Sen Alevisin ya!..

Sen Alevisin ya!..

İstanbul Dora Otel’de Arap Alevi olmasından dolayı ayrımcılığa maruz kalan, sendikal mücadeleye başlamasıyla işten atılan Esin, Gülfer Akkaya’ya yaşadıklarını anlattı.

22.12.14 – Haber Merkezi

İstanbul Dora Otel’de Mayıs ayından bu yana Arap Alevi olan Esin’e inancından dolayı uygulanan ayrımcılık yükselerek devam etmiş. Çalışanların sendikal mücadele başlatması ve Esin’in de sendikaya üye olmasıyla tavan yapan ayrımcılık aralık ayı başında Esin’in işten atılmasıyla sonuçlanmış. İstanbul Dora Otel’de neler yaşandığını merak ettik ve muhatabına sorduk. Gördük ki kadın, Arap, Alevi ve sendikalı olmak meğer iş hayatında “suç”muş!

Bir buçuk yıldır burada çalıştım. Ben otelin inşaatından itibaren bu iş yerinde çalışıyorum. Birlikte açtık oteli, beraber başladık. İlk başlarda ön büro müdürümüz ve şefimizin çeşitli tacizlerine maruz kaldım. Sonra ön büro müdürümüz işten çıkartıldı. İşimize devam ediyorduk, gayet iyi gidiyordu. Ki işimi düzgün yapan, sürekli takdir alan bir personeldim. Zaten ön büro şefi ve müdüründen sonra en kıdemli kişi olarak ben vardım. İşi de gayet iyi yürütüyorduk, geçtiğimiz ramazan ayına kadar. Ramazan ayında benimle aynı statüde olan arkadaşımın arkadaşı işe alındı. İkisi beraber sürekli olarak “Sen Arapsın, pis Araplar…” Araplar şöyle, Araplar böyle diyerek sürekli Arap oluşumla ilgili laf ediliyordu. Ben de “Bana bu şekilde gelmeyin, benim önümde böyle konuşmayın” diyordum. Otele Suudi turistler geldiğinde gözümün içine baka baka “Pis Araplar” denmesi, onlara değil bana söyleniyor. Bunun farkındayım. Kaç defada bundan rahatsız olduğumu dile getirdim, böyle yapmamalarını söyledim. Başka bir personel vardı, ramazan ayında ben her öğlen yemeğe indiğimde sürekli olarak, bana deniliyordu ki “Ramazan oruç ayı, ha sen şeysin, tamam tamam.” Bu ‘şeysin’ ne? Ben neyim, doldur cümleyi? “Ya işte sen Alevisin ya, Aleviler oruç tutmaz” dedi. Ben de “Böyle bir şey olsa bile sana ne!” dedim. Bir iki kere tartıştık ve bunu söylemeyin dedim. Şaka dediler ama ben genel müdür yardımcımız Ali beye şikâyet ettim. “Üstüme çok geliyorlar ve bundan çok rahatsız oluyorum. Bir şey söyleyin kessinler seslerini” dedim. Hiçbir şekilde ciddiye alınmadı. En son ben o resepsiyondaki arkadaşımla tartıştım, hani bu Alevisin, Arapsın diye üstüme gelenle. O sinirle oturdum istifa yazdım. Ben birkaç defa istifa yazdım çünkü çok üstüme geliyorlardı. Sürekli kötü bir şeyler yaşıyordum ve kimse dönüp de ne oluyor demiyordu. Normal şartlarda büyük otellerde amirim veya insan kaynakları bölümü olaya el koyar. Ya uyarı verir, ya toplantı yapar ve en azından herkes haddini bilsin der. Hiçbir şey yapılmadı, ben de bıktım, en son istifa yazdım. Ne oluyor dediler. Ben de “Yeter artık üstüme üstüme geliyorlar” dedim. Bellboylardan iki kişi vardı bu şekilde üstüme gelen. Özellikle iki bellboy ve resepsiyon çalışanı o gün bir aradaysa bana nefes aldırmıyorlardı.
Bizim İran’dan çok misafirimiz var. Özellikle Ramazan ayında çok çok fazlaydı. Geneli Şii ama sonuç olarak kim oruç tutar, kim tutmaz, kimse kimseyi ilgilendirmez. Yani herkes işini yapar, yoluna bakar. Ramazan ayında da bellboylar sürekli “Bunlar da Şii tabii ki gelirler, bunlar mı Müslüman ya” diye sürekli konuşuluyordu önümde. Ve ben sürekli olarak onlara, benim önümde bu şekilde konuşmayın, dedim. Ali beye de şikayet ettim, sürekli böyle böyle konuşuyorlar ben artık burada nefes alamıyorum diye. Hiç de bir şey yapılmadı. En son istifamı yazdım. İstifam kabul edilmedi ve iş yeri komitesinde de olduğum için sendika bana geri adım atmamı söyledi. Ben de istifa etmiyorum dedim, zaten kabul etmiyorlardı ama genel müdüre indim. Dedim ki “İşten ayrılmak istemiyorum, burayı çok seviyorum, çalışmak istiyorum ama benim böyle sorunlarım var, çözülmüyor bu sorunlarım.” O da bana her zamanki gibi tamam Esin hanım, halledeceğiz Esin hanım, siz bizim için çok değerli bir personelsiniz, ben bakacağım çaresine, müsterih olun, şöyle olun, böyle olun…” Her zamanki gibi şeyler söyleyip gönderdi beni.

Benim dışımda da Alevi personeller vardı ama onlardan bir şikâyet duymadım. Zaten genel müdür yardımcımızın savunması da buydu. Tek Alevi sen değilsin, niye sana bu şeyler yapılıyor? Diğer Aleviler erkeklerdi. 2-3 ay önce yeni bir Alevi kadın daha alındı ama kendisi ofis personeliydi ve zaten kimseyle iletişimi yoktu. Ve bence zaten böyle bir savunma olamaz. Demek ki benim departman arkadaşlarım hadsizler, kimse onlara nasıl konuşulacağını öğretmemiş. Ben böyle bir sorun yaşıyorum kimse çözmüyor, kalkıp genel müdür yardımcıma gidiyorum “Tek Alevi sen değilsin, neden bir tek sen bu sorunu yaşıyorsun?” tarzında sanki ben yalan söylüyormuşum gibi savunma yaptı. Kaç aydır bu sorunu yaşıyorum ki resepsiyon arkadaşımla tartıştığıma tüm lobi kaç kez şahit oldu. Çünkü böyle bir şey olduğunda bir, iki, üç ben artık susamam. Sesimi de yükselttiğim olmuştur, çok iyi de biliyorlar. Halledeceğiz dediler ama halletmediler.

Arap bir aile vardı bayağı kalabalık, altı odalık. Yan yana odalar vermem gerekiyordu. Yan yana odalar vermiştim ama onların rezervasyonları altı standart odaydı. Benim altı standart odam yoktu yan yana. Beş tane vardı. Bir tane suit vardı. Standart yerine birini suit verdim. Hem güzellik olsun hem de yan yana olsunlar aile olarak dedim. Misafirler geldi ben onlara odalarının anahtarlarını verim. Bellboylar eşyalarını taşıdılar. İkisi de Alevilikle ilgili bana laf edenler. Yukarı çıkmışlar odalara. Kadın sorun çıkarmış ben çocuklarımdan ayrı yatamam diye, iletişim kuramamışlar. Çünkü bellboylar Arapça bilmiyor. Yukarı çıktım, konuştuk. Dediler ki bana bir oda daha vermeyin, suite bir yatak atın ben çocuklarımdan ayrı yatamam. Kabul ettim. Bellboylara da “Bütün bavullar suit odaya taşınacak” dedim sırtımı döndüm, tam ben giderken bellboylardan biri “Tamam hepsini aynı odaya tıkalım alt alta, üst üste mum söndü yapsınlar” dedi. Ben bu sözü duydum geri döndüm. “Ne yapsınlar? Diye üstüne basa basa, gözünün içine baka baka soruyorum. O da “Aleviler mum söndü yapıyorlar ya” dedi ve tekrar aynı şeyleri söyledi. Yanında Sami bey vardı. Döndü ona sordu “Sami bey Aleviler böyle yapmıyor mu?‘ dedi. Ben o an çok sinirlendim ve direk aşağıya indim.
Hiçbir şekilde kimin ne olduğu, ne yaptığı, ne şekilde, kaç kişi aynı odada kaldıkları onları ilgilendirmez. Yapmaları gereken, ben onlara valizi o odaya taşıyın dediysem taşımaları… Sorgulayamaz yani. Beraber kalan Sünni aileler de var ama onlara böyle bir şey demiyorlar.
Direk genel müdürümüzün yanına indim. Personel böyle yaptı dedim. Yok öyle bir şey olmaz dedi. Daha az önce yaşadım bu olayı dedim. Dışarı çıktım, çok kötü oldum, nefes alamıyordum. Saat üçtü, shift değişim saati. Dışarısı oldukça kalabalıktı ve insan kaynakları çalışanı da oradaydı. Gittim insan kaynakları çalışanının yanına oturdum. Böyle böyle bir olay var dedim. Çok gergindim ve sinirden ağlıyordum. Olmaz, dedi her zaman ki umursamazlığıyla. Herkes de vardı, şahit oldular, herkes duysun istedim artık, örtbas edildi sürekli.

Turizm sektöründeyiz sonuçta duyulmasını istemezler. Tamamen karaktersizlik olarak görüyorum. Kendilerinin inançları, düşünceleri ne olursa olsun hizmet sektöründeyiz çözmek zorundalar. Bana söyledikleri, iki tane patronumuz da alevi, ki ben kesinlikle inanmıyorum. Patronlar Alevi olsaydı tutuşurdu genel müdür. Kesinlikle yalan, ben inanmıyorum. Bakın ben böyle bir olay yaşıyorum, herkesin önünde bağırarak insan kaynaklarına anlatıyorum, ertesi gün Alevi derneği geliyor, insan kaynaklarıyla görüşüyor. Ve insan kaynaklarının derneğe dediği, şahidi var mı? Bunu duydum ve çıldırdım. Bütün iyi niyetim, hani belki kendi aramızda kapanırdı, ne bileyim, bir şeyler yapılırdı. Ama şahidin var mı ne demek ya? Ben sana dışarıda bağırarak anlatmışım herkes oradaydı.

Sendikadaki arkadaşlarım örgüt bilincinden dolayı bana çok sahip çıktılar, bu olayın kapanmaması için gerçekten çok şey yaptılar benim için.  Tabii sünni inancındaki arkadaşlar da destek oldular. O iki arkadaşın bu hareketinden sonra sadece alevi olanlar değil, diğerleri de gerçekten hep arkamda durdular. Otel yönetimi, personel içerisinde o iki arkadaşım yalnız kaldı. Yönetimde de ben yalnız kaldım, eğer kalmasaydım bunları yaşamazdım, duymak zorunda kalmazdım.

Genel müdüre sizi şikâyet edeceğim dedim. Genel müdür o gün hemen saat üç de toplantı yaptı. Bu konuyu bile açmadı, toplantı bitiminde söz aldım. Benim böyle bir sorunum var bugün bunu yaşadım, şikâyet edeceğim dedim. Ne zaman ki ben şikâyet edeceğim dedim hani baktılar ki olay büyüyecek dediler ki ihtar verilecek. Kabul etmedim. Düşünsenize benim alt pozisyonumdalar, ben onların yüzüne bakmak istemiyorum. Ya da çalışırken onu yap bunu yap diyeceğim, yapmayacaklar. Neden ben onların yüzüne bakmak zorunda kalayım ki? İşten çıkarılmalarını istedim, ihtar istemiyorum dedim. Çünkü ihtar ta ramazan ayında verilmesi gereken bir şeydi. Ben işi yokuşa sürüp, genel müdürün istediği şekilde hareket etmeyince, o zaman herkesi işten çıkaracağını söyledi. Genel müdür benim için gönderin gitsin dedi, o iki kişi için de aynı şeyi söyledi. O noktadan sonra Pir Sultan Abdal Canlar Derneği işin içine girdi, benim için kovulmayacak dedi. Çünkü hiçbir şey yapmamışım, işimi düzgünce yapıyorum, kimseye bir hakaretim olmamış. Alevi derneği işin içine girince de, neden sen bize söylemedin, biz çözerdik, bize yazılı bir şey vermedin dediler. Defalarca gitmişim, herhangi bir personele de değil, genel müdür yardımcısına gitmişim.  Basına kesinlikle duyurmayın dediler.
Onları işten çıkaracaklar ama benim dernekle alakam olduğunu öğrendikten sonra her hareketim, elimi saçıma atışım, duruşum… Bir buçuk sene boyunca saçımı nasıl istemişsem öyle bağlamışım, açmışım, hiç kimse bir şey dememiş, makyajıma karışmamışlar… Ben önceden de resepsiyon da çalışıyorum, başından beri de resepsiyondaydım. Derneği öğrendikten sonra, benim bir şeyleri sineye çekmediğimi gördükten sonra üzerime o kadar çok baskı kurdular ki! Girişim, çıkışım, oturuşum, tırnağım, kaşım, gözüm her şeyim batmaya başladı. Uyarı şeklinde de değil, bağırma tarzında. Ben daha sabah gelmişim günaydın demeden günlük işlemlerimi kontrol ederken, daha hiç yoğunluk yok lobi bomboş, elim saçımda diye bana bağırdığını biliyorum.
Ben kendi departmanım içinde çok yalnızdım, kimse bir şey demiyor.  Olan kişiler de o kadar yönetimin yalakası ki susuyorlardı. Ama sendikacı olan diğer arkadaşlar çok destek oldular.

İşe aldırdığım bir Alevi arkadaşım daha vardı. Erkek, adı Ali. Özellikle bu olaylar başladıktan sonra hep akşam vardiyasına yazdılar Ali’yi. Sonuç olarak gündüzcüler olarak otelde neler olup bittiğinin biraz daha içindesindir, akşam daha dışındasındır. Her şeye o kadar müdahale etmezsin, duymazsın. Yani hem bizi ayırmış oldular hem de arkadaşımı bir şeylerin dışında tutmaya çalıştılar ki şu an Aliyi de işten çıkardılar. O da çalışmıyor.

Bir de sendikalıymışsın…

Evet, sendikalı olunca çok daha fazla üstüme geldiler. Normal şartlarda hem en kıdemli olduğum hem de her şeye hâkim olduğum için hep gündüzde olmam gerekiyordu. İşe başlarken o şekilde anlaşmıştık, hep sabahçı olacağım diye.

Ne zaman ki sendikalı olduğum netleşti, o zaman hep akşama yazdılar beni. Ki benden sonra gelen kişi, işi benim öğrettiğim, misafirlerle diyalogu nerdeyse sıfır olan, sürekli şikâyet alan arkadaşımı, sırf yalaka olduğu için benim yerime koydular. Bana baskı yapılsın yeter artık deyip çekip gideyim diye denildi ki son yaşanan olaylardan dolayı arkadaşımızı şef yapıyoruz. Bu kişi benim amirim pozisyonuna geldi. Kesinlikle benden daha yetersiz ve daha önceden yapıp yakalandığı bazı olumsuzlukları da var. Normal şartlarda ön büro gibi bir yerde güvenilir insanların çalışması lazımken bu kişinin burada çalışması… Bunlar sendikalı olmamdan dolayı yaşadığım şeylerdi.

Ailen burada mı?

Ailem Hatay’da yaşıyor. Fırsat buldukça gidip geliyorum. Kardeşimle yaşıyorum, üniversite öğrencisi, ben bakıyorum ona da.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler