Kapitalizmin en “pis iş” sömürüsü: Taşeron çalıştırma

M. Sait Demir yazdı: Kapitalizmin en “pis iş” sömürüsü Taşeron çalıştırma

Kapitalizmin en “pis iş” sömürüsü: Taşeron çalıştırma

M. SAİT DEMİR-Diğer Yazıları

Güvencesiz, güvenliksiz ve sağlıksız üretim alanlarında işçi çalıştırmanın, çalıştırma bir yana, işçinin canı pahasına iliğine kadar sömürüldüğü “pis iş” olarak tarif edilen iş koşullarının sermayedar için emek cenneti, işçi için ise emek cehennemi olduğu günbegün belirginleşiyor.

13 yıllık AKP iktidarının ilk icraatlarından biri, kendisine desteğini açıklayan sermayenin istekleri doğrultusunda 4857 Sayılı İş Kanunu’nu hazırlamak olmuştu. Yeni düzenlemeye göre, İş Güvencesi Yasası hükümleri 10 işçinin çalıştığı işyerlerinde değil 30’un üzerinde işçi çalıştıran işyerlerinde uygulanacak ve sayısı gittikçe artan küçük taşeron firmalarla Türkiye tarihinin en kolay sömürülen işgücü dönemi başlatılacaktı. Bu yeni dönemde işçiler; geçici iş ilişkisi, kısmi süreli iş sözleşmesi, telafi çalışması, hafta tatili gününün değiştirilmesi, mola sürelerinin esnetilmesi, çalışma saatlerinin fazla mesai ödenmeksizin artırılması, yılda bir girdi çıktı hilesi yaparak kıdem ve ihbar tazminat hakkının fiili gaspı olarak beliren aleni sömürü politikaları ile tam manasıyla köleleştirilmek istendi.

Bir başka açıdan bakıldığında ise, ucuz işgücü istihdamı anlamına gelen taşeronluk, AKP Hükümeti döneminde kamuda istisna olmaktan çıkmış, egemen istihdam biçimi haline gelmiştir. Sendikaların emek istismarına yol açmakla suçladığı taşeron işçi uygulaması yaygınlaşıyor. Başta kamu olmak üzere birçok kuruluşun ulaştırma, güvenlik, temizlik gibi iş alanlarında çalışan taşeron işçilerin problemleri yıllardır çözülmeyi bekliyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bir soru önergesine verdiği yanıtta; Türkiye genelinde çalışan taşeron işçi sayısının 1 milyon 482 bin olduğunu beyan etti. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında taşeron sayısı 387 bindi. 12,5 yıllık süreçte bu sayı yaklaşık 4 kat arttı. Temel işgücü istatistiklerine göre Türkiye’de işçilerin yüzde 12,2’sinin taşeron olduğu dikkate alındığında bu yılın sonlarında bu oranın yaklaşık yüzde 15 civarında olacağını ve toplam işçi sayısının 2 milyon sınırını geçeceğini söylemek abartı olmayacaktır!

Taşeron çalıştırma tüm iş alanlarında

İşgücü maliyetlerini düşürmek amacıyla aynı/benzer işin ya da yardımcı işin alt işverenler eliyle yaptırılması anlamına gelen taşeronlaştırma; işçiler açısından çalışma haklarının zayıflatıldığı, çalışma koşullarının kötüleştiği, toplu sözleşme ve sendikalaşma hakkının fiilen yok sayıldığı, güvencesiz, işçi güvenliği ve sağlığından yoksun, karnesi iş cinayetleriyle dolu bir sömürü alanıdır. “Böl, parçala, yönet” kavrayışı doğrultusunda sermayece tasarlanan taşeron çalıştırma, her yıl artan oranda taşeron firma ve işçi sayısı dikkate alındığında yakın gelecekte tüm iş alanlarına dayatılacak ve topluma benimsetmeye çalışılacaktır.

Taşeronlaştırmanın hükümet eliyle kamuya dayatıldığı ve kamuda esas çalışma biçimi haline getirilmeye çalışıldığı düşünülürse esas mücadelenin kamuda çalıştırılan taşeron işçilerin haklarının savunulması üzerine gerçekleşeceğini söyleyebiliriz. AKP hükümeti sermayenin istemi doğrultusunda kazanılmış anayasal hak ve güvenceleri karşısına almak pahasına esas işverenin çalışanları olarak değerlendirilmesi gereken işçileri, alt işveren adı altında ihale eden uygulamalarla bir nevi muvazaa (hile) ile sermayeye peşkeş çekmektedir. İş mahkemelerinin kamuda aynı/benzer işlerde çalışan işçilerin, esas işverenin yükümlülüğünde olduğu ve eş(it) haklara sahip olmasına ilişkin kararları görmezden gelinmektedir. Bu güne kadar işçiler lehine kazanılan mahkeme kararlarını uygulamaktan kaçınan Hükümet seçimlerin hemen öncesinde muhalefetin de sıkıştırmasıyla asıl işlerde çalışan işçilere kadro verileceğini ilan etmek zorunda kalmıştır.

Gelinen aşamada sendikaların ve meslek örgütlerinin sürdürdükleri hukuk mücadelesi, taşeron işçilerinin işten atılmaları pahasına direnerek elde ettiği kazanımlar işçi sınıfının eseridir. Şimdi mecliste de yoğun biçimde tartışılacak taşeron sistemine son noktayı koymanın tam zamanıdır.

Kadro lütuf değil haktır

Kamu hizmetlerinde çalıştığı için taşeron şirket işçisi, kamu işçisidir! Kamu hizmeti sürekli olduğu için kamu işleri daimi işlerdir! Daimi nitelikteki kamu hizmetlerinde ihale olmaz! Kadro lütuf değil haktır, kazanımlar bir an önce tescil edilmelidir! Kamuda asıl iş yardımcı iş ayrımı yapılmadan şirketlerde çalışan 1,5 milyonu aşkın taşeron işçisine kadro verilmelidir!

Hükümet taşeronda çalışan işçilerin kadro beklentisini ve mağduriyetini seçim yatırımına dönüştürmüş, asıl işlerde taşeron uygulamasına son vereceğini ifade etmiştir. Bunun takipçisi olunmalı, sürdürülecek kampanya ve eylemlerle hükümetin seçim öncesi vaat etmek zorunda kaldığı sözlerin hayata geçmesi talep edilmeli, iktidar sıkıştırılmalıdır.

Kamuda taşeron uygulamalarına tümüyle son verilmesi ve şirketlerde çalışan işçilerin kamuda emsalleri ile tanımlanan esas kadrolara alınması ve aynı haklarla tanımlanmaları istenmelidir. Çünkü kamuda hizmet alım ihalelerinin tümüne yakını kamunun asıl işleridir. Bunun için kamudaki norm kadro uygulamasının kaldırılması; kamuda işçi istihdamı için konulan kısıtlamanın kaldırılması ve tüm taşeron işçilerinin istihdamının kanuni düzenlemeler yapılarak bir an önce sağlanması acil ihtiyaçtır.

Hükümet’in asıl işlerde taşeron uygulamasına son verileceği vaadi başta hastaneler ve üniversiteler olmak üzere tüm kamu kurumlarında temizlik, sağlık, yemek, ulaşım gibi tüm yardımcı hizmetlerde çalışan şirket işçilerini kapsamalı, taşeron işçiliğin içerisinde farklılıklar yaratarak taşeron çalıştırmayı sürdürecek politikalardan vazgeçilmelidir.

Kim sermayeden kim işçiden yana?

Yeni dönemde hem iktidarın hem de muhalefetin mecliste sergileyeceği tutum işçi sınıfı mücadelesi açısından turnusol işlevi görecek, kimlerin işçiden, kimlerin sermayeden yana tutum takınacağı gözler önüne serilecektir. İşçi düşmanlığını teşhir, yeni dönemin seçim sonrası en önemli paradigmalarından birisi olmalı, kazanımları büyütmek ise tereddütsüz desteklenmeli ve emeğin yaratıcı ve dönüştürücü gücü genişleyerek büyütülmelidir.

Gözler Meclis’te… Kazanımı sağlayacak güç ise çalışma alanlarında canı pahasına en ilkel çalışma koşullarında güvencesiz çalıştırılan direnen işçilerin mücadelesindedir. Ancak bu güç ve kararlılıkla “pis iş” olarak da adlandırılan taşeron çalıştırma tarihin çöp sepetinde yerini alabilir, sermayenin başımıza çöreklendirmek istediği taşeron cumhuriyetine karşı demokratik cumhuriyet savunusu güç kazanabilir. Esas çarpışma alanı, en alttaki taşeron işçilerle en üsteki sermaye sınıfı ve sermaye sınıfının buyruğu ile hareket edecek olan sermaye hükümeti arasında olacaktır. İşçi sınıfının öncelikli görevi taşeron işçilerin yürüteceği mücadele ile sonuna kadar dayanışma göstermek olmalıdır. Zira taşeron çalıştırmaya karşı mücadelede dayanışma zaafı vuku bulduğunda tüm işçi sınıfı da aynı akıbetle karşı karşıya kalacaktır.

İşçi sınıfı haykır, taşerona başkaldır!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler