Sınıfın birliği sermayeye karşı hak mücadelesinde kurulur

TAYFUN GÖRGÜN yazdı: “İşçilerin bu gangster, uzlaşmacı sendikalara mahkum olmalarına karşı çıkmak da, DİSK’in kurulmuş olması da, sınıfın bütünlüğünü parçalamaz. Sınıfın birliği ve bütünlüğü, sessiz ve uysal biçimde bir yerde topluca kalmak değildir. Sınıfın sermayeye karşı hakları için mücadele etmesidir.”

Sınıfın birliği sermayeye karşı hak mücadelesinde kurulur

TAYFUN GÖRGÜN
DİSK/Dev. Maden-Sen. Genel Başkanı

“Türkiye'de sol ve işçi sınıfının parçalı ve güçsüz olmasının temelinde Türk-İş'ten ayrılıp DİSK'in kurulması yatar.”

Bu yaklaşım 10 yıl önce yaygın dolaşıma sokulup, tartışmaya açıldı. Bu görüş 2010 yılında doruğa çıkarılarak bir kitap ile de sınıfa ve ilgilenenlere propaganda edildi. Özetle: 1967’de Türk-İş’ten ayrılan 5 sendikayla kurulan DİSK’in sınıfın sendikal bütünlüğünü parçaladığı, hatta DİSK kurulmadan önce kurucuların ABD’ye gittikleri (yani DİSK'in bir ABD projesi vb olabileceği) gibi birçok iddia ile DİSK’in kurulmasının yanlış bir karar, hatta kasıtlı ve planlı bir davranış olduğu tartıştırıldı.

Bu iddiaya göre; o dönemde güçlenen sol ve mücadeleci sınıf damarı bu büyük konfederasyonu (Türk-İş) sermaye ve devlet için tehlikeli bir muhalefet gücü haline dönüştürmek üzere iken, DİSK’in kurulmasıyla (veya kurdurulmasıyla) bu tehdit bertaraf edildi.  

Bu tartışmanın daha insaflı gibi görünen versiyonularından bir diğeri ise, DİSK’in ilk kuruluşu ile ilgili bir görüş beyan etmeyerek, DİSK’in 1991’den sonraki ikinci yaşamına ilişkin yapılan tartışmadır. DİSK 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından kayyuma devredilmiş, 11 yıl faaliyetten silah zoruyla men edilmiş, 500 bin DİSK üyesi Türk-İş’e kaydırılmıştı.  1991 yılında DİSK ve bağlı sendikalar beraat ederek kayyumlardan geri alındı ve yeniden faaliyete geçti. Bu ikinci versiyona göre DİSK’in de yokluğunda 11 yıl tek konfederasyon olduğu dönemde (ücretlerin alabildiğine düşürüldüğü, bu nedenle işçi ücret eylemlerinin ve 1989 Bahar Eylemleriyle mücadelenin yükseldiği Özal’lı dönem) yükselen işçi eylemlerine dayanılarak Türk-İş’in mücadeleci bir sınıf sendikasına dönüştüğü ileri sürülür. Bunun burjuvazi ve devlet açısından iyi olmayacağını gören siyasi iktidarın, DİSK'i yeniden açarak Türk-İş'i sınıf sendikası olmaktan çıkardığı iddia veya ima edilir. Bir an için bu iddianın doğru olduğunu varsaysak bile, bu iddia sahipleri sermaye için bu kadar yararlı olan DİSK’in neden 11 yıl faaliyetten alıkonulduğunu, üyelerinin neden zorla Türk-İş’e kaydırıldığını, kayyumları, işkenceleri, 4 yıl 2 aylık toplu mahpusluğu nasıl izah edecekler?

Her mesele gibi tabii ki bu mesele de tartışılabilir. Yalnız konu tartışılırken DİSK’in hangi tarihsel koşullarda kurulduğu; mücadele süreci ve sendikal anlayışı; sınıfın sendikal mücadelesi içerisinde demokratikleşme, bağımsızlık, barış, antiemperyalist mücadeledeki tutumu; kadına, çevre-ekolojiye, sömürüye bakışı ve pratiği bir bütün olarak tartışılmalı ve kıyaslama yapılmalıdır.

Bu anlayışla ve özetle söz konusu iddialarla ilgili şu noktalar üzerinde durulmalıdır:

a) Sınıfın sendikal birliği ve bütünlüğü elbette önemlidir. Fakat bütünlükten ne anlamamız lazım? Birlik’te sayı mı önemlidir, yoksa işlev mi? Birlikçilik, işçilerin sınıf uzlaşmacı devlet sendikalarından ayrılmayıp, o sendikalarda her koşulda sonuna kadar kalarak, orayı dönüştürmelerini beyhude yere beklemek midir? Bunu savunmak işçilerin Sendikal Birliğini değil, işçilerin devlet sendikasında içtimasını savunmak demektir. Tarihsel süreç öğretmiştir ki; bazı kurumlar, devlet konfederasyonları, faşist partiler, ordular ve benzerleri sınıf lehine dönüştürülemezler.   

Sınıf ve solun bölünmesinden, parçalanmasından DİSK’in kurulmasını sorumlu tutmak, “sınıfın bütünlüğü” sihirli sözünü istismar ederek gizliden gizliye demokratik sendikacılığı, DİSK’i itibarsızlaştırma, önemsizleştirme kampanyasına hizmet eder. “Sınıfın bütünlüğü” sözünün arkasına saklanılarak çok çirkin bir kara propaganda yapılıyor. DİSK’in işçiler, sosyalistler ve sosyal demokratlar tarafından değil de, başkaları tarafından (CIA, istihbarat örgütleri, emperyalizmin gizli-açık kurumları vb) kurdurulduğu imasıyla gerçekte “sınıf sendikacılığı”na saldırılıyor.

b) İşçilerin bu gangster, uzlaşmacı sendikalara mahkum olmalarına karşı çıkmak da, DİSK’in kurulmuş olması da, sınıfın bütünlüğünü parçalamaz. Sınıfın birliği ve bütünlüğü, sessiz ve uysal biçimde biryerde topluca kalmak değildir. Sınıfın sermayeye karşı hakları için mücadele etmesidir.

İşçilerin sarı sendikalardan ayrılarak mücadele etmeleri fikri ve çabası, sosyalistlerin en gerici sendikalarda çalışma yapmasını asla dışlamaz.

c) Sarı veya devlet sendikaları bazı dönemlerde, bazı mücadeleler yaparlar, bizler de bunu her zaman destekleriz. Ama buna fazla bel bağlamamak gerekir. Çünkü bu mücadeleyi üyelerinin gözünü boyamak, daha sıkı mücadele yürüten sendikalara “kaptırmamak”, işçilerin daha fazla militanlaşmalarını, politikleşmesini önlemek için yapar; yaparken de hep bir gözü arkadadır, ikircimlidir. Yine de mücadele her yerde kesin desteklenir ve dönüştürme çabaları verilir.

d) Sınıfın demokratik sendikasının devletten, sermayeden, sermayenin siyasi parti ve öznelerinden örgütsel olarak bağımsız ve güdümsüz olmasıdır. Değilse ve sendika içi katılım ve demokrasi yoksa, işçinin sendikası sayılamaz ve işçilerin sendikal birliği asla oralarda sağlanamaz. Oralarda ancak işçilerin sermayeye ve devlete karşı içtiması ve diz çökmesi sağlanır. Oysa işçilerin bütünlüğü, işçilerin sendikal birliği, alınterinin hak mücadelesinde, ekmek, onur ve demokrasi mücadelesinde sağlanabilir. Değilse kuru kalabalık olur.

e) Bütünlük ve birlik nerde, nasıl ve ne için sağlanacaktır?  Örneğin KESK kuru kalabalık olmadığı için devlet güdümlü, hükümet güdümlü sendikalar kurdurularak gerçekten de sınıfın sendikal birliği parçalanmış, zayıflatılmıştır. Bu nedenle sendikal birliği parçalayıp bozan bu yeni memur sendikaları devletten ve hükümetten baskı değil destek ve övgü almaktadır.

KESK in karşısına kurdurulan sendikalar için söylenmesi lazım gelen sözü onlara söylemeyip de DİSK’e söylemek tamamen yanlıştır. İyi niyetten uzaktır. Bu görüşü safiyane ve etraflı düşünmeden söyleyenleri tenzih ederim ama bu bilinçli bir çalışmadır. Ne yazık ki bazı emekçiler, demokratlar bu propagandanın etkisi altında kalmıştır.

Ne birliğin, bütünlüğün adresi olarak savunulan Türk-İş; ne de KESK’in karşısına kurdurulan sendikalar hiçbir zaman “Faşizme ihtar eylemi”, “DGM Direnişi”, “Tariş Direnişleri”, “Genel ve bölgesel grevler”, “15-16 Haziranlar” yapmamışlardır.  “1 Mayıslar”, “barış”, “kadın cinayetleri”,  “çocuk istismarı”, “ekoloji, çevre mücadelesi” konularına bulaşmamış, bunları mücadele konusu yapmamışlardır. Emin olun hiçbir zaman da yapmayacaklardır.

f) Sarı veya devlet sendikalarının bunaltıcı cenderesine karşı, işçilerin, emekçi ve devrimcilerin “Demokratik Sınıf ve Kitle Sendikaları ve Konfederasyonları” yaratmaları ile bazı siyasi akımların kendi sendikalarını kurma hevesi, birbirine karıştırılmayacak konulardır.  Yani “tekkecilik” ile “demokratik sendika yaratma, kurma”  mücadelesi birbirine hiç benzetilemez. Birbirinden çok farklı ve ayrı şeylerdir.

İşçilerin sendikal birliği adına, işçilerin ille de sarı veya devlet sendikalarında kalmalarını savunmak doğru değildir. Mücadele; koşullara, zaman-mekana, imkan durumuna göre şekil alır. DİSK’i savunmak da, katkı vermek de, korumak da ve en önemlisi örgütlemek de her devrimcinin, demokratın, sınıf dostunun boynunun borcudur. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler