Para ile saadet olmaz, demokrasi gerek!

NEJLA KURUL yazdı: “Öyle ya bizi kim kurtaracak? Yine bizler, yani ‘beklediğimiz kendimiziz’ ve arkadaşlarımız. Kamusal alanlarımızda buluşmalarımızı büyütelim. Kentlerimizi imecelerle yapılan işlere alıştıralım. Evde, okulda, hastanede, mahallede, kentte toplumsal bir rol alalım. Eşitlik ve farklılıklarımızla ‘hüga’mızı ve imecemizi inşa edelim.”

Para ile saadet olmaz, demokrasi gerek!

NEJLA KURUL

Bu hafta açıklanan Dünya Mutluluk Raporu 2018 (1), bu yıl da Danimarka’yı 7,555 puan ile dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülkelerin başında 3. sıraya yerleştirdi. İlk iki sırada Finlandiya ve Norveç yer alıyor. Danimarkalıların bu mutluluk hali diğer başka ulusal çapta düzenlenen anketlere ve endekslere de yansımış durumda. Danimarka üst üste 7 yıldır ilk sıralara yerleşirken, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD kendine sadece 18. sırada yer bulabildi. Üstelik ABD, bir yıl öncesine göre dört sıra birden geriledi. Şükran Ay, güzel sesiyle ABD’ye sesleniyor sanki! “Bu dünya senin olmaz, ettiğin sana kalmaz, söylemiştim sevgilim, para ile saadet olmaz!”

Dünya Mutluluk Raporu, vasat bir araştırmaya dayanmıyor. Mutluluk düzeyi; suç oranının düşüklüğü, gelir düzeyinin yüksekliği (Danimarka’da satın alma gücü paritesine göre kişi başı 43,000 dolar), toplumsal hayata etkin katılım, eğitim ve sağlık gibi somut ölçülerle olduğu kadar, bireylerle yapılan yüz yüze anketlerle de ortaya çıkartılmaya çalışılıyor.

Küba: Raporda yok!

Bu arada rapor çok önemli bir gerçeği de görmezden geliyor. Öyle ki raporda Küba’nın adı yer almıyor. Oysa nüfusu 11 milyon olan Küba’da dünyanın en iyi doktorları yetişiyor, Küba uluslararası dayanışma duygularının en üst düzeyde geliştiği bir ülke. Kişi başına geliri çok düşük (Danimarka’dakinin onda biri bile değil) olmasına karşın insanlarının özgürce yaşayabildikleri, başta sağlık, eğitim ve barınma haklarının kamuca garanti edilip verildiği, bu dünyanın yüzü en fazla gülen, müziğin, dansın ve aşkın ülkesinin insanları mutluluk tanımlanırken göz ardı edilmemeliydi. Raporu düzenleyenlerin asıl olarak J. Sachs gibi Keynesyen, sosyal refah devletine inanmış olan bilim insanları olduğu dikkate alındığında, mutluluğun kapitalizmin aşırılıklarının düzenlenerek giderilmeye çalışıldığı hali olan sosyal demokrasiyle sınırlandırıldığı anlaşılıyor. Ama bu eksiklik dahi raporun bulgularının ne denli önemli olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Dünyanın en soğuk, göreli olarak en karanlık ve vergi oranlarının en yüksek olduğu Danimarka neden en mutlu insanlara sahip?

Kuşkusuz mutluluk, sevinç ve neşe çok çeşitli etkenlere göre değişiyor. Türkiye’nin kötücül Olağanüstü Hal’inde bizler, şaka yapar gibi başlayan ve biten yağmurla, tatlı bir rüzgârla ve güneşin nazlı ısısıyla neşeyle dolmaya başladık. Bedenlerimizi saran güneş ışığı ve ısı, saçlarımızı okşayıp geçen rüzgâr, bizleri sevinçle dolduruyor ve Doğaya sonsuz teşekkürler! Newroz’umuz kutlu olsun! Öte yandan baharı hissetse de Danimarkalı soğuk ve karanlık bir iklimde yaşamak zorunda. Mutluluk için ne para ne de doğa koşulları yetmiyor. Danimarkalı, başka toplumsal inşaları hayata geçirerek yakalamış mutluluğu. Yani istikrarlı ve göreli olarak daha adil bir hükümet-kamu yönetiminin varlığı, yoksulluk oranının çok düşük olması, sağlığa ve eğitime üst düzeyde bir erişim ve nitelikli bir eğitim söz konusu bu ülkede. Diğer bir deyişle demokrasi, görece sevinçli bir kolektivitenin önünü açıyor. İnsanlar Spinoza’nın deyişiyle “erdemli bir etkinin kaynağı olma” olanağına sahipler.

Başka bir görüş açısından Danimarkalılar dünyada gelirlerinden en fazla vergiyi ödeyen insanlar. Bu oran % 46 ile dünyada en yüksek oran (OECD, 2016’ya göre Türkiye’de bu oran % 20’nin altında). Buna rağmen bu insanların en mutlu insanlar olması kuşkusuz ödedikleri bu vergilerin karşılığında elde ettikleri kamusal hizmetlerin niteliği ve miktarı konusundaki doyumla ilgili.

Dünyanın en dik artan oranlı ve bu anlamda da en eşitlikçi bir artan oranlı vergi sistemi uygulanıyor Danimarka’da. Onları yüksek bir refah düzeyinde yaşatacak kadar nitelikli ve yeterli kamusal hizmet vergilerin yüksekliğinin neden olabileceği mutsuzluğu ortadan kaldırabiliyor. Öyle ki anketlerde her 10 kişiden 9’u mutlu olduğunu bildiriyor.

Uygulanan toplumsal refah sistemi yaşama ilişkin riskleri ve belirsizlikleri çok azaltıyor, böylece mutsuzluk nedenlerini ortadan kaldırıyor. Örnek olarak, eğitim, okul öncesinden üniversite sonrasına kadar kamucu,  yani vergilerle finanse ediliyor, insanlar okullar için ayrıca ceplerinden bir harcama yapmıyorlar. İlkokuldan başlayarak üniversite dâhil tüm öğrenim süreleri boyunca öğrenci başına ailelere ayda nakit 900 dolar eğitim yardımı yapılıyor (2). Bu da ailelerin çocuklarının geleceği ile ilgili endişelerini ortadan kaldırmaya ya da en az düzeyde tutmaya yetiyor.

Hygga (hüga) mutluluğun sırrı!

Yapılan araştırmalar Danimarka’da mutluluğun asıl nedenlerinden birinin kültürden kaynaklandığını da gösteriyor. Kültür, bireyciliğe değil, “bireyselleşme”ye, aynı zamanda “toplumsallaşma”ya da olanak tanıyor. Dünyanın en “bireyselleşmiş” bireyleri Danimarka’da, aynı zamanda toplumsallaşma ve dayanışma ağları da gelişkin. Kutuplaşma değil, eşitlik ve farklılıklarla birlikte yaşama kültürü gelişmiş gözüküyor. Buna dillerinde “hygge”(hüga) deniliyor (3).  Bununla üst düzeyde bir toplumsal etkileşim kastediliyor. Bu mikro düzeyde bir yer, yaşam biçimi, hatta bir etkinlik olarak dahi tanımlanabiliyor. Asıl olarak “bilinçli bir iyi niyetli olma hali” olarak tanımlanan “hüga”; güven içinde, dengeli ve toplumla uyumlu bir deneyim, yönelim ve sahiplenme olarak düşünülüyor.

“En iyi vakit geçirme”, dillerinde hep “hüga” ile ilişkilendiriliyor. Araştırmalar bu kavramın Danimarkalıların iyi olma duygularının zorunlu bir parçası olduğunu gösteriyor. Böylece oldukça bireyselleşmiş bir toplumda “hüga” eşitlikçiliği geliştirirken birbirine olan güven duygusunu da güçlendiriyor. Norveçlilerin “kuseliğ”, İsveçlilerin “mysig” sözcükleriyle eşanlamlı bir sözcük “hüga”.

Toplumsal kutuplaşmanın, aşırı zenginleşme ve aşırı yoksullaşmanın, bireycilik ve rekabetin, kin, hınç, hırs,  güvensizlik, korku gibi duyguların en koyu biçimde yaşandığı toplumlarda “hüga” deneyimi güç gözüküyor. Türkiye’nin tarihinde bu kavrama karşılık gelen sözcükleri düşünüyorum. Aklıma hasat zamanı şenlikleri, festivaller geliyor, ama en çok da “imece” kavramını benimsiyorum. Bildiğiniz gibi imece, genellikle kırsal yerleşim yerlerinde yaşatılmış olan, birçok kişinin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin tarlasını sürmek, ekinini biçmek, harmanını kaldırmak, mısırını, fındığını toplamak gibi bir işini görmesi ve böylece herkesin bu türden işlerinin sırayla bitirilmesi gibi neşeli bir gelenek. Kentlerde bu gelenek, geçmişte gecekonduların inşasında yaşatıldı. Köy Enstitüleri bu geleneği hep canlı tutmaya çalıştı. Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği’nin imece ile çıkardığı İmece Dergisine birkaç yazı verdiğimi anımsıyorum. Bugün imecenin köylerimizde bile kalmadığını, çok zayıfladığını, aile içine sıkışıp kaldığını sanıyorum. İmecenin anti-kapitalist, dayanışmacı, bireyselleşmeye de izin veren, sevinçli bir kolektiviteye yönelen ve “erdemli bir etkinin kaynağı da sen ol” diyen bir etkinlik olarak canlandırılabileceğini düşünüyorum; üstelik tüm çoğulculuğumuz ve renklerimizle… Son dönemde okuduğum kitaplar arasında bana imeceyi anımsatanın William Morris’in Hiçbir Yerden Haberler adlı ütopyası (5) olduğunu söylemeden edemem. Kitap ekolojik duyarlığı çok yüksek komünal bir yaşam biçimini anlatıyor. Kitaptan kısa bir alıntı yapalım: “İnsanlığı oluşturan erkek ve kadınların özgür, mutlu, en azından zinde ve büyük çoğunluğunun güzel bedenlere sahip olduğu, kendi tasarladıkları güzel şeylerle çevrilmiş ve insanlığın doğayı bozmak yerine iyileştirdiği bu dönemde insanlık dinini kabul etmenin ne zorluğu var?”

Kapitalizmin en ileri örneğinde insanlar daha mutsuz!

Diğer yandan son derece bireyci bir toplum olan ABD’de özellikle de son iki yıldır milli gelir hızlıca büyüyüp, işsizlik neredeyse sıfırlanırken insanların giderek daha mutsuz olmaları çok çarpıcı.

Çünkü kişilerin birbirine olan güveni, kurumlara olan güven, devlete ve medyaya olan güven azaldığı sürece harcanabilir gelirlerinin artması bir anlam ifade etmiyor. Yani sadece daha fazla tüketmek insanları mutlu etmeye yetmiyor, bu da ana akım burjuva iktisadının “ne kadar çok tüketim, o kadar çok mutluluk!” biçimindeki ideolojik çıkarımını etkisiz kılmaya yetiyor.

Ya biz! Kederli Türkiye: Mutsuz insanlar ülkesi!

Dünya Mutluluk Raporu’ndaki tespitler, kendine sadece 74. sırada yer bulabilen ve mutluluk sıralamasında örneğin, Meksika, Arjantin, Brezilya, Türkmenistan, Libya, Kazakistan, Rusya, Özbekistan, Romanya’dan sonra yer bulabilen Türkiye (5,483 puan) (4)  için de çok önemli sonuçlar içeriyor. Yani kederliyiz. Tren ve otobüslerden inen insanların bedenlerine ve yüzlerine dikkatlice bir bakın. Hep bir aceleleri var, birbirlerini fark etmiyorlar bile. Gülümsemeyen, selamlaşmayan, endişeli, derin çizgili ve yorgun yüzler! Koyu renk giysiler!

Öyle ki toplumun iyice ayrıştırıldığı, insanların birbirine düşmanlaştırıldığı, barışın sözcük olarak dahi terörle özdeşleştirilerek suçlu ilan edildiği bir ülkede yaşıyoruz.  İnsanlarımızın militarist haline getirildiği, kadınlara, farklı toplumsal kimliklere, farklı inançlara ve farklı cinsel kimliklere olan düşmanlığın artırıldığı bir toplumda, gelirin adaletsiz bölüşümü bir yana milli gelir çift haneli oranlarda büyüse dahi mutlu olmamıza yetmiyor. Kaldı ki bu büyümenin sahte, sürdürülebilir olmayan, hormonlu bir büyüme olduğunun farkında, gelecek korkusu ve endişesi içinde olan insanların mutlu olmaları ya da yüzlerinin gülmesi nasıl mümkün olabilir?

Sevinçli yüzler için tüm canlılığı ile gelen doğa güçlerine onun bir parçası olarak insani güç ve yetilerimizi de katarak umudu örgütlemekten başka çaremiz yok. Öyle ya bizi kim kurtaracak? Yine bizler, yani ‘beklediğimiz kendimiziz’ ve arkadaşlarımız. Kamusal alanlarımızda buluşmalarımızı büyütelim. Kentlerimizi devlet-özel ortaklıkları ile değil, imecelerle yapılan işlere alıştıralım. Evde, okulda, hastanede, mahallede, kentte toplumsal bir rol alalım. Eşitlik ve farklılıklarımızla ‘hüga’mızı ve imecemizi inşa edelim.

23 Mart 2018

  1. John F. Helliwell, Richard Layard and Jeffrey D. Sachs (edts), World Happiness Report 2018.
  2. Meik Wiking, Why Danes Happily Pay High Rates of Taxes, https://www.usnews.com/news/best-countries/articles/2016-01-20/why-danes-happily-pay-high-rates-of-taxes, 20 January 2016.
  3. https://theconversaton.com/why-denmark-domnates-the-world-happness-report-rankngs-year-after-year.
  4. John F. Helliwell vd.
  5. William Morris (2015) Hiçbir Yerden Haberler (Çeviren: Melisa Pancar) İstanbul Fabula Yayınları.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler