Karşılaştırmalı Katalan bağımsızlık referandumu

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ yazdı: “Katalonya Referandumu, sözümona ileri Batı Avrupa demokrasisi ile ona göre geri olduğu düşünülen Irak demokrasisi hatta Franco faşizmi arasındaki mesafenin aslında ne kadar kısa olduğunu, görmek isteyen gözler için ortaya çıkarıyor.”

Karşılaştırmalı Katalan bağımsızlık referandumu

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ

Güney Kürdistan’da 25 Eylül günü gerçekleştirilecek bağımsızlık referandumundan takriben bir hafta sonra dünyanın daha müreffeh, huzurlu, güvenli bir parçasında Katalan halkı, bağımsızlık referandumu için sandığa gidecek. Peki, Katalan halkının Kastilla ağırlığındaki hâlihazır İspanya’nın mı yoksa yeni bir Avrupa devletinin mi yurttaşı olmak istediklerine karar verecekleri bu oylamaya karşı müstakbel komşularının ve İspanyol devletinin yaklaşımı nasıl? Burjuva anlamıyla demokrasinin daha gelişkin ve kurumsal olduğuna inanılan Batı Avrupa’nın bu en batısındaki coğrafyada,  Katalan halkının uluslararası hukukça tanınmış olan self-determinasyon hakkı saygıyla karşılanıyor mu? Yoksa o çokça hayran olunan Batı burjuva hukuku, çokça övülen Batı burjuva demokrasisi, sahiplerinin imtiyazları, çıkarları tehlikeye girdiğinde çabucak rafa mı kaldırılıyor? Süt liman zamanlarda söylenen süslü laflar, savunulan gösterişli değerler yerlerini çarçabuk şoven hamasete, tehditlere, ayak oyunlarına, yasaklamalara mı bırakıyor? O çok beğenilen burjuva demokrasisi görece daha geri olduğuna inanılan Irak demokrasisinden şekil itibariyle bile olsa bir fark gösterebiliyor mu?

Sonda söyleyeceğimiz başta söyleyelim. İspanyol yetkililer elbette bu tabii hakkın kullanımına yalnızca tehditlerle tepki gösteriyorlar.  Madrid yönetimi eğer referandum çabası devam eder ve referandum yapılırsa Katalonya'nın halihazır durumda sahip olduğu özerkliğin askıya alınarak misilleme yapılacağı tehdidinde bulunuyor. Katalonya yurttaşlarının yüzde 80'inin yanı sıra Katalonya Parlamentosu üyelerinin çoğunluğunun referandumu desteklemesine rağmen İspanya Başbakanı Mariano Rajoy ve İspanyol siyasal statükosu ısrarla bunun kendileri için hiçbir şey ifade etmediğini söylüyorlar. Epey aşina olageldiğimiz ret ve inkar politikalarının Batı versiyonuyla karşı karşıyayız.

Elbette Katalonya hükümetinin ve halkının taleplerine mukabil Madrid yönetiminin tavrı “Tankları göndeririz” ya da “Bir gece ansızın…”  diye özetlenebilecek tehditlerle sınırlı kalmadı. Yine tanıdık olduğumuz bir biçimde İspanya’dan çok daha eski olan Katalonya tarihine, Katalan kimliğine ve kültürüne yönelik inkara yaslanan, aşağılayıcı, halklar arası düşmanlığı, çatışmayı körükleyici bir medya kampanyası başlatıldı. Sağ siyasette uzun zamandır uykuda olan Frankocu ruh yeniden hortladı. İspanyol hükümeti referandumu yasadışı ilan etti. İspanyol Yüksek Mahkemesi, tıpkı Irak Yüksek Mahkemesi’nin verdiği gibi bir karar verdi. İspanyol devletinin taraf olduğu uluslararası anlaşmaları ve uluslararası hukuku çiğneyerek referandumu gerekçeli kararda sıraladığı on sekiz nedenden ötürü yasakladı.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) gibi bir özerk yapıya sahip olan Katalonya bölgesi İspanya’nın diğer pek çok bölgesinden ekonomik olarak zengin durumda. Bu nedenden ötürü merkezi kamusal fonlara orantısız bir katkıda bulunmasına rağmen hiçbir mali özerkliğe sahip değil ve merkezi fonlardan da orantılı bir biçimde pay alamıyor. Tıpkı IKBY gibi merkezi hükümetle ulusal gelirlerin dağılımı konusunda ihtilaf içinde bulunuyor. Katalan halkının ve hükümetinin daha adil paylaşım taleplerine bile İspanyol devleti, İngiliz muhafazakâr burjuvazisi bağımsızlık isteyen İrlandalılara ne yanıt verdiyse yahut Fransız devleti Korsika konusunda ne yanıt verdiyse aynısını verdi. Madrid son beş yıldır Katalan rüyasına, sadece tehdit ve yıldırma politikalarıyla tepki gösterdi. Burjuva demokrasisi denen hikmetinden sual olunmaz diktatörlüğün tüm kusurlarını gözler önüne serdi. Konu self-determinasyon olunca sınırların neler olacağını gösterdi.

Katalan meydan okumasına verilen cevaplar, o efsanevi güçler ayrılığı ilkesini, demokratik devlet söylencesini yerle yeksan ederek yargı ve polis teşkilatının hâlâ doğrudan hükümet tarafından kontrol edildiğini ve gerekirse zorla halkın iradesini kıracağını açığa çıkardı. İspanyol devletinin üzerindeki gösterişli demokrasi şalı sıyrılıp altındaki polis üniforması ve copu Katalan halkının karşısına dikildi. Londra’nın, İrlanda’da yaptığı gibi ya da İskoç taleplerine karşı başlangıçta davrandığı gibi davranmayı seçtiler. Müzakereyi, çözümü, uzlaşmayı değil, Katalanları İspanyol kalmaya ikna etmeyi seçtiler. Madrid, Katalan halkını İspanya'da kalmaya zorlayacak yollar arıyor,  hem de gerekirse kendi iradelerine karşı… Öyle ki  bir kaç hafta önce Katalan Parlamentosu'na ifade veren eski bir İspanyol hakimi olan Elpidio Silva bile "İspanya otoriter bir rejim gibi davranıyor" dedi.

Demokrasi şalını sıyırıp kendini açık eden Kastilla polisi yine coğrafyamızdan tanışık olduğumuz bir yönteme başvurdu. Katalan siyasetçilere yönelik yargılamalar ve görevden almalar başladı. 2014 yılında 2,3 milyon Katalan'ın katıldığı sembolik bağımsızlık referandumunu düzenleme suçundan ötürü pek çok Katalan idareci ve siyasetçi hakkında soruşturmalar başlatılıp davalar açıldı. Bu yıl, bir mahkeme, eski Katalonya başkanının iki yıl görev yapmasını yasakladı. Ne kadar tanıdık, öyle değil mi?

İspanyol polis devleti yine de bizim coğrafyalarımızdaki polis devletlerinden daha “izan ve nezaket” sahibi olacak ki bu operasyona “Çökertme Planı” değil de “Katalonya Operasyonu” adını koydu. Bir yıl önce, gazeteciler İspanyol polisinin bağımsızlık yanlısı Katalan politikacıları lekelemek için gizli bir operasyon yürüttüğünü açığa çıkardılar. 2011-2016 yılları arasında İspanya İçişleri Bakanı olarak görev yapan Jorge Fernández Diaz'ın referandum hareketini gözden düşürmek için yaptığı kirli operasyonu tartıştığı bir konuşmanın metnini ve ses kaydını ifşa ettiler. Katalan bağımsızlık sürecini baltalamak için Madrid merkezli medya, Polis teşkilatı ve Adalet sistemiyle işbirliği içerisinde Savcıları manipüle etmekten yada “göreve davet etmekten”, Katalan liderleri itibarsızlaştırmak için haklarında bilgi toplamak, bu bilgiler üzerinde tahrifat yapmak ve bunları Madrid medyasına servis ederek, kara propaganda kampanyası yürütmeye değin uzanan bir operasyon yürütüldüğü ortaya çıktı.  Örneğin El Mundo gazetesi, 2014'te Barselona'nın bağımsızlık yanlısı belediye başkanı Xavier Trias'ı İsviçre'de bir banka hesabına sahip olmakla suçladı. Sadece birkaç gün sonra, söz konusu banka, bilgilerin yanlış olduğunu ilan etse de ortam bir kez kirletilmiş, savcılar göreve başlamıştı. Söz konusu operasyon Katalan özgür basını tarafından ifşa edilip, boşa düşürülene dek devam etti. Público gazetesinin haberine göre, elbette İçişleri Bakanı Diaz bu işte yalnız ya da sadece astlarıyla birlikte değildi. Operasyon Başbakan Rajoy’nun bilgi dâhilinde yürütülmüş ve genel sekreteri Jorge Moragas tarafından koordine edilmişti.

Hülasa Katalonya Referandumu, sözümona ileri Batı Avrupa demokrasisi ile ona göre geri olduğu düşünülen Irak demokrasisi hatta Franco faşizmi arasındaki mesafenin aslında ne kadar kısa olduğunu, görmek isteyen gözler için ortaya çıkarıyor. Burjuva demokrasisi denen şey dünyanın neresinde olursa olsun egemenler için demokrasi, işçiler ve halklar için diktatörlükten başka bir şey değildir ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi egemenler için tatsız bir mesele ortaya çıktığında aralarındaki göreli farklar talileşmekte, polis devleti kendini açık etmektedir.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler