ŞPO: Sur'un tarihi dokusu 'güvenlik' uğruna tahrip ediliyor

Şehir Plancıları Odası, Sur’un yeniden inşa projesine ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, Sur’un tarihi dokusunun ‘güvenlik’ uğruna tahrip edildiği belirtildi.

ŞPO: Sur'un tarihi dokusu 'güvenlik' uğruna tahrip ediliyor

Günümüzde, uygarlıkların birikim alanları olan kentlerin; çatışmanın, yıkımın ve ayrışmanın özneleri haline geldiği vurgulanan açıklamada, Diyarbakır’ın Sur ilçesinin de 28 Kasım 2015’te başlayan ve 100 günü aşan çatışmalarda bu yıkımı yaşayan mekanlardan biri olduğu belirtildi.

ŞPO tarafından yapılan açıklamada, “Sur’u Toledo yapacağız” söyleminin bugün yerini “Sur’u sevgiyle yükseltiyoruz” söylemine bıraktığı ancak projenin Sur’un alanın tarihi, kültürel ve sosyolojik dokusunun göz ardı edilerek "yükseltildiği" belirtilerek, bu durumun hem Sur halkı hem de meslek insanlarında endişe yarattığı vurgulandı.

Açıklamada, halkın ‘acele kamulaştırma’ kararı akabinde tebligatlar aracılığıyla yerlerinden edildiği iddiaları duyulduğu belirtilerek sürecin koruma ve yaşatma ilkesine ne kadar uygun yürütüleceği konusunun belirsizliğini koruduğu belirtilerek, “28 Aralık 2016 tarihi itibariyle askıya çıkartılan Suriçi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı değişikliğinde, ilk günden bu yana Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın önceki Koruma Amaçlı İmar Planı`na uygun şekilde inşa edileceğini ifade ettiği alanlarda tarihi dokunun hiçe sayıldığı, tescilli yapıların görmezden gelindiği izlenmektedir” denildi.

ŞPO açıklamasında, son zamanlarda bölgede yürütülen neredeyse bütün plan değişikliği ve plan revizyonlarının savunma odaklı geliştiriliyor olmasının planlamanın bir savunma aracına dönüştürülmesi yönündeki mesleki kaygıları artırdığı belirtildi.

"Yaşanabilir Diyarbakır"ın nasıl yeniden inşa edileceği sorusunun havada bırakıldığı açıkça görülmektedir” denilen açıklamada, kadim bir kent dokusuna zarar vereceği düşünülen uygulamaları durdurmak ve düzeltilmesini sağlamak için hukuk yoluna başvuracağı kamuoyuna duyuruldu.

Şehir Plancıları Odası tarafından yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

Dünyada ve ülkemizde şiddetin gittikçe tırmandığı günümüzde, uygarlıkların birikim alanları olan kentler çatışmanın, yıkımın ve ayrışmanın özneleri haline gelmiştir. Diyarbakır`ın tarihi kent dokusu olan Suriçi yerleşmesi de, ilçe genelinde 28 Kasım 2015`te başlayan ve 100 günü aşkın süren çatışmalarla bu yıkıcı deneyimi ne yazık ki yaşayan mekânlarımızdan. Geçtiğimiz sene "Sur`u Toledo gibi yapacağız" söylemi bugün yerini, "Sur`u sevgiyle yükseltiyoruz"a bıraksa da içeriği yeni yeni netlik kazanmaya başlayan planlama çalışmaları kapsamında alanın tarihi, kültürel ve sosyolojik dokusunun göz ardı edilerek "yükseltildiği" anlaşılmakta ve bu yaklaşım hem yaşayan halkta hem de meslek insanlarında ciddi endişeler yaratmaktadır.

Dünya Kültür Mirası Listesi`ne 2015 yılında kabul edilmiş olan Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri ile ayrılmaz bir bütünün parçası olan Sur`u aslına uygun restore edeceği iddia edilen çalışmalara 4 Ocak günü törenlerle başlandı ve çalışmaların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü`nün hazırladığı projelerle yürütüleceği bilgisi paylaşıldı. Dicle Vadisi ve Kırklar Tepesi Kentsel Tasarım Projeleri ile Geleneksel Diyarbakır Evleri`nin temelleri aynı törende atıldı.

Tören ve öncesinde medyada paylaşılan reklam ve görseller tartışmaları da beraberinde getirdi. Bölgede acele kamulaştırma kararı akabinde gerçekleştirilen zarar tespit çalışmalarıyla birlikte yapıların yıkım ve enkaz kaldırma işlemlerinin de tamamlandığı görülmekte, halkın tebligatlar aracılığıyla zorla yerlerinden edildiği iddiaları duyulmaktadır. Ancak bundan sonra işleyecek sürecin koruma ve yaşatma ilkesine ne kadar uygun yürütüleceği hala belirsizliğini korumaktadır. Çünkü aslında 28 Aralık 2016 tarihi itibariyle askıya çıkartılan Suriçi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı değişikliğinde, ilk günden bu yana Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın önceki Koruma Amaçlı İmar Planı`na uygun şekilde inşa edileceğini ifade ettiği alanlarda tarihi dokunun hiçe sayıldığı, tescilli yapıların görmezden gelindiği izlenmektedir. Hasırlı mahallesinde 2, Cevatpaşa, İskenderpaşa, Melikahmet ve Alipaşa mahallelerinde ise birer olmak üzere toplamda 6 karakol inşa edileceği; bu karakolların hem ana akslarla olan hem de kendi aralarındaki ulaşım bağlantılarının çok ciddi oranda yol genişletmelerle sağlanacağı görülmektedir. Kente hiçbir zaman barışın gelmeyeceği ve sürekli çatışma olacağı varsayımıyla oluşturulan yeni alanlarda Dünya Kültür Mirası`nın nasıl yaşayacağı sorunsalını gözetmeyen bu duruma ek olarak; bahse konu imar plan değişikliğini, İstanbul`da Ayasofya Müzesi ile Sultan Ahmet Camii arasına devasa karakol yapımını içeren ve/ya Süleymaniye Camii`nin bahçesine karakol yapmak şeklinde somutlamak mümkündür. Bu durumun genel şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlılığı olmadığı gibi, son zamanlarda bölgede yürütülen neredeyse bütün plan değişikliği ve plan revizyonlarının savunma odaklı geliştiriliyor olması da planlamanın bir savunma aracına dönüştürülmesi yönündeki mesleki kaygılarımızı artırmaktadır.

Diğer yandan anılan projelerle ilçe genelinde rekreatif amaçlı yeniden düzenlemelerin yapılacağı, yaşayanların borçlandırılarak ya da TOKİ konutlarına yönlendirilerek on yıllardır yaşadıkları mahallelerinden çıkartılıp başka mevkilerde üretilecek binlerce konuta yerleştirileceği anlaşılmakta ve tüm bunlarla "Yaşanabilir Diyarbakır"ın nasıl yeniden inşa edileceği sorusunun havada bırakıldığı açıkça görülmektedir.

Çoğu hamlenin güvenlik amaçlı yapıldığı açıkça ifade ediliyor olsa da, güvenliği sağlamanın ve korunarak gelecek nesillere taşınması gereken bir yerleşimin iyileştirilmesinin, başka yollarının da olduğunu bilerek, koruma altındaki alanlarda ve ilçe bütününde yapılacak bu ve benzeri mekânsal müdahalelerin söz verildiği şekliyle koruma öncelikli olarak planlanması, tarihi ve kültürel varlıkların somut-soyut değerlerinden ve yaşayanlarından koparılmaksızın kimliklerinin yaşatılması, geleneksel dokunun tahrip edilmeksizin korunması ve bölge halkının şartlarına ve taleplerine azami hassasiyet gösterilmesinin ısrarlı beklentisi içinde, kadim bir kent dokusuna zarar vereceğini düşündüğümüz uygulamaları durdurmak ve düzeltilmesini sağlamak için hukuk yoluna başvuracağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler