Kürdistan Referandum'una yönelik tepkiler, ülkedeki eğitim sorunundan bağımsız ele alınabilir mi?

Gökhan Özer yazdı: 'Tüm ulusların olduğu gibi Kürt ulusunun da kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu, bu hakkın en meşru ve en temel hak olduğunu daha ülkedeki bazı solcu geçinenler içselleştirememiş, halk nasıl benimseyecek?'

Kürdistan Referandum'una yönelik tepkiler, ülkedeki eğitim sorunundan bağımsız ele alınabilir mi?

Kürdistan Referandum'una yönelik tepkiler, ülkedeki eğitim sorunundan bağımsız ele alınabilir mi?

Son günlerde iki gündem maddesi üzerinde yoğunlaşıyoruz;

Aslında hep var olan fakat okulların açılmasıyla tekrar tartışılmaya başlayan “eğitim sorunu” ve bugün Irak Kürdistan’ında yapılacak olan bağımsızlık referandumu üzerinden tekrar ayyuka çıkan Kürt düşmanlığı.

Ülkemizde geçmiş yıllardan bu yana eğitim, egemenlerin propaganda aracı olarak görülüyor ve müfredat bu perspektif ile şekillendiriliyor.

Bu konuyu, Kürt düşmanlığı konusuna indirgersek, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana eğitim, Kürtleri baskı altına almak ve asimile etmek için kullanıldı.

Öyle ki; tarih ders kitaplarında yararlı/zararlı cemiyetler sıralanırken, zararlı cemiyetlerin arasında Kürt dernek ve kurumları en başta gösterildi.

Ama ülkenin ulusal kurtuluş mücadelesinde Kürt halkı ile Türk halkının kol kola, omuz omuza mücadele ettiği, ülkenin bağımsızlığı için gözlerini kırpmadan ölüme yürüdüklerinden hiç bahsedilmedi.

Türklere “Anadolu’nun kapısını açan” Malazgirt Savaşı’nda Kürt halkının desteğini görmezden gelerek, ders kitaplarına yazmaktan korkuldu.

Çünkü egemenlerin hegemonyasının sürmesi için Kürt halkı ve Türk halkının arasında belli bir mesafe olması, birleşmemeleri şarttır.

Ama ülkemizde gelinen aşamada o mesafenin uçuruma dönüştüğünün farkında değiller, farkına vardıklarında da çok geç olacak.

Eğitim bu şekilde iktidar hegemonyası altındayken; eşit, parasız, bilimsel, laik, anadilde eğitim isteyenler, müfredatın gerici, cihadist, şeriat kanunları gibi yazılmasına itirazı olanlar –şaşırılmayacak biçimde- “terörist” ilan ediliyor, açılan stantlar saldırıya uğruyor.

Zaten eğitimin iyileşmesi, eğitimin gerçekten “eğitici” olması için çaba gösteren KESK - Eğitim Sen’li öğretmenlerde türlü örgütlere üyelik iftirasıyla tutuklanıyor, görevden uzaklaştırılıyor.

Bilimsel eğitim isteyen eğitimciler tutuklanınca, meydan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş gibilerine kalıyor. Müfredatı yazan komitenin başkanı bu arkadaş, “evrim” tartışmalarına tornavidayla cevap verip, “tornavidaya da inanmıyoruz ama kullanıyoruz” şeklinde açıklama yapabiliyor.

Bu eğitim emekçilerini ekmeğinden edenin eğitim düzeyi?

Bunu bilemiyoruz, çünkü diploma hala ortada yok..

Bu müfredat ile; “bakın Kürtler, Kürt kurumları ve komünistler ülkenin bütünlüğünü ve refahını ta o zamanlar bile sarsıyorlardı” şeklindeki mesnetsiz ve irrealist bilgileri daha ilkokul-ortaokul düzeyindeki çocukların bilinç altına işliyorlar.

Havuz medyasının da pekiştirmeleriyle, daha ilkokul-ortaokul çağındaki çocuklar Kürtlere ve Komünistlere düşman bir nesil olarak yetişiyor.

Ben de bu yazıyı yazan bir Kürt olarak ilkokul-ortaokul çağlarımda “acaba gerçekten tehlikeli ve zararlı mıyız?” diye düşünmedim değil.

Ama büyüyünce öğrendim ki; Kürt, sosyalist, alevi, demokrat, yurtsever kişiler zaten hep potansiyel tehlike ve potansiyel terörist.

Hal böyleyken daha ilkokulda Kürtlerin tehlikeli olduğunu “öğrenen” ülke, Irak Kürdistan’ında yapılan bağımsızlık referandumuna sessiz mi kalacak?

Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi: “Kürtler şeytanla savaşıyor deseler, şeytana tapacak alçaklar var.”

Tüm ulusların olduğu gibi Kürt ulusunun da kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu, bu hakkın en meşru ve en temel hak olduğunu daha ülkedeki bazı solcu geçinenler içselleştirememiş, halk nasıl benimseyecek?

Mecliste var olan ve söz konusu Kürt düşmanlığı olunca aralarında bir fark olmadığını adeta itiraf ederek “savaş çığırtkanlığı” yapıp, savaş tezkeresine “evet” diyen partiler, neden sınır komşularının Kürt olmasından bu kadar rahatsız?

Hele ki Irak Kürdistan’ında faaliyet gösteren Türkmen Partisi Lideri “Kürdistan bizim de vatanımızdır” açıklaması yapıp, referandumu ve sonuçlarını sahiplenmişken.

Irak Kürdistan’ı kendi kaderini tayin etti ve %94’lük rekor bir sonuçla bağımsızlığa “Evet” dedi.

Katalonya Özerk Bölgesi, İspanya hükümetinin tüm faşizan uygulamalarına rağmen sandığa gitti ve %90’lık bir oranla bağımsızlığa “Evet” dedi.

Kamerun’da Anglofon’lar bağımsızlık ilan etti.

Tüm Dünya’da bağımsızlık talepleri artarken, Türkiye bu taleplere kendini hazırlasa iyi olur, zira daha sırada Rojava Kürdistan’ı var.

Türkiye’de ki Kürtlerin, Kürdistan referandumdan sonra ise inşa edilecek sistemin demokratik ulus paradigması esas alınarak ve ulusal kongrenin oluşması için gerekli adımların atılmasını zorlayarak desteklemesi gerekmektedir.

İbrahim Kaypakkaya’nın dediği gibi: “Lozan’da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı alçakça çiğnenmiştir.”

Ve şimdi; dünya üzerinde hatrı sayılır nüfusa sahip olan Kürt halkının bu hakkını kullanmasının tam zamanıdır!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler