Savaşı kadınlar mı durduracak? Sanmam!

Savaşı kadınlar mı durduracak? Sanmam!

Gülfer Akkaya – Diğer Yazıları

Kardeşini askere gönderdikten sonra onu nasıl “kaybettiğini” anlatıyor karşımda oturan kadın. Yeni tanışmışız. Ama hayatta aynı tarafta duranların eski tanışmışlığı ve güveniyle sohbet ediyoruz.

Sakin, kendi halinde bir genç erkeğin Kürdistan’a asker olarak gidip şiddete nasıl inandığını ve orada yaşadıklarından sonra nasıl bir psikoloji ile döndüğünü anlatıyor. En iyi Kürt’ün ölü Kürt olduğuna nasıl inandırıldığını anlatıyor.

“Biz başka bir erkek gönderdik, bambaşka, tanımadığımız bir erkek geri döndü” yiyor. On yıldan uzun sürmüş iyileşmesi. “Asla o izleri silemiyorsunuz” diye anlatıyor. “Şimdi değişti. Artık savaşa inanmıyor ve bu savaşın bitmesini istiyor. Bunun için HDP’ye oy verecek” diye ekliyor erkek kardeşindeki muazzam değişikliği anlatmak için.

Arkadaşımı dinlerken aklım barış mücadelemize kayıyor. Savaşın erkekleri bu kadar zalimleştirdiği yerde biz kadınların nasıl bir barış istediğini, neden barışta ısrarcı olduğumuza gidiyor aklım.

Kadınlar barış diyince çok sayıda aklı evvel cevabı yapıştırıyor. Barış kadınların işi, barışı onlar getirecek. Çünkü onlar anne, doğalarında sevmek var, barışçı olmak var. Kadınlar yumuşaktır, duygusaldır falan gibi erkekçe hezeyanlar.

Oysa kadınlar barış ister çünkü savaş en çok kadınlar için yıkımdır. Kadınların onca emekle kurdukları hayatlar bir anda yıkılır. Zaten erkek egemenliğinin kadınlar için aralıksız ürettiği şiddet artarak kadınların hayatlarını cehenneme çevirir. Savaşa, silahların gücüne, öldürmeye inanan erkeklerle kadınları aynı çatı altında yaşamaya mecbur kılar. Şiddetin gücüne inan erkekleri daha da vahşileştirerek kadınların canlarına, hayatlarına kast ettirir.

Savaşın olduğu yerde kadınlar sadece kurbanlar olarak değil, o savaşın tarafları olarak ve savaşın içinde mücadele ederek de varlıklarını sürdürürler. Kürt hareketi içindeki gerilla kadınlardan, kentlerdeki kadın kurumlarına dek kadınların varlığı böyle okumalı. Bu çok önemli bir mücadele alanı ve ama kadınların tarafı oldukları barış mücadelesinde aynı zamanda yeterli mi? İhtiyacı karşılayacak düzeyde mi?

İster savaşı en ağır bedellerle yaşayan Kürt kadınlar olsun, isterse aynı savaşı Kürt kadınlarından daha az ama yine de önemli bedeller ödeyerek yaşayan diğer tüm kadınlar olsun bu savaşa sadece ulusal zeminden bakarak saf tutamayız. Bu tutum kadınları iki nedenle olumsuz etkiliyor.

İlki; tüm kadınların bir ulusal aidiyeti var ama bu ulusal aidiyet kadınlara savaş sırasında ya da barış sürecinde ve barış sonrasında erkeklerle eşit bir çözüm sağlamıyor. Çünkü kadınlar hangi ulustan olurlarsa olsunlar aynı zamanda en önce kadındırlar. Bunu anlamak için Amerika’daki siyahların mücadelesine bakmak yeter. Siyah erkekler insan haklarını kazandıklarında siyah kadınlar ve beyaz kadınlar, siyah-beyaz tüm erkeklerin gerisindeydiler. Bu örnek uzak gelmiş olabilir. Hadi canım çok şey değişti diyebilirsiniz. O zaman Güney Afrika’ya bakın. Orada da ırkçı aparteid rejim sona erdi ve güya demokrasi geldi. İç savaş sürecinde yaşadıkları da dahil olmak üzere barış süreci ve sonrasında kadınların sorunları ve çözümleri ne kadar karşılık buldu? Şimdi Güney Amerika’da beyaz ve siyah kadınlar, beyaz ve siyah erkeklerden daha geri bir toplumsal konumda.

İkincisi; bu savaşın tarafları olan kadınların barış mücadelesi verirken örgütlülük durumu, kapsama alanı ve ideolojisi-dili nasıl?

Kürt özgürlük savaşına moda olduğu haliyle şiddet kullanıyorsunuz diyecek değilim. Şiddet kullanma konusunda devleti ve örgütü eşitleyerek her iki tarafa aynı mesafede duruyormuş gibi yapan liberaller ya da Kürt düşmanlarından da değilim. Kürt özgürlük mücadelesi Kürt halkının devlet zulmünden, sömürüsünden kurtuluş mücadelesidir, kullandığı şiddet iyi organize olmuş bir özsavunmadan ibarettir. Ve ben de bu mücadeleyi tartışmasız doğru buluyorum. Bu taraftayım. Nokta.

Biz kadınların barış mücadelesinin biriktiği alanın yeterince geniş politik hamlelere sahip olduğu kanaatinde değilim. Uzun yıllardır mücadelenin verildiği bu alanın öncelik ve aciliyet adı altında dar ve tekrarı bol, daha çok kadının katılmasına yeterince olanak sağlamayan bir zeminde dönüp dolaştığını düşünüyorum. Bu bol tekrarlı pratiğin nedenini, kadınların barış meselesini konuşurken olması gerektiği kadar bağımsız ve erkeklerin/karma örgütlerin gündemi dışında, bu alanda kadınları kapsayacak genişlikte kendine has bir ajandasının olamayışına bağlıyorum.

Kadınların barış mücadelesi elbette mevcut Kürt hareketinin geldiği aşama, savaşın ulaştığı boyutlarla paralel olacaktır. Bu zaten kaçınılmaz. Ama bu paralelliğin yanı sıra gelinen her yeni aşamanın tüm kadınları nasıl etkilediğini ve kadın mücadelesi açısından nasıl bir güce dönüştürülebileceğini hesap eden bir tarzın oluşturulması zaruridir. Bu hat inşa edilemezse müzakere süreçlerinde kadınların nasıl yer alacağından, barış ve sonrasına dek kadınların durumlarının ne olacağına kadar ne yazık ki yine erkekler karar verecek ve bizler kucağımızda hayal kırklığı ile kalakalacağız.

Kadınlar olarak kendimiz için hak ettiğimiz barışı ve özgürlüğü nasıl elde edebiliriz meselesini açıklıkla ve samimiyetle konuşmaya başlamalıyız. Ateşin ve ölümün ortasında, öncelikle bunları sonlandırmak elbette çok önemli bir çaba. Buna saygı duymakla beraber kadınlar, yani kendimiz için daha fazlasını istemek de hakkımız.

Savaşı kadınlar durduracak! Bu çok büyük bir iddia, emin değilim. Barışı kadınlar getirecek! Bu da çok büyük bir iddia. Ayrıca bu kadar büyük bir sorumluluğu kadınlar üzerinden ele almaya gerek var mı, bundan da emin değilim. Emin olduğum şey savaşı durduramazsak bile gidişatını etkileyebiliriz, barışı ve sonrasını aynı etki ile kadınlar lehine çevirebiliriz.

Buna inanıyorum.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler