Kar: Suriye’ye saldırı, Batılı güçlerin Suriye’yi bölme planlarının bir parçası

Bereket Kar: “Aslında beklenen şuydu: Son bir hamle olarak, Batılı güçler, Suudi Arabistan destekli güçlerle bir hamle yaparak Şam’a girmeyi hedeflemişlerdi. Ama Rusya ve diğer güçlerin bir anlaşmaya varmasıyla bu plan boşa düştü ve hazırlanmış olan kimyasal silah senaryosu devreye sokuldu.”

Kar: Suriye’ye saldırı, Batılı güçlerin Suriye’yi bölme planlarının bir parçası

Röportaj: SiyasiHaber

Ortadoğu uzmanı ve gazeteci Bereket Kar ile ABD’nin başını çektiği “Üçlü”nün Suriye’ye yönelik son askeri saldırısının arka planında yatanları, Direniş Hattı’nı ve Türkiye’nin tutumunu konuştuk.

Doğu Guta’da kimyasal silah saldırı yapıldığı gerekçesiyle Batılı güçlerin Suriye’ye 105 füzeyle gerçekleştirdiği askeri saldırının arkasında neler var?

Son günlerde Suriye’nin birçok yerine füzelerle yapılan saldırıyı ABD, İngiltere ve Fransa “Üçlü”sü gerçekleştirdi. Ama eklemek gerekiyor: İsrail de bu işin çok aktif bir destekçisi. Bundan bir müddet önce Tifor havaalanına doğrudan bir saldırı yaptığını itiraf etmişti.

Bundan sonra ne tür gelişmeler olabilir? Bu saldırının arkasında sadece iddia edildiği gibi kimyasal silahların kullanımı mı var? Yoksa Suriye’ye dönük birtakım muhtemel gelişmeler mi var?

Şuna bakmak gerekiyor: 7 yıldır Suriye’de herkes bir vekalet savaşından bahsede geldi. Ama gelinen aşamada vekaletçilerin, yani IŞİD, Nusra, El-Kaide ve diğerlerinin misyonları bitti. Zamanında kendilerinden bekleneni hakkıyla yerine getiremeyince, müvekkiler, yani öznelerin kendileri devreye girdi. Bunlar da, başlarında ABD olmak üzere İngiltere, Fransa “Üçlü”sü… Bu da Arap dünyasında şu çağrışımları yarattı: Bu saldırının geçmişte örneği var. 1956’da Mısır’da, Süveyş Kanalı’nda bir Üçlü vardı: İsrail, Britanya, Fransa ve bunları koruyan bir Amerika… 2003’te Irak’ta yapılan bir saldırı ve işgal hareketi var ve bunu yapan da aynı Batılı, emperyalist, sömürgeci güçlerdi.

Şam rejimi tarafından kimyasal silah kullanıldığı iddiasını inandırıcı buluyor musunuz?

Şimdi neredeyse herkesin derin bir nefes aldığı, savaşın bir siyasal sürece evrildiğini kabul ettiği bir sırada Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı gerekçesi ileri sürülerek saldırı yapıldı. Her ne kadar kimyasal silah kullanıldığı iddiası olsa da, bu iddia, 7 yıldan bu yana aynı Batılı güçlerin vekalet yoluyla sürdürdükleri savaş ve saldırılardan asla bağımsız ele alınamaz.

Haber ajanslarına düşen şu haberi göz ardı etmemek gerekiyor: Saldırının hemen öncesinde Doğu Guta denilen bölgede Rusya, İran, Hizbullah ve tüm Suriye güçleri Guta’yı ele geçirme girişimini başlattılar. Orada direnen İslam Ordusu (Ceyş ül-İslam), Nusra ve Feylak üş-Şam gibi güçler ilk etapta oradan ayrılmayacaklarını iddia ettiler. Bu üç güç sonuç itibariyle Rusya’nın ortaya koyduğu anlaşmaya imza atacaklarını ilan ettiler. Rusya bu ilanın basın yoluyla yapılmasını isteyince, açıklamanın bir saat sonrasında kimyasal silah kullanıldığı haberi dünyada yankılandı. Bu tesadüfi bir şey değildir.

Aslında beklenen şuydu: Son bir hamle olarak, Batılı güçler, Suudi Arabistan destekli güçlerle bir hamle yaparak Şam’a girmeyi hedeflemişlerdi. Ama Rusya ve diğer güçlerin bir anlaşmaya varmasıyla bu plan boşa düştü ve hazırlanmış olan kimyasal silah senaryosu devreye sokuldu. Şam rejimi Doğu Guta kurtarıldığı için kutlamalara başlamışken böyle bir kimyasal silah kullanması, Şam’ın kendi ayağına kurşun sıkması demektir. Dolayısıyla bunun bir senaryo olduğu çok açık ve net. Ve hemen Suriye ve Rusya Birleşmiş Milletler’de, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün heyet yollayıp bunu araştırmasını istedi. Heyet Şam’a vardığı anda ve daha görevine başlamazdan önce bu saldırı gerçekleşti. Bunun da sebebi şuydu: Yalanlar ortaya çıkacak ve bundan dolayı bir saldırının inandırıcılığı kalmayacaktı. Bunun için erken davranıp saldırıyı gerçekleştirdiler.

Son aylarda çeşitli Batılı ülkeler “Suriye kimyasal silah kullanırsa saldırırız” şeklinde açıklamalar yapmıştı. 1-1,5 ay önceden zemini mi oluşturuluyordu bu saldırının? Suriye de tersinden birkaç kez uyarmıştı, “Bakın böyle bir hazırlık yapıyorlar, bizim üzerimize atacaklar” diye…

Doğru. Bu hazırlığın esas sebebi, Şam’a yeni bir taarruzda bulunma planıydı. Bu taarruzun püskürtülmesi halinde böyle bir gerekçeyle saldırı yapılacaktı. Rusya, Suriye ve diğer güçler erken davranıp Doğu Guta’daki sorunu çözünce bu plan boşa düştü. Ama buna rağmen aynı gerekçeyle, beklentileri karşılamasa da, İsrail’in istediği şekilde olmasa da, bu saldırıyı gerçekleştirmiş oldular.

Tabii bunun arkasında başka şeylerin yattığını da görmek gerekiyor. Her şeyden önce Amerika Suriye’nin kuzeyini işgal etmiş durumda… orada birçok üssü elinde bulundurmakta. Diğer taraftan Türkiye’nin yaptığı bir operasyonla Afrin’i işgal etmesi gibi bir süreç yaşandı. Oradaki işgali meşru kılma hedefi var bu girişimin arkasında. Başka bir açıdan da, Birleşmiş Milletler’in kararlarını ve uluslararası sözleşmeleri hiçe sayan bir harekettir bu saldırı. Ki bunun da daha çok İsrail’in işine yarayan bir yanı olduğunu bilmek gerekiyor. Çünkü şu ana kadar İsrail, gerek işgal ettiği Golan Tepeleri için olsun, gerekse Filistin toprakları üzerinde yeni yerleşim birimleri oluşturma girişimleri için olsun, BM’nin hiçbir kararını tanımadı ve yerine getirmedi.

Bundan bizim çıkartacağımız sonuç şudur: Gelinen aşamada kapitalist ülkeler, orman kanunlarını geri getirecek şekilde, güçlünün zayıfı yok edeceği bir mantıkla hareket ediyor. Kimyasal silah kullanıldığı iddiasıyla 7 yıldır süren savaşı birbirinden ayırmak mümkün değil. Bunun genel işgalden bağımsız bir olay olmadığını bilmemiz gerekiyor. Bugün Suriye’ye yönelik saldırıyı, Türkiye’nin, Katar’ın, Suudi Arabistan’ın onaylaması meselesi de bambaşka bir şeyi ifade ediyor.

‘Bu saldırı Esad diktatörlüğünü cezalandırmaya dönüktür’ şeklindeki iddia hakkında ne dersiniz?

O zaman şunu sormamız lazım: Peki Yemen’de ne yapılıyor? ABD’nin direkt desteklediği Suudi Arabistan’ın Yemen’i işgal ettiği, havadan her gün vurduğu, üç yıldır süren savaşa ne demek gerek? Orada kimyasal kullanılmıyor ama yüzbinlerce insan katlediliyor. Yani bunu meşru gören bir yaklaşım var. Daha dün, Filistin’de, İsrail’e karşı Geri Dönüş Yürüyüşü’nde dünyanın gözleri önünde onlarca Filistinli katlediliyor ve hiç kimse İsrail’e bir laf söylemedi. Eğer mesele sadece kimyasal silah ise, evet, biz kimyasal silahların kullanılmasına her şekilde şiddetle karşıyız, ama İsrail’in elindeki kimyasal silah depoları, nükleer silahlara ne demeli? Onlara neden hiç kimse sesini çıkarmıyor? Bunu sormamız lazım.

Mesele, asla bir kimyasal saldırıya cevap verme meselesi değildir. Bunun ötesinde, tamamıyla Suriye’nin üç parçaya bölünmesi planıyla alakalı bir meseledir. Bu planın 7 yıl sonucunda gerçekleştirilemediğinden hareketle son hamleler yapılmaktadır. Bana kalırsa bu bölünmenin bundan sonra gerçekleşmesi çok zordur. Zira buna karşı bir Direniş Hattı kuruldu. Beğensek de beğenmesek de, İran’ın, Suriye’nin, İslami güçlerin, yurtsever güçlerin, komünist güçlerin içinde olduğu anti-emperyalist, anti-siyonist bir Direniş Hattı bütün bölgede etkili… Yemen’den Filistin’e, Filistin’den Bahreyn, Lübnan, Irak, Suriye’ye kadar uzanan bir hat… Çok açık bir şekilde İsrail’in ve emperyalist güçlerin bölgeyi yeniden şekillendirme planları ve projelerini hiç olmazsa şu an için engellemiş durumdadır.

Bundan sonra gerginlik merkezleri istenildiği kadar başka yerlere çekilse de, örneğin Lübnan’da, Filistin’de patlayabilir, artık bu direniş hattının ve bölge halklarının dayanışmasıyla bunun boşa çıkartılacağı inancı var. Bu, halklara ciddi biçimde umut vermekte. Bunun en açık örneği, Şam merkezinde ve birçok ülkede, Kuzey Afrika ülkelerinde… hatta Avrupa’ya ve Amerika’ya taşan gösteriler söz konusu oldu. Bunu bir katliam olarak değerlendirdiler ve bundan öte bu saldırıların özellikle İsrail merkezli olarak devam edebileceğini hesap ederek Direniş Güçlerinin kendi mevzilerini giderek daha da güçlendirmeye çalıştıkları görülüyor.

Bu saldırının Türkiye’nin Rusya ve ABD arasındaki dengedeki konumunu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Macron’un sarf ettiği, “Türkiye’yi Rusya’dan kopardık” şeklindeki sözler kamuoyunda tartışıldı. Ama Tabii ki bu saldırıyla Türkiye’nin Astana görüşmelerinden, Rusya ve İran’dan kopacağını düşünmüyorum. Ama Türkiye, böyle bir devlet terörünü meşru kılan ve uluslararası kararları hiçe sayan bir yaklaşımla aslında bir taraftan kendi konumunu meşrulaştırmaya hizmet ederken, diğer taraftan da kendisinin NATO ve Batı paktından ayrılmayacağının mesajlarını vermiş durumdadır. Ama bir ayağı Rusya, Astana ve diğer ayağı NATO’da kalarak iki taraflı oynama siyasetinin uzun erimde devam edemeyeceğini, önümüzdeki süreçte bunun mutlak surette çatlayacağını söyleyebiliriz. Suriye çok farklı bir coğrafya. Ve henüz savaş bitmedi, henüz siyasal çözümün de bugünden yarına gerçekleşmeyeceği çok açık. Çünkü İdlib’de bugün 50-60 bin kadar silahlı kişinin olduğunu unutmamak lazım. İdlib ve Kuzey Suriye yeni bir kapışma ve çatışma alanı olacak… Türkiye bu siyasetiyle Batıya yeniden dayanma ve şu kozu kullanmayı hedeflemektedir: Bakın yarın öbür gün savaşta yanımda durmazsanız milyonlarca insan Türkiye’ye akacak ve ben bunlara Batıya açılan sınırları açabilirim. Bu tehdidi şimdiden yapmaya başladı. Tabii ki Batı Türkiye’yle özellikle bu konuda uzlaşmaktan yana. Ama diğer taraftan Türkiye’nin Suriye topraklarında elde ettiği mevzileri de durup dururken bırakmayacağını bilmek gerekiyor. Milli güvenlik adı altında pazarlık yaparak buradaki pastadan payını almaya çalışacaktır.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler