrı ve duruşu “konu” edilmişti.

Hillary, zamanında Demokrat parti başkan adaylığı konusundaki rakibi Obama'nın uluslararası tecrübesinin ve kararlılığının yeterli olmadığını iddia etmişti.

Hillary daha sonra Obama'ya karşı Demokrat Parti içinde adaylık yarışını kaybedip, çaresiz Obama'nın kabinesinde Dışişleri Bakanı olmaya razı olduğunda, kendi şahin politikasını “tam” uygulayamamıştı.

Hillary, kendisi doğrudan başkanlık adayı olunca, arkasında toplanan “Liberal Müdahaleciler”, şimdi Trump kazanınca, Trump'la bir tür “blok” içine (doğal olarak) girdiler.

Bakmayın siz, Atlantikçi ana akım medyada hala Trump'ın “hazmedilmemiş” olması görüntüsüne...

Bu durum Trump'a ayar vermek, Trump'a bir çeşit “rot-balans ayarı yapmak” ötesinde anlam ve değer taşımaz. Bu hal geçicidir. Kronik değildir.

Böylelikle Trump'ı “İkinci Reagan dönemi” politikalarına taşıyacak olan “rüzgar”ın diğer kanadı da (Demokrat parti içinde ve çeperinde öbeklenen Liberal Müdahaleciler), yeni emperyalist saldırganlık, gerilim ve savaş tehdidi arabasının önüne “çekici atlar” olarak bağlandı ve böylelikle “takım” tamamlanmış oldu.

“Tea Party” dahil olmak üzere Amerikan “yeni konservatifler”in, Demokrat parti içinde mevzilenmiş “Liberal Müdahaleciler”le oluşturduğu Temsilciler Meclisi ve Senato’daki “yeni çoğunluk”, “yasama” gücü ile, söz konusu blokun rüzgarını üfleyecek hukuki (judikatif) zemini de sağlamaktadır.

Bu yeni cephe, “yeni saldırganlık bloku”nun parlamenter temsilcisidir. “Blok'un arkasında silah tekellerinin, ultra finanskapital güçlerinin, hammadde tekellerinin “dizilmiş” olduğu kolayca anlaşılabilir.

Bu yeni “Blok”un söz verdiği ve yöneldiği tek şey, mevcut güçlerin “daha efektif” kullanılmasıdır.

Amaaa, bu “hırslı” emperyalizm nasıl finanse edilecektir?

“Niyet” ortadadır. “Niyet” oluşmuştur, ama bu “niyet”in, bu politikanın finansmanı nasıl sağlanacaktır?

“İkinci Reagan dönemi” ulusal güvenlik ve savunma giderlerinin finansmanı için bütçenin “gevşetilmesi” gerekmektedir. Her yılsonu, sosyal giderlerin karşılanması, hatta memur maaşlarının ödenebilmesi için bile bir kriz olarak ABD meclislerinin önüne getirilen, Noel'e denk düşen geleneksel mali kriz, yani “Budget Control Act” bütçe sınırlaması yasağı, her defasında bir pazarlık konusu yapılmakta ve ardından “delinmek” zorunda kalınmaktadır. Bu duruma çoğunlukla “taş koyan” Cumhuriyetçiler, bundan gayrı ön açacak, kendi amaçları için “sıkı bütçe” histerilerini “askıya” alacaklardır

Ulusal güvenlik ve savunma giderlerinin sorunsuz sağlanması ve arttırılması için “Budget Control Act” belki de tamamen kaldırılacak, ya da başka bir yöntem keşfedilerek, devletin “sınırsız borçlanması”nın önünün açılması zorunlu olacaktır.

Elbette, benzeri bir kaynak bulma “iş”i için, sosyal harcamaların “kısıtlanması” ve buradan sağlanan “tasarruflar”ın, diğer amaçlar için kullanılması, her zaman başarılı bir yol olmaktadır. Bu da, önümüzdeki dönemde, değişik biçimlerde, şimdiye dek “akla gelmeyen cinlikler” ile uygulanacaktır.

ABD emperyalizminin güncel durumu kritiktir. Bu nedenle “kararsızlık”a yer yoktur.

Trump yönetimi, “birkaç vites yükseltme” zorunluğunu sırtında ve içinde hissetmektedir. Bu “kaynak bulunması” işi için gerekli (halkın aleyhine) “kemer sıkma” söz konusu olunca çözüm bulmak yeni judikatif bloka düşmektedir.

Gerekli kaynak elbette bulunacak ve ABD'nin emperyalist liderlik geleceğini garanti etmeyen, edemeyen “klasik”, “normal tempolu” emperyalizm politikaları cenderesinden çıkılacaktır.

Sovyetler’in yıkılmasında elde edilen başarılı “yol”un benzeri izlenecek; şimdi de, yeni dönemde de, gelecekte de Euro-Asyanın birleşmesi, Rusya Federasyonu ile Avrupa’nın yakınlaşması engellenecek, Rusya'nın ikinci kutup olarak, tek başına ya da grup lideri olarak (Şanghay beşlisi, BRİCS vs) “kendisini yeniden kurması”nın, pozisyon tutmasının önü alınacaktır.

Dünyanın, başta Asya olmak üzere, -sonrasında sıra Afrika’ya gelecek- kontrol, hakimiyet ve egemenliğinin henüz “mutlak” sağlanamadığı coğrafyalarda, ABD'nin “emperyalist egemenlik savaşı” mutlaka kazanılacaktır!

Bu yeni dönemde, Obama rejiminin “metal yorgunluğu” nedeniyle, burnunu tutarak, istemeyerek (hatta İsrail'i kızdırarak) izin verdiği gibi, hatta çoğu kez Obama'nın diz çökerek razı olduğu gibi, nükleer güç olmaya yeltenen İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerle ara/geçici anlaşmalara, bu anlama gelmek üzere “iki itişme arası geçici teneffüs”lere bile artık izin yoktur.

Ya ak ya kara! Ara gri tonlara bile artık izin yoktur!

Halleluya!

Peki ya, tarihte bir “trajedi” olarak yaşananların şimdi, gelecekte bir “komedi” olarak yaşanması ihtimali?

O da var...

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler