Sol, Güney Kürdistan'daki referanduma ne dedi: SYKP, ESP, Yeşil Sol Parti, EMEP, Halkevleri, ÖDP, HTKP, KP

Güney Kürdistan’da düzenlenen bağımsızlık referandumu bugün başladı. Referandum öncesi açıklamalarda bulunan sol-sosyalist parti ve örgütler, referanduma ilişkin tavırlarını ortaya koydular.

Sol, Güney Kürdistan'daki referanduma ne dedi: SYKP, ESP, Yeşil Sol Parti, EMEP, Halkevleri, ÖDP, HTKP, KP

SiyasiHaber

Güney Kürdistan’da gerçekleştirilen referandum öncesinde sol, sosyalist parti ve örgütler, bağımsızlık referandumuna ilişkin tavırlarına dair açıklamalar yaptı.

HDP bileşenlerinden Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Emek Partisi (EMEP) Halkevleri, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve TKP (KP) ve TKP (HTKP); referanduma ilişkin tavırlarını yaptıkları açıklamalarla duyurdu.

SYKP: Kürt Halkının tehdide değil anlayışa ve desteğe ihtiyacı var!

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) tarafından yapılan açıklamada, tüm halkların nasıl yaşayacaklarını belirleme hakkının temel insan hakkı olduğu ve hiçbir koşulda engellenemeyeceğinin altı çizildi. Açıklamada, CHP’nin Meclis’te tezkere oylamasındaki tavrı eleştirilirken, “Ana “Muhalefet” partisi CHP’nin de Erdoğan ve AKP’nin saldırgan politikasına bir kez daha destek verdiğini görüyoruz ne yazık ki” denildi ve tezkereye tepki gösterildi.

SYKP’nin açıklaması şöyle:

25 Eylül 2017 tarihinde Güney Kürdistan’da gerçekleştirilecek “Bağımsızlık Referandumu”na ilişkin bölge ve dünya devletlerinden üst üste açıklamalar, tehditler gelmeye devam etmekte.

ABD’den Rusya’ya, Avrupa’dan Bölge devletlerine herkes referandumun, yani Kürt halkının kaderini tayin hakkının ertelenmesi, hatta iptal edilmesi gerektiğini ilan ediyor.

Kimse Kürd’e, ‘‘derdin, talebin nedir?’’ demiyor ama herkes bağıra çağıra neden kendi kaderini belirleme hakkından vazgeçmesi gerektiğini anlatıyor.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ilan edilirken seyredenler, destekleyenler söz konusu Kürdün bağımsızlığı olunca tehdit üstüne tehdit savuruyor.

Birleşmiş Milletler toplantısından hemen ardından MGK ve Bakanlar Kurulunu toplayan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, henüz kendi “gayrimeşru” referandumunun hesabını vermemişken, başka bir ülkenin sınırları içerisinde gerçekleşecek bir referandumu “gayrimeşru” ilan ediyor.

MGK toplantısının ardından yapılan açıklamada Irak’ın toprak bütünlüğünün ancak “Araplar, Kürtler, Türkmenler, Ezidiler, Keldaniler, Süryaniler ve diğer toplumsal gruplardan oluşan çoğulcu yapısının” korunarak sağlanabileceğine gönderme yapılıyor. Peki, Türkiye’nin çoğulcu yapısını nasıl sağlayacak ve koruyacağız? Bu aklı veren MGK Ermeni/Kürt/Alevi hitaplarıyla Ankara’ya gömülmesine dahi tahammül edilmeyen Xatun Ana için ne diyor?

MGK’nın ardından açıklama yapan Bakanlar Kurulu “referandumun ertelenmesi yetmez, tamamen iptal edilsin” diye buyuruyor. Gerekçe olarak da “Bu referandum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli güvenliğine doğrudan bir tehdittir.” izahatında bulunuyor.

2000 TIR’lık envanterle, eğitim kamplarıyla, insan kaynağı, lojistik ve teknik imkânlarla desteklenen cihatçı gruplar “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli güvenliğine doğrudan bir tehdit” olarak görülmezken, Güney Kürdistan halkının barış ve iyi ilişkiler perspektifli bir gelecek kurma niyetinin “tehdit” olarak ele alınıyor oluşunu anlamak gerçekten güç!

Ana “Muhalefet” partisi CHP’nin de Erdoğan ve AKP’nin saldırgan politikasına bir kez daha destek verdiğini görüyoruz ne yazık ki. 25 gün boyunca “Adalet” diye yürüyüp sonrasında bir kez daha AKP’nin adaletsizliğine, saldırganlığına destek vermek nereden baksanız bakın tutarsızlık olacaktır. Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü sonrası açıkladığı 10 maddelik deklarasyonun 10. ve son maddesi şöyle diyordu: “Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemiz içindeki sorunları da kökleştirmiştir. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara kardeşçe yaklaşan adilane bir dış politikaya dönüş yapmalıdır.” Irak’a, Güney Kürdistan’a savaş tezkeresine “evet” demek bu maddeyi çiğnemek demektir. CHP bir kez daha Erdoğan’a ve AKP’ye can simidi, saldırgan politikalarına payanda olacaksa bundan sonra ağzından çıkan Adalet kelimesinin hiçbir hükmü kalmayacaktır!

Emperyalist devletlerin müdahalesiyle savaş meydanına dönen bölgemizin savaş politikalarına değil, birbirini daha fazla anlayan, dinleyen, barış, eşitlik ve adalet içerisinde, bir arada yaşamın imkânlarını yaratan politikalara ihtiyacı var.

Ortadoğu’da ya da dünyanın her noktasında yaşayan tüm halkların nasıl yaşayacaklarını belirleme hakkı temel insan hakkıdır ve hiçbir koşulda engellenemez. Güney Kürdistan’da 25 Eylül günü gerçekleştirilecek “bağımsızlık referandumu” karşı olunup ekonomik, siyasi, askeri tehditle bastırılacak bir durum değil, aksine, anlayışla karşılanıp bu talebin altında yatan bölgesel gerçeklikle yüzleşerek bir arada yaşamın önünü açacak politikalar geliştirilmesi yönünde bir uyarı olarak değerlendirilmelidir.

Olağanüstü toplantıya çağrılan TBMM’de bir kez daha uzatılacak olan savaş tezkeresi bölge, Türkiye halklarına umut, barış, istikrar ve huzur vaat etmemektedir. Bütün halklarımızı kendi seçtikleri vekillere tezkereye “hayır” oyu kullanması yönünde baskı yapmaya çağırıyoruz.

ESP: Bağımsızlık referandumu haktır, savaş tezkeresi suça ortak olmaktır!

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) de yaptığı açıklamada Güney Kürdistan’daki referandumun hak olduğunu vurguladı. ESP tarafından yapılan açıklamada, tezkereye de tepki gösterilirken, CHP’nin tavrı eleştirildi. “Tutarlı bir demokrat ve sosyalist, ulusların mevcut yöneticilerinin burjuva veya gerici bir niteliğe sahip olup olmadığına bakmaksızın Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nın yılmaz bir savunucusu olmak zorunda değil midir?” denilen açıklamada, “İşçilerin ve emekçilerin çıkarına olan şey halkların bir arada ve gönüllü birlikteliğidir. Gönüllü birlikteliğin temeli, hayatın her alanında olduğu gibi, ayrılma hakkıdır” ifadelerine yer verildi.

ESP tarafından yapılan açıklama şöyle:

Güney Kürdistan'daki Bağımsızlık Referandumu yaklaştıkça Türkiye kamuoyundaki tartışmalar da giderek alevleniyor. Siyasi iktidar, elindeki tüm propaganda imkânlarını kullanarak içeride ve dışarıda aralıksız bir şekilde bu referandumun meşru olmadığı fikrini yaymaya çalışıyor; tehditler savuruyor; tatbikat adı altında sınıra askeri yığınak yapıyor. Son olarak da savaş tezkeresini meclisten bir an evvel geçirip hem referanduma müdahale etmek, hem de Rojava Devrimi'ne karşı yürüttüğü savaşı sürdürebilmek için alarma geçtiğini görüyoruz. Diktatörlüğün koltuk değneği olan milliyetçi kanat da ağzından köpükler saçarak siyasi iktidara destek sunuyor. Kürt Halkının varlığını inkâr ve sömürgecilik üzerine kurulmuş rejimin bugünkü sahipleri olanların böylesine faşist bir dil ve hâl içerisinde olmasında şaşılacak bir şey yok, şüphesiz.

Demokrasi söylemlerini eksik etmemesine rağmen faşizmin kurumsallaşmasında büyük emeği geçen ana muhalefet partisinin de bu konuda farklı bir tavır aldığı söylenemez. Sözüm ona sosyal-demokrat bir partinin yöneticileri şöyle ağız dolusu bir şekilde ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunamıyor, egemen bir akılla “Referandumun Türkiye'ye ne kazandırıp, ne kaybettireceğini” tartışıyor. Rojava Devrimi'ni tanımak şöyle dursun, oradaki halktan hala "unsur" olarak bahseden ve “Savaş tezkeresinin içeriğini görmeden bir şey söyleyemem” diyen ana muhalefet lideri, en hafif tabirle siyasi gericilikten oy devşirme hayali ile sarhoş vaziyette ruhunu yeniden faşist Yenikapı Ruhu'na armağan ediyor.

Maalesef durum birçok devrimci demokrat parti ve yapılarda da farklı değil. Barzani'nin burjuva iktidarını ve ABD'nin bölgedeki hedeflerini gerekçe göstererek sözde anti-emperyalizm karşıtlığı üzerinden referanduma karşı olduklarını açıklayanlar, konu Kürt'lerin ulusal olduğu zaman maalesef yine Türk Devleti'nin sömürgeci ve yayılmacı rejiminin arkasında hizalanıyor, devletin sol kanadı olarak tarihsel faşizmin kendini yeniden üretmesine yardımcı olmuş oluyorlar. Oysa tutarlı bir demokrat ve sosyalist, ulusların mevcut yöneticilerinin burjuva veya gerici bir niteliğe sahip olup olmadığına bakmaksızın Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’nın yılmaz bir savunucusu olmak zorunda değil midir? Hele ki emperyalistler ve onların işbirlikçileri tarafından parçalanarak dört ulus-devlete sömürge olarak dağıtılmış bir halkın bağımsızlık talebinin bir sosyalisti ya da demokratı rahatsız etme sebebi şovenizmden başka ne olabilir?

İşçiler, Emekçiler ve Tüm Ezilenler!

Başka halkların bağımsızlığının engellenmesinde bizlerin hiçbir çıkarı olamaz. Sömürgecilikte, işgalcilikte ve yayılmacı savaşlarda bizlerin hiçbir çıkarı olamaz. Tehdit altında olan bizim emeğimiz, özgürlüğümüz ve hayatımız değil, siyasi iktidarın, patronların, yani egemenlerin çıkarlarıdır. İşçilerin ve emekçilerin çıkarına olan şey halkların bir arada ve gönüllü birlikteliğidir. Gönüllü birlikteliğin temeli, hayatın her alanında olduğu gibi, ayrılma hakkıdır. Güney Kürdistan'ın referandum yoluyla bağımsızlığını oylaması da, Rojava'nın kendini DAİŞ barbarlığından koruması da oralarda yaşayan tüm halkların en doğal hakkıdır. Emeğimizi sömüren, bizi yoksullaştıran, bizi tek tip olmaya zorlayan, çocuklarımızı bilim-dışı gerici bir karanlığa hapsedip, gündelik hayatımızı dinselleştiren AKP/Saray iktidarına karşı özgürleşmek istiyorsak onun faşist ve sömürgeci savaş planlarına dur diyelim.

Bağımsızlık Referandumu Haktır, Savaş Tezkeresi Suça Ortak Olmaktır!

Halkevleri: Savaşa hayır! Yaşasın halkların kardeşliği!

Halkevleri Genel Sekreteri Dilşat Aktaş, TBMM’de AKP, MHP ve CHP’nin oylarıyla kabul edilen tezkereye ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, tezkerenin Türkiye halklarına karşı çıkarıldığını ve AKP diktatörlüğüne hizmet ettiğini vurguladı. Açıklamada tezkereye “evet” diyen CHP’ye, “CHP her kritik dönemeçte olduğu gibi yine AKP’ye ‘evet’ demiştir. Bu bir acizlik gösterisidir ve bu acziyetle diktatörlük engellenemez” sözleriyle tepki gösterilirken, “Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı vardır ve gayrimeşru olan diğer ulusların kaderini belirlemeye yönelik dış müdahaleler, komşu yönetimlerin egemenlik haklarını ihlal eden askeri operasyonlardır” denildi.

Halkevleri Genel Sekreteri Dilşat Aktaş tarafından yapılan açıklama şöyle:

AKP/Saray rejimi, hükümete verilen sınır ötesi operasyon yetkisini bir yıl daha uzatan yeni bir savaş tezkeresini TBMM’nin onayına sundu. MHP ve CHP’nin desteğiyle de onaylattı. AKP bu yetkiyle Suriye’ye ve Irak’a yönelik yeni askeri müdahalelerde bulunabilecek.

Halihazırda Fırat Kalkanı operasyonu gerekçesiyle Suriye’nin kuzeyine asker göndermiş olan AKP iktidarı; Rusya’nın ittirmesiyle, bir cihatçı bataklığına dönüşen İdlip’e de asker gönderileceğini açıklamıştı. Bundan başka Suriye’de PYD’nin kontrolündeki Afrin kantonuna ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına yönelik askeri müdahale olasılığı iktidar sözcüleri ve medyasınca sık sık dile getiriliyor.

Savaş, AKP’nin diktatörlük projesine hizmet eder

Bugün TBMM’de görüşülen savaş tezkeresinin gündeme getirilmesinde bahsi geçen askeri operasyonlar ve yeni operasyon olasılıkları; Ortadoğu’daki gerici beklenti,  ilişki ve çıkarlar bir neden olmakla birlikte, esas olarak ülkemizin iç ortamını AKP’nin faşist bir diktatörlük kurma hedefine göre şekillendirme çabası belirleyicidir.

AKP faşist diktatörlüğe geçiş sürecinde önemli bir merhale olarak gördüğü 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimini, demokratik şartların kısmen de olsa güvence altına alınabildiği “olağan” koşullarda bir seçim olarak yaptırmamaya kararlıdır.

Son iki yılda gördüğümüz gibi şiddet terör, baskılarla dolu bir dönemin sonunda bile referandum sonuçlarını bile ancak hırsızlıklarla kendi lehine çevirmiştir. AKP/Saray rejimi savaşsız şiddetsiz gerilimsiz bu ülkeyi yönetememektedir.

Kürtlere karşı içte ve dışta savaş politikaları, diktatörlük inşasının da temeli olan AKP-MHP ittifakının çimentosu olarak görülmektedir. Bu politika aynı zamanda CHP’yi ve genel olarak da batıdaki bütün toplumsal muhalefeti devletçi-milliyetçi reflekslerle AKP’ye yedeklemeye yönelik bir manevradır ve CHP de her kritik dönemeçte olduğu gibi yine AKP’ye “evet” demiştir. Bu bir acizlik gösterisidir ve bu acziyetle diktatörlük engellenemez.

Komşularımızın egemenlik hakkını ihlal etmek gayrimeşrudur

AKP, tezkere oylamasının Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yapılacak olan bağımsızlık referandumu nedeniyle erken yapıldığını, Mesud Barzani yönetimine yönelik bir gözdağı olduğunu söylemektedir. IKBY’deki referandumun gayrimeşru olduğu iddia edilmektedir. Oysa referandum Irak’ın iç işidir ve dışarıdan müdahalenin hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Bunun da ötesinde her ulusun kendi kaderini tayin hakkı vardır ve gayrimeşru olan diğer ulusların kaderini belirlemeye yönelik dış müdahaleler, komşu yönetimlerin egemenlik haklarını ihlal eden askeri operasyonlardır.

Ortadoğu’da, ABD hizmetinde bir Sünni ittifakı kurmaya çalışırken PKK ve Suriye Kürtlerine karşı Barzani yönetimini kullanmaya çalışan, IKBY’nin petrollerini merkezi Irak yönetiminin karşı çıkmasına rağmen pazarlayan ve Bağdat’ı değil Erbil’i muhatap alacağını söyleyen AKP, şimdi ne oldu da Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda hassasiyet gösterip ve bağımsızlık referandumuna karşı çıkıyor?

Savaş tezkeresi Türkiye halklarına karşıdır

Belli ki Irak’ta ya da Suriye’de Kürtlere karşı yapılacak bir sınır ötesi harekat ya da böyle bir harekat yapılmasa bile bir olasılık olarak sürekli gündemde tutulması, AKP’nin diktatörlük projesini üzerine kurduğu ittifakın sürdürülebilmesi ve milliyetçiliği körükleyerek oyların konsolide edilebilmesi açısından yaşamsal görünüyor.

AKP, bir savaş atmosferi içinde toplumsal muhalefeti bölerek, muhalefet üzerindeki baskıyı ve halka karşı terörü tırmandırarak kendine uygun bir seçim ortamı hazırlamak istemektedir.

Bu savaş tezkeresi Türkiye halklarına karşıdır. Türkiye’nin geleceğini ipotek altına almak için çıkarılmaktadır.

AKP iktidarı emperyalizmden de icazet alarak yeni sınır ötesi operasyonlara giriştiğinde, halklar arası düşmanlık tırmanacak, Kürt sorunu daha büyük bir çözümsüzlüğe sürüklenecek, Temmuz 2015’ten bu yana süren “Saray’ın savaşı”nda yaşamını yitirenlere yenileri eklenecek, Türkiye hariç olmamak üzere Ortadoğu emperyalist müdahalelere daha açık hale gelecek ve halkların bir arada, kardeşçe yaşama umutları zayıflayacaktır.

Savaşa hayır! Yaşasın halkların kardeşliği!

EMEP: Kürtlerin tercihine saygı duyulmalıdır

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, yazılı bir açıklama yaparak EMEP’in referandum konusundaki görüşlerini açıkladı. Gürkan açıklamasında, “Bir halkın kendi kaderini tayin hakkını kullanmasına sınırlar çizen bazı sol partiler Kürt halkını desteksiz bırakmıştır” dedi.

Açıklamada, referandum sürecinin bir beka kaygısını kışkırtacak biçimde ele alınmasının sadece bağımsızlık diyen Kürtler’in değil Türkiye’de yaşayan her ulus ve milliyetten halkın da demokrasi ve barış taleplerini, kardeşçe birlikte yaşama arzusunu hiçe saydıkları ifade edildi.

Halkların nasıl yaşamak isteyeceklerine kendilerinin karar vereceği ve onların kendi kaderlerini tayin hakkının bu halk tarafından belirlenmiş kıstasları dışında kısıtlamaları olmadığının altı çizilen açıklamada “Kürtlerin haklarını inkar etmek yerine eşitliğin, demokrasinin Türkiyesi’ni kurmak için mücadele etmek anlamlıdır. İşçiler ve emekçiler için önemli olan budur” denildi.

EMEP’in açıklaması şöyle:

Kürt Bölgesel yönetiminde kurulan referandum sandığından bağımsızlığa yüzde 90 oranında evet yanıtı çıktı. Kendi kaderini, oylarını bağımsızlık yönünde kullanarak belirleyen Kürt halkı Ortadoğu’daki siyasetin dengelerini değiştirecek bir girişimde bulunmuş oldu.

Halkların nasıl yaşamak isteyeceklerine kendileri karar verir ve onların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkının, bu halk tarafından belirlenmiş kıstasları dışında kısıtlamaları yoktur.

Sandıkta bağımsızlık için oy kullanan Kürt halkının iradesine saygı duyulmalıdır.

Türkiye’de kendi geleceğini ve Ortadoğu’daki hareket alanını Kürtlerin statüsü üzerinden tanımlayan siyasi iktidar ise bu referanduma başından beri karşı çıkarak engellemeye, tehdit etmeye ve fiziki güç gösterisinde bulunmaya çalışmıştır ve buna devam etmektedir. IKBY’de ortaya çıkan bağımsızlık talebinin içerideki Kürtleri de etkileyeceği, ayrılma düşüncesini tetikleyeceği korkusu bu teyakkuzun başlıca nedenidir.

Türkiye Kürtlerine yapılan muamele hep bu korku ile belirlenmiştir. Kürt yurttaşlarının haklarını tanıyan bir kurumlaşmadan uzak duran; onların eşit ve özgür olarak birlikte yaşama taleplerini bastıran, giderek Kürt sorunu yoktur noktasına kadar gelen siyasi iktidar için referandum da bir iç sorun olarak ele alınmış; iç politikanın uzantısı olarak görülmüştür. Şimdi de Kürt tercihi müdahale tehdidiyle kuşatılmaya, bölgenin diğer devletleriyle ortak harekatlar düzenlenerek cezalandırılmaya çalışılmaktadır.

Meclis’ten alelacele çıkarılan teskere zaten fay hatlarında gerilim biriken bölgenin daha da karışmasından Hükümetin yarar umduğunu göstermektedir.

Öte yandan bu teskere oylanırken hiçbir tereddüt göstermeyerek “evet” diyen ana muhalefet partisi de bir kıvılcımın yol açacağı muhtemel bir savaştan sorumlu olacaktır. Ancak bu hatadan dönüş o kadar kolay değildir.

Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını küçümseyen, Barzani iktidarının ABD ile ilişkilerini gerekçe göstererek referanduma karşı çıkan, bir halkın kendi kaderini tayin hakkını kullanmasına sınırlar çizen bazı sol partiler de Kürt halkını desteksiz bırakmıştır. Oysa bugün sandıkta ulusal baskılara karşı bağımsızlık talebiyle oy kullanan halkın, yarın emperyalizmle hesaplaşma iradesi göstermeyeceğinin garantisi yoktur ve toprak bütünlüğü savunulan Irak merkezi yönetimi de emperyalist devletlerden bağımsız değildir.

Bütün dünyada işçi ve emekçiler için halkların birlikte ve barış içinde bir arada yaşaması önemli bir taleptir. Bu birlik ve barış içinde yaşamanın koşulları ise, savaşsız yapamayan, gerilim politikalarından beslenen diktatörlükler altında yaratılamaz. Barış ve kardeşliğin imkanı, eksiksiz bir demokraside yaratılacaktır.

Bugün referandum sürecini ve sonuçlarını bir beka kaygısını kışkırtacak biçimde ele alanlar sadece bağımsızlık diyen Kürtler’in değil, Türkiye’de yaşayan her ulus ve milliyetten halkın da demokrasi ve barış taleplerini, kardeşçe birlikte yaşama arzusunu hiçe sayıyor demektir.

Kürtlerin haklarını inkar etmek yerine eşitliğin, demokrasinin Türkiyesi’ni kurmak için mücadele etmek anlamlıdır. İşçiler ve emekçiler için önemli olan budur.

Yeşil Sol Parti: Kürt halkının iradesini beyan etmesi için yapılacak referandum meşrudur!

HDP bileşenlerinden Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) de Güney Kürdistan referandumuna ilişkin açıklamada bulunarak, referandumun meşru olduğunu belirtti.

Açıklamada, halkların bağımsızlık da dahil bütün meşru taleplerine saygı göstermek gerektiği ifade edilirken, tarafların sorumlu davranması gerektiği belirtildi ve “Irak Kürdistanı’nda 25 Eylül’de yapılacak referandumu, Kürt halkının kendi geleceğiyle ilgili ortaya koyacağı iradeye karşı durarak değil, muhtemel sonuçlara ve olası yeni çatışma ihtimallerine karşı, müzakere temelli ve barış eksenli bir yolla çözüm bulunması gerektiğini düşünüyoruz. 25 Eylül referandumunun, bölge halkları arasında eşit haklar temelinde gelişecek barışa ve demokrasiye katkı sağlamasını umuyor, Ortadoğu’nun demokratik geleceği için Kürtler ve bütün Ortadoğu halklarını selamlıyoruz” denildi.

Yeşil Sol Parti tarafından yapılan açıklama şöyle:

Halklar ve inançlar mozaiği olan Ortadoğu’da, Irak’ın Kuzey’inde yapılacak bağımsızlık referandumu üzerinde büyüyen tartışmalar, çeşitli kesimlerin demokrasiye ve halkların iradesine yönelik tutumlarını bir kez daha ortaya koyması bakımından ilgi çekicidir. Bölgemizde bu sıcak gelişme yaşanırken, bir Avrupa ülkesi olan İspanya’da da Katalanların bağımsızlık referandumunun da bir başka coğrafyada benzer tartışmalara yol açtığını görüyoruz.

Öncelikle belirtmek isteriz ki, halkların bağımsızlık da dâhil bütün meşru taleplerine saygı göstermek gerekir. Bölgedeki gelişmelerin artık Suriye savaşının başladığı günlerdekinden önemli farklılıklar gösterdiği/göstereceği bir sürece girdiğini bilerek; artık bölgede Kürtler’siz bir gelecek olmayacağı/olamayacağını kabul üzerinden herkesin barış eksenli bir bölge siyasetine yönelmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yapılacak referandumun, Kürt halkının meşru taleplerini yıpratmayacak ve bölgedeki diğer halklarla karşı karşıya gelinmesine olanak vermeyecek bir düzlemde ele alınması ve tarafların bu sorumlulukla davranması gerekmektedir. Referandum kararının ve bu kararın karşısında çeşitli pozisyonlar ifade edenlerin bu süreçte, bölgedeki çeşitli etnik, kimlik ve farklı inançlara sahip halkların demokratik birlikteliğine zarar vermemesi, aksine sürecin barış eksenli ve demokratik bir Ortadoğu’nun şekillenmesine katkı sağlaması da önemli beklentilerimizden biridir.

Referandumun zamanlaması ve onu gündeme getiren Kürt hareketinin siyasal bağlamdaki nitelikleri üzerine birçok şey söylemek mümkün olmakla beraber bütün bunları, yapılacak referandumun bölge halkları için demokratik zemini güçlendirecek bir araca dönüşmesinin önünde bir engel olarak görmüyoruz.

Doğası gereği Kürt sorunu, başta orta doğu ülkeleri olmak üzere birçok ülkeyi ilgilendiren ve kapsayan uluslararası bir sorundur. Kürt sorunun bu özelliğinden dolayı da referandum sürecine birçok ülke müdahale etmeye çalışmaktadır. Türkiye ve onun gibi bazı ülkeler ise, Kürtlerin söz konusu adımını bölgedeki çatışmaları derinleştirmenin bir aracı haline getirmeye ve bölge devletleri arasında Kürt düşmanlığı üzerinden bir ortaklık zemini yaratmaya çalışmaktadırlar.

Bu noktada bölgede bir Şii-Kürt gerginliği ve daha da kötüsü bu halklar arasında bir çatışma da körüklenmek istenmektedir. Orta doğudaki halkların birbiriyle savaşmak yerine olası sorunları dayanışma ve barış içinde müzakere yoluyla çözmeleri bölgede barışın oluşması ve güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin de, bölgedeki ezilen halkların kendi gelecekleri için irade ortaya koymalarını kendisi için tehlike olarak görmekten vazgeçmesi gerekmektedir.

Kürt sorununun uluslararası çözümü üzerine laf kurulurken sırf ABD’nin veya başka diğer güçlü devletlerin bölge politikası üzerinden soruna bakmak, reel gerçeklikten uzak bir noktaya savrulmayı da beraberinde getirmektedir. Daha da kötüsü, halkların kendi kaderleri üzerine söz söyleme hakkını emperyalizmin mutlak yenilgisinin yaşanacağı güne ötelemek gibi yaklaşımlar, bu sorunun eşit haklar temelinde çözümüne gönülsüzlüğü içinde barındırmaktadır. Kürt sorunun statü temelli çözümüne veya Kürt halkının meşru taleplerine, devletlerin “toprak bütünlüğü” penceresiyle yaklaşmak ise Türkiye’deki solcular, sosyalistler, demokratlar için, tarihsel olarak düşülebilecek en geri ve en devletçi tutumu ifade etmektedir.

Yeşil Sol Parti olarak;

Irak Kürdistanı’nda 25 Eylül’de yapılacak referandumu, Kürt halkının kendi geleceğiyle ilgili ortaya koyacağı iradeye karşı durarak değil, muhtemel sonuçlara ve olası yeni çatışma ihtimallerine karşı, müzakere temelli ve barış eksenli bir yolla çözüm bulunması gerektiğini düşünüyoruz. 25 Eylül referandumunun, bölge halkları arasında eşit haklar temelinde gelişecek barışa ve demokrasiye katkı sağlamasını umuyor, Ortadoğu’nun demokratik geleceği için Kürtler ve bütün Ortadoğu halklarını selamlıyoruz. 

Türkiye’nin yeni bir Ortadoğu şekillenirken, bölgenin demokratik güçlerini destekleyen politikalara yaklaşarak, içerideki Kürt meselesine bağlı kaygılarından arınarak, Kürtleri ve bölge halklarını dost görerek kucaklaması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Türkiye’nin iç barışı artık bölge barışı ile ele alınmak zorundadır. Bu anlamda yeniden gündeme gelen sınır ötesi harekata olanak veren teskerenin geri çekilmesi ve Türkiye’nin Ortadoğu halkları için müzakerenin, barışın ve demokratik bir geleceğin başat taşıyıcılarından olması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.

ÖDP: Irak’ta savaş değil barış bağımsızlık değil demokratik birlik

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) tarafından yapılan açıklamada ise, Kürdistan referandumuna karşı çıkıldı. “Bugün, Irak’ta gerçekleşecek bağımsızlık referandumu bölge halkları arasındaki birliği güçlendirecek, emperyalizmin bölgeye yönelik müdahalesini sınırlayacak bir sonuç üretmeyecektir” ifadeleriyle karşı çıkılan açıklamada, sürecin bölge halklarına ‘kanlı iç savaşlar dışında hiçbir şey vaat etmediği’ ifade edildi. Bağımsızlık referandumunun Irak’tan başlayarak bölgesel düzleme taşınacak yeni bir iç savaşın tetikleyicisi olacağı savunulan açıklamada, “Bu da bölgede Amerika’nın, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin daha çok müdahale imkanına kavuşması sonucunu doğuracaktır” denildi.

ÖDP Başkanlar Kurulu’nun açıklaması şöyle:

Ortadoğu’da sürmekte olan savaş, 25 Eylül’de Irak’ta gerçekleştirilmesi planlanan ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’ ile derinleşme sürecine evriliyor.

Irak bu noktaya kendiliğinden gelmedi. ABD emperyalizmi, Ortadoğu’nun enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak ve bölgeyi küresel sermayenin sınırsız talanına açacak bir hakimiyet kurmak için bölgeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalayan bir politika izledi. ABD işgali ile Irak’ın merkezi bütünlüğü ortadan kaldırılarak ülke etnik-mezhepsel temelde fiilen bölündü. Bugün Suriye’de de benzer bir süreç yaşanmaya devam ediyor.

1916’da Ortadoğu’nun Sykes-Picot anlaşmasıyla emperyalistler arasında paylaşılarak sınırların çizilmesine benzer bir süreç 21.yüzyılda bir kez daha yaşanıyor. Ortadoğu, emperyalizmin gölgesi altında yeniden paylaşılıyor.

Bölgeyi emperyalizmin müdahalesi altında etnik-mezhepsel temelde bölerek yeni sınırlar oluşturma doğrultusunda ilerleyen bu süreç bölge halklarına kanlı iç savaşlar dışında hiçbir şey vaat etmiyor.

Irak’ta Barzani önderliğinde gündeme getirilen ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’ bu bütünlükten ayrı değerlendirilemez. Kuşkusuz ki bir halk nasıl istiyorsa öyle yaşamalı ve kendi kaderini özgürce tayin etmelidir. Ancak bu genel ilke koşullardan tümüyle bağımsız olarak da düşünülemez. Bugün, Irak’ta gerçekleşecek bağımsızlık referandumu bölge halkları arasındaki birliği güçlendirecek, emperyalizmin bölgeye yönelik müdahalesini sınırlayacak bir sonuç üretmeyecektir. Aksine, bağımsızlık referandumu Irak’tan başlayarak bölgesel düzleme taşınacak yeni bir iç savaşın tetikleyicisi olacaktır. Bu da bölgede Amerika’nın, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin daha çok müdahale imkanına kavuşması sonucunu doğuracaktır.

Irak’ta çözüm : Demokratik ilkeler etrafında bir birliğin oluşturulmasını temel alarak, yeni bir yurttaşlık ve demokratik yönetim modelinin geliştirilmesidir. Elbette bu yönetim modeli Kürt halkının statü sorununun demokratik bir biçimde çözümünü içermelidir.

Bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi özelinde gündeme gelen bağımsızlık referandumu oylaması esasen iki yıldır fiili Başkanlık sürdüren, Parlamentoyu işlevsiz kılan Barzani önderliğinin yönetememe-iktidar krizini aşma, kendisini bir ulusal lider olarak pekiştirme ihtiyacının sonucudur.

Bugün referanduma yönelik tepkiler geliştiren Erdoğan ve AKP hükümeti şikayetçi oldukları tablonun oluşmasından birinci derecede sorumludur. AKP iktidarı, uzun zamandır Irak merkezi hükümetinden bağımsız olarak, Barzani ile özel bir ilişki içerisindedir. Irak merkezi hükümetinin inisiyatifi dışında petrol-doğal gaz transferi, ekonomik-siyasi özel ilişkilenme ile Irak’ın parçalanmasının ve bugünkü bağımsızlık referandumunun taşlarını döşemiştir. AKP’nin bugün zevahiri kurtarmak için ortaya koyduğu tepkinin asıl nedeni, ordu ve MHP koalisyonunu 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde elinde tutma ihtiyacıdır. AKP, Irak’ın parçalanmasına dönük yanlışlarını askeri müdahale ile daha da derinleştirme eğiliminden uzak durmalıdır. ÖDP, gerekçesi ne olursa olsun böyle bir askeri müdahaleyi doğru bulmamaktadır.

TKP (HTKP): Emperyalizm gelecek değil, esarettir!

TKP (HTKP) tarafından yapılan basın açıklamasında da Güney Kürdistan referandumuna ilişkin olarak, “Kürtlerin kaderini adeta gasp ederek tayin ettiğini söyleyen bir girişimin Kürt halkının çıkarlarına hizmet etmediğine inanıyoruz” denildi.

Açıklamada, referandum sürecinde Erdoğan ile Barzani’nin karşılıklı saldırgan açıklamalarına tanık olunduğu belirtilirken, kaderini batıyla birleştirmiş Barzani iktidarının bağımsızlıktan bahsetmesinin trajikomik olduğu belirtildi. “Dünyadaki tüm diğer halklar gibi Kürt halkının da kaderini kendi özgür iradesiyle tayin etme hakkı elbette vardır ve savunulmalıdır” denilen açıklamada gerçekleşen referandumla ilgili olarak, “Komünistler olarak sömürücü sınıflar ve emperyalizmle ortaklık kuran bir iktidar anlayışının, Kürtlerin kaderini adeta gasp ederek tayin ettiğini söyleyen bir girişimin Kürt halkının çıkarlarına hizmet etmediğine inanıyoruz. Kürtlerin ve Türklerin kendi kaderlerini emperyalizmden, sömürücü sınıflardan ve bunların temsilcileri olan Erdoğan ya da Barzani’den bağımsız ve eşitlikçi bir biçimde tayin etmelerini savunuyoruz” ifadeleri kullanıldı.

TKP (HTKP)tarafından yapılan açıklama şöyle:

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti tarafından Kürdistan Bölgesi’nin bağımsız bir devlet olması talebini halk oylamasına sunduğu referandum bugün yapıldı.

IKBY’de düzenlenen referanduma karşı görünürde en ciddi tepki gösterenlerden biri de AKP iktidarı oldu. Recep Tayyip Erdoğan referandumun düzenlenmesi halinde IKBY’ye yönelik çeşitli yaptırımların devreye sokulacağı tehdidinde bulundu. Yine saldırı niteliğinde bir adım daha atan AKP-Saray Rejimi, IKBY sınırında bir askeri tatbikat düzenledi.

Türkiye bir kez daha savaş ve yıkım zihniyetinin tahakkümüne teslim edilmeye çalışıldı.

KDP hükümeti adına Mesud Barzani ise referandum girişimi ile ilgili gelen eleştiri ve tehditlere karşı “kanımızın son damlasına kadar savaşırız” şeklinde açıklamalar yaparak geri adım atmayacaklarını duyurdu.

Değerli Kürt ve Türk yurttaşlar!

Ortadoğu coğrafyasında emperyalistler tarafından desteklenen iki siyasi figürün birbirine karşı saldırgan açıklamalarına tanık oluyoruz.

Bilindiği gibi IKBY, çıkardığı petrolün tamamını iki yıldır Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırıyor ve Türkiye bu ticaretten yüz milyonlarca dolar gelir elde ediyor.

Barzani on yıllardır başta ABD olmak üzere batılı emperyalist güçlerle en yakın ilişkiye sahip Kürt siyasetçi olarak Türkiye’deki egemenler tarafından desteklendi. Tayyip Erdoğan ve AKP ile de yakın ilişkilere sahip Barzani ve lideri olduğu Kürdistan Demokrat Partisi, AKP hükümetleri tarafından Kürt meselesinde güvenilir ortak olarak görüldü.

Yıllar boyunca Barzani ile sıkı ticari ve siyasi ilişkiler geliştiren Erdoğan, henüz iki yıl önce Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığı konusunun “Irak’ın iç sorunu” olduğunu dile getirmiş ve üstü kapalı destek vermişti.

Aynı Erdoğan bugün söz konusu referandumu neredeyse bir savaş gerekçesi olarak propaganda ediyor.

Erdoğan ile Barzani bölgemizde ABD, Batı ve İsrail tarafından desteklenen ve büyütülen politik aktörlerdir. Gündelik gelişme ve gerginliklerden bağımsız ele alınması gereken bu gerçek, Türk ve Kürt halklarının bağımsız, kardeşçe ve özgür gelecekleri açısından en önemli engelin ne olduğunu da açıkça göstermektedir.

Emperyalistler tarafından desteklenen Erdoğan ve Barzani, Türklerin ve Kürtlerin bağımsızlığının, kardeşçe ve ortak geleceklerinin önündeki engellerdir.

Kaderini emperyalist Batı’yla birleştirmiş Barzani iktidarının bağımızlıktan söz etmesi ne kadar trajikomikse, topraklarını NATO’ya, askeri üslerini İsrail’e kullandıran, Suriye’yi bölme planlarının uygulayıcısı ve Lozan’ı tartışmaya açan Erdoğan’ın batıya ya da Barzani'ye meydan okuyan tavrı da o derece samimiyetsizdir.

Anlaşılan odur ki, Erdoğan daha çok ülke içindeki siyasi çıkarları gereği tehditler savurmakta, savaş naraları atmaktadır.

Değerli yurttaşlar!

Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki referandum konusunda tavrımız açıktır.

Saray’ın ve Erdoğan’ın günlük siyasi çıkarları uğruna ülkeyi savaş veya sıcak çatışma ortamına sokmasına “Hayır” diyoruz!

Dünyadaki tüm diğer halklar gibi Kürt halkının da kaderini kendi özgür iradesiyle tayin etme hakkı elbette vardır ve savunulmalıdır.

Komünistler olarak sömürücü sınıflar ve emperyalizmle ortaklık kuran bir iktidar anlayışının, Kürtlerin kaderini adeta gasp ederek tayin ettiğini söyleyen bir girişimin Kürt halkının çıkarlarına hizmet etmediğine inanıyoruz.

Kürtlerin ve Türklerin kendi kaderlerini emperyalizmden, sömürücü sınıflardan ve bunların temsilcileri olan Erdoğan ya da Barzani’den bağımsız ve eşitlikçi bir biçimde tayin etmelerini savunuyoruz.

Herhangi bir halkın iradesiz sayılamayacağını ve kendi geleceğini kurma mücadelesinin yok edilemeyeceğini biliyoruz. Komünistler olarak Kürt, Türk, Arap ve diğer halkların, tüm bölgede birlikte inşa edeceği özgür bir gelecekten, tek tek ülkelerde eşit haklara sahip olarak bir arada yaşamdan yana irade sergilemelerinin tek gerçek kurtuluş olduğuna inanıyor ve bunun için mücadele ediyoruz.

Kahrolsun savaş!

Kahrolsun emperyalistler ve işbirlikçileri!

Yaşasın halkların kardeşliği, birliği ve ortak geleceği!

TKP (KP): Referanduma da, Barzanistan’ın bağımsızlığına Türkiye’nin müdahalesine de karşıyız

TKP (KP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, TKP (KP)’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin görüşlerini aktardı. Sol’un sorularını yanıtlayan Kemal Okuyan, “Yeni devletlerin, devletçiklerin kurulması Sovyetler Birliği’nin yıkılışı sonrası emperyalist dünyanın bir gerçekliğidir ve bunun dünya halklarına büyük zararı olmuştur. Bugünkü dengelerde hiçbir yeni devlet ezilen insanların, emekçi sınıfların yararına olamaz” ifadelerini kullanırken, TKP (KP)’nin görüşlerine ilişkin soruya “Referanduma da, Barzanistan’ın bağımsızlığına da karşıyız. Türkiye’nin asker yollamasına da. Neyle engellenecek sorusuna yanıtımız şudur: Birleştirici tek politika var, emekçi halk, emekçi halklar emperyalizme, sömürüye, gericiliğe karşı birleşecek. Buna kafası yatmayanlar buyursunlar milliyetçiliklerin ve piyasa denen alçak ekonomik düzenin içinde boğulmaya” yanıtını verdi.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler