Tarlabaşı: Bir kent mücadelesi

Sergiyi hazırlayan ekipten Hande Akarca: “Tarlabaşı, hem oturanlar hem de orayı savunanlar açısından başından sonuna gerçekten bir kent mücadelesi. Oturanların hepsinin başından itibaren bir mücadeleleri var.”

Tarlabaşı: Bir kent mücadelesi

Röportaj: Fatoş Osmanağaoğlu

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi bir süredir Tarlabaşı/Beyoğlu konulu bir sergi hazırlığındaydı. 16 Ocak’ta sergi Oda’nın Karaköy’deki mekanında açıldı. SiyasiHaber yayın ekibi olarak bu sergiyi mercek altına almak istedik; çünkü ülke ve İstanbul kent mücadelelerinin tarihinde önemli bir yer tutuyor Tarlabaşı.

Sergi; tarihsel bir diyagram içinde fotoğraflar, tarihsel momentler için yazılı bilgiler, mücadele içerisinde açılmış davaların belgeleri, bir film çalışması ve İlhan Berk dizelerinden oluşan afişlerden oluşuyor. Ayrıca çalışmanın ana parçalarından bir kitap da yayınlanacak.

Sergi pek çok sosyolojik, ekonomik, siyasal ve tarihsel olguya da dikkatlerimizi çekiyor. Birkaç örneği alıntılarsak:

“Yapılan araştırmalara göre Tarlabaşı Yenileme Alanı’ında yaşayanların yüzde 33’ü İstanbul, yüzde 18’i Doğu Anadolu, yüzde 32,5’i Güneydoğu Anadolu doğumluydu. İstanbul doğumluların çoğu 15 yaş altı gençlerden oluşuyordu. Bu gençlerin ailelerinin yüzde 69’u 1990 sonrası zorunlu göçle İstanbul’a gelmişlerdi.”

“Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun boşaltılan köylerinden göçen Kürt vatandaşlar, Tarlabaşı’ında yaşayan akrabaları, hemşerilerinin yanına gelip burada boş bulunan binalara yerleşmeye başladılar. Evler bakımsız kiralar düşük ve hemşerilikle dayanışma güçlüydü.”

Sergiyi hazırlayan ekipten, aynı zamanda Mimarlar Odası Yönetim Kurulu üyesi Hande Akarca’nın sergi ile ilgili görüşlerine başvurduk.

Hande hanım bu sergiyi hazırlama fikri nasıl doğdu?

Oda’nın Kent mücadelesi ile ilgili çok emeği var ve arşivi de var, bunları bir araya getirmek gerekiyordu. Oda’nın arşiv ve kent mücadelesini belgeleyelim dedik. Hem zamanında ne kadar doğru şeyler söylediğini, hem de Oda’nın “sadece dava açıyor” şeklindeki imajını da bir şekilde değiştirelim istedik. Aslında Oda bunu çok dert etmiyor çünkü ne yapmak istediklerini çok iyi biliyorlar ama Oda’ya yönelik bir önyargı var. Halbuki çağımızda yaşadığımız bütün sıkıntıların aslında sadece bugüne ait olmadığı, bugünden çok gerilere gittiği, anlık hafızalarla bir şey yapamayacağımız bilinci, elimizdeki çok kıymetli belgeleri paylaşmak ihtiyacı ve hepsi bir araya gelince ilk başladığımız yere döndük ve yürütmede böyle bir çalışma yapmak üzere bir karar aldık.

Bir ekip oluşturduk. O ekiple araştırmaya başladık. Oda dergileri, arşivlerine baktık, hocalarla görüştük. Tarlabaşı ile başlamaya karar verdik, çünkü Tarlabaşı Oda’nın ilk hukuk mücadelesini başlattığı yer. Tarlabaşı bu nedenle bir başlangıç, arkasından bir sürü mücadele geliyor.

Odanın arşivi dijitalleşiyor, bu dijital arşiv de bir rehber olsun hazırladığımız kitap için dedik, ondan sonra Tarlabaşı ile ilgili çalışan ulaşabildiğimiz bütün akademisyenler ve araştırmacıları bir araya getirdik. Onlarla toplantılar yaptık, nasıl bir ürün çıkacağına karar verdik. Onlar ne katkılar sunabileceklerini anlattılar. Herkes üstüne düşeni aldı geçen senenin Ağustos’unda her şey hemen hemen şekillenmişti.

Kitap belli bir aşamaya geldikten sonra sergi de olsun dendi. Bir gün hocalarla yerinde tespit yapalım dedik. İlk bölümde 85’lerin mücadelesi, Hilmi Etikan’ın yazıp yönettiği “Tarlabaşı, Tarlabaşı” ismiyle belgeselleştirilmişti. Nasıl olsa dökümantasyonu dijitalleştiriyoruz, gittiğimiz yerlerde çekim yapalım, o çekimlerden belki küçük küçük bölümler yayınlarız dedik. O iş de büyüdü, o da küçük bir filme dönüştü. Orada ve daha sonra mülakat yapılan ilgili kişilerle bir araya gelen arkadaşlarımızdan Oğuzcan Kızgınkaya ve Emir Sarısaç bütün bunlardan bir derleme yaptı. Sergide o film de var. Onun adı da “Tarlabaşı” oldu.

Hep farklı misafirleri var Tarlabaşı’nın…

Tarlabaşı, hem oturanlar hem de orayı savunanlar açısından başından sonuna gerçekten bir kent mücadelesi. Oturanların hepsinin başından itibaren bir mücadeleleri var. Hep farklı misafirleri var Tarlabaşı’nın. Burası ilk adım, bu ilk adımdan gidilecek çok yer var. İnsanlar buradan alıp farklı çalışmalar yapabilirler. Buna benzer başka çalışmalar yapılabilir. Hem Oda mücadelesini anlatmak açısından hem de bu tür kentin neresinde ne oluyor ne bitiyor anlamak açısından ilk adım.

İstanbul’un pek çok bölgesinde “kentsel dönüşüm” adı altında çeşitli çalışmalar var. Bunun olabilecek sonuçları üzerine ne söylemek istersiniz?

Mücadeleye devam. 250 sayfalık bir kitabımız var, birçok insanın çalıştığı, tanıklıkların olduğu, bilgi aktarımlarının olduğu bir kitap bu. Oradan da görüldüğü üzere aslında bu işler hiç de hafife alınacak işler değil. Ekonomik düzenin beslenebilmesi için gereklilikler var ve o sürekli olarak herkesin beslenmesi için bir dinamik yaratıyor. Dünyanın belli yerleri var bence böyle açılan, oradan küresel ekonomi de besleniyor. Oradan yerel ekonomiler de besleniyor. Hafızalar çok küçük olduğu için de insanlar bunu göremeyebiliyor. Günü kurtarmaya çalıştığımız için de halkın kentsel dönüşüm için mücadele edeni de sadece daha fazla pay almak için mücadele ediyor olabiliyor. İdeolojik olarak mücadele edenler de var tabii, onu da mesela Sulukule’de yaşadık. Tutunamadı insanlar, çünkü bu insanlar genelde ekonomik olarak çok da özgür değillerdi. Biz nasıl mücadele ederek öğreniyorsak karşı taraf da öyle. Hiç kimse boş durmuyor.

Sergi için son sözleriniz de İstanbullular için olsun mu?

Bu sergiye katmayı istediğimiz şeyler de vardı. Hatıralar ve hikayeler kısmı vardı mesela, o yetişemedi sergiye. Onlar giremedi maalesef. Belki ilerleyen günlerde gücümüzü toplarsak onları da ekleriz. Elimizde çok malzeme var. Diyorum ya bu ilk, hakikaten buradan daha neler neler çıkar. Burada eksik olanın ileride görülüp tamamlanmasını diliyorum. Birileri gelsin şurası eksik kalmış, tamamlayalım desin, ne kadar mutluluk verici bir şey olur. 

18 Ocak Perşembe saat 18.00’de panelimiz var. Moderatörlüğünü Mücella Yapıcı'nın yapacağı panelde Zeynep Ahunbay, Asuman Türkün, Yücel Gürsel, Tarlabaşı Derneği eski başkanı Erdal Aybek, Asuman Kesim, avukatımız Can Atalay olacak. Öğreneceğimiz çok şey var. Hiçbir şey ilk defa olmuyor.

Ben de sergiyi gezerken açıkçası çok etkilendim çünkü bayağı eski bir tarihten başlamışsınız, burada yaşayan halkların hepsinin izlerini göstermişsiniz, tarihsel, ekonomik ve siyasal dönemleri göstermişsiniz. Hem kültürel varlıklarımıza hem de tarihe dair de pek çok bilgi bulabileceğimiz oldukça ilginç bir sergi olmuş. Çok teşekkür ediyoruz, çok kıymetli bir çalışma olmuş.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler