Kar: ‘Suudi Arabistan’da yaşanan, ucu Lübnan ve İran’a uzanan bir iktidar çatışmasıdır’

“Bu gelişmelerin arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu ve aslında hedeflenenin Hizbullah nezdinde İran’ın olduğu iddiası var. Hizbullah bütün bu iddiaları büyük bir soğukkanlılıkla karşılayıp, cevap vermeksizin teşhis etmekle yetindi. Bir taraftan da S. Arabistan’daki gelişmelerin Yemen’le ve tabii ki İran’la ilgili olduğunu açıkladı.”

Kar: ‘Suudi Arabistan’da yaşanan, ucu Lübnan ve İran’a uzanan bir iktidar çatışmasıdır’

Röportaj: SiyasiHaber

Son günlerde Ortadoğu’daki gelişmeler baş döndürücü bir hıza ulaştı. Suudi Arabistan’da onlarca prens, bakan, general tutuklanırken, Lübnan Başbakanı Saad Hariri ani biçimde istifasını açıkladı. ABD-Suud ittifakı İran’ı suçluyor ve tehdit ediyor… Ortadoğu uzmanı Bereket Kar’dan bu gelişmeleri yorumlamasını istedik. Kar’ın değerlendirmelerini sunuyoruz.

Öncelikle Muhammed bin Selman'ın veliaht ilan edilmesiyle birlikte S. Arabistan'ın siyasal sisteminde önemli gelişmeler yaşanmaya başladığı ileri sürülüyor. Son günlerde ise “yolsuzluk operasyonu” adı altında onlarca prens, bakan, eski bakan, general gibi üst düzey yöneticinin tutuklandığı, bir prensin çatışmada öldürüldüğü haberleri geliyor. Suudi Arabistan’da ne oluyor?

Suriye ve Irak’ta savaş bitti derken, bugün itibariyle ortaya çıkan -özellikle Suudi Arabistan ve Lübnan’daki gelişmeler son derece dikkat çekicidir. Bunu tamamen Suudi Arabistan’ın bir iç meselesi olarak görmek doğru değil. Bütün bu gelişmeler bölgede uzun yıllardır devam eden savaşın ve siyasetin sonuçları olarak ortaya çıktı. Veliaht Muhammed bin Selman’ın üç gün önce Suudi Arabistan’da giriştiği hareket sonucu prenslerin, bakanlar, eski bakanlar ve iş adamlarının gözaltına alınmasının yanı sıra Lübnan Başbakanı’nın dahi mecburi ikamete tabi tutulduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra Özgür Suriye Ordusu liderlerinden ve eski Cenevre görüşmeleri heyeti başkanı Riyad Hicab’ın ve Ahmed el Carba’nın bile yolsuzluklara karıştığı ve kara para akladıkları gerekçesiyle tutuklandığı söyleniyor. Bunun ne derecede doğru olduğunu bilmiyoruz. Ancak bilinen gerçek şu ki, bu yapılan siyasi bir darbedir. Bu Suud ailesi içerisinde ortaya çıkan ve yeni olmayan bir iktidar çekişmesidir. Velid bin Talal’ın da bu çekişmenin diğer tarafında olduğunu biliyoruz. Bu mücadele bir süredir devam ediyor. Bugün gelinen noktada prens Muhammed bin Selman’ın siyasi iktidarı ele geçirdiği ve diğerlerini bu şekilde alt ettiği iddia edilmektedir. Fakat henüz olayın bütün yanlarıyla ortaya çıktığı söylenemez.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri neden birden bire istifasını açıkladı?

Lübnan Başbakanı Hariri’nin bu süreçte çıkıp istifa etmesi ve okuduğu basın açıklaması son derece dikkat çekicidir. Bu sürpriz bir gelişmeydi. Hizbullah’ın gerek Suriye’de gerek Lübnan-Suriye sınırında Lübnan ordusunu destekleyerek IŞİD’e ve diğer cihatçı örgütlere karşı elde ettiği başarı, Hizbullah’ı neredeyse Lübnan’da tek hâkim güç haline getirdi. Hizbullah’ın bu durumunu ABD ve Suudi Arabistan kabullenmiyor ve terör örgütü olarak ilan edilmesini istiyor. Bunun üzerine Lübnan ordusu ile Suriye ordusunun sahada bir nevi iş birliği yapmış olması ciddi bir sıkıntı yarattı. Saad Hariri ABD’ye çağırıldı ve orada gerekli uyarılar yapıldı. Hizbullah’ın bir terör örgütü olduğunu, İran’ın bir kolu gibi davrandığını, dışlanması gerektiğini, hükümette yer almasının doğru olmayacağını söylediler. Fakat Hariri Hizbullah’ı hükümetten çıkaracak güce sahip değildi.

Hariri hangi gerekçeyle istifa etti?

Hariri istifasından bir hafta öncesinde Suudi Arabistan’a çağrılmıştı. Geri döndüğünde hiç kimsenin öngörmediği bir şekilde istifa etti. Çünkü öncesinde Suudi Arabistan Lübnan’ı desteklemeye devam edeceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Ardından bir hafta geçmeden Hariri tekrar Suudi Arabistan’a çağrıldı ve hemen ardından istifa etti. Hariri’nin açıklamasını aslında Suudi Arabistan’ın yazıp hazırladığı ve Hizbullah ve İran’ı hedefleyen bir açıklama olduğu biliniyor. Gerekçe olarak Lübnan’da babasının suikaste uğradığı koşullara benzer bir iklimin yine hakim olduğunu ileri sürdü ve kendisinin de bir suikate uğrama korkusu olduğunu hiçbir veriye dayandırmadan iddia etti. Kendisi hala Suudi Arabistan’da ve bu arada kendisinin orada mecburi ikamete tabi tutulduğu iddiaları da var.

İstifa karşısında Hizbullah’ın tepkisi ne oldu?

Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah yaptığı açıklamada, sükûneti ve huzuru korumak gerektiğini, meselenin esas itibariyle Hariri’den çok Suudi Arabistan’dan kaynaklandığını, açıklamaların son derece sert ve tehlikeli ibareler taşıdığı için buna cevap vermeyeceklerini söyledi. Hariri’nin S. Arabistan’dan gelişinin bekleneceğini ve tabii ki yeniden bir hükümet meselesinin gündeme geleceğini belirtti. Bir taraftan da bu gelişmelerin 2018’in beşinci ayında yapılacak olan genel seçimi engellemeye yönelik bir hareket olduğu görülüyor. Bu gelişmelerin arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu ve aslında hedeflenenin Hizbullah nezdinde İran’ın olduğu iddiası var. Hizbullah bütün bu iddiaları büyük bir soğukkanlılıkla karşılayıp, cevap vermeksizin teşhis etmekle yetindi. Bir taraftan da S. Arabistan’daki gelişmelerin Yemen’le ve tabii ki İran’la ilgili olduğunu açıkladı.  

Bu istifa Lübnan’da siyasal istikrarsızlığa yol açar mı?

Bu istifa sonucu yeniden bir hükümet değişikliği mutlaka olacaktır, fakat bunun uzun süreceği yorumları yapılıyor. Bu arada İsrail’in provokatif eylemlere başvurabileceği belirtiliyor. Bunun yanı sıra Bahreyn Başbakanı yaptığı çağrıyla bütün Bahreyn vatandaşlarının Lübnan’ı terk etmesini istedi. Özellikle Suudi Arabistan kaynaklı basın, sanki bugün yarın bir iç savaşın patlak vereceği ya da İsrail’in saldıracağı yönünde ciddi bir kaygı ve korku yaratmaya çalışıyor. Lübnan Cumhurbaşkanı ise sükûnete çağırıp, bütün güçleri bir toplantıya davet etti. Lübnan bu tür durumlara alışık. Hükümetsiz iki buçuk yıl kaldığı biliniyor. Bu süreç yeni aşamada da uzun süreli bir hükümetsiz kalma durumunu yaratacağı muhakkaktır.

Lübnan’a yönelik bu hamlenin aslında İran’a karşı yapıldığı anlaşılıyor. Bu durum karşısında İran’ın tutumu nasıl?

İran bu gelişmelerin karşısında gayet temkinli davranıyor. Asıl hedefin kendisi olduğunu biliyor. Suudi Arabistan bakanı Samir Es-Sibbah Lübnanlı güçlerin neden hâlâ bu konuda sessiz kaldığına ilişkin açıklamalar yaptı. Lübnan’ın asla bu basın açıklaması öncesindeki Lübnan olmayacağını, dolayısıyla herkesin kendini güvene alması gerektiğini, İran’ın Lübnan kolunun kesileceğini, İran’ın bölge politikaları karşısında asla sessiz kalmayacaklarını söyledi.

Diğer yandan Trump’ın doğrudan Kral Selman bin Abdülaziz’i arayarak, Suudi Arabistan’daki iç tasfiyeler konusunda doğru yolda olduklarını, gerek İran’a karşı gerek Lübnan Hizbullahı’na karşı aldıkları tutumun son derecede doğru olduğunu ve desteklediklerini ifade etmesi de oldukça anlamlıdır. Ben İran’ın hızlıca ve doğrudan Suudi Arabistan’a cevap vermesini beklemiyorum. İran’ın son derece hassas ve etkili diplomatik çabalarıyla ve siyasetiyle bu krizi iyi yöneteceğini düşünüyorum. İran’ın gerek Irak’ta gerek Suriye’de gerekse Lübnan’da ve Bahreyn ve Yemen’deki güçlü konumu ve kendisine bağlı ya da yandaş denilebilecek güçlerin oldukça örgütlü ve teçhizatlı olduğu biliniyor. Yine geçtiğimiz günlerde Yemen’den Suudi Arabistan’a fırlatılan füzenin İran yapımı olduğu propagandası yapılıyor. İran bunu reddederek böyle bir müdahalede bulunmayacağını deklare etti.

İran aslında ellerinde bir barış projesi bulunduğu, savaşı başlatanın kendisi değil Suudi Arabistan’ın olduğu, bundan kaynaklı Suudi Arabistan’ın bu savaşı durdurması gerektiği yönünde ısrarını sürdürüyor.  ABD’ye karşı nükleer silahlar konusunda İran’ın tutumu biliniyor. Bu konuda asla ittifaklarını sürdürmekten geri durmayacağını fakat ABD’nin yaptırım uygulaması durumunda her türlü tedbiri alacağını ve özellikle nükleer üretimi sürdüreceğini açıklamıştı. İran’ın Lübnan’a doğrudan müdahalede bulunacağını düşünmüyorum. Zaten orada bulunan müttefiki Hizbullah’ın bugünkü konumu ve hakimiyeti İsrail’i bile tedirgin edecek bir düzeyde. Suriye’deki Deyr-ez-Zor ve diğer tüm bölgelerde hakimiyet kurmuş olması zaten Suudi Arabistan’a en büyük cevap olarak görülüyor. Dolayısıyla bu siyaseti devam ettireceği kanaatindeyim.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler