Kadın, feminist, Arap, münzevi, şair Nazik al Mala’ika

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ yazdı: “Mala’ika bu gün hakkında çok az şey bilinen bir şair olmasına rağmen radikal ve yenilikçi öncülüğüyle modern Arap şiirinin çehresini değiştiren şairlerinden biriydi. Erkek egemen topluma karşı yürüttüğü cesur ve kararlı mücadeleyle öncü bir kadın olarak nesiller boyunca pek çok Arap kadın için ilham kaynağı oldu.”

Kadın, feminist,  Arap,  münzevi, şair Nazik al Mala’ika

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ

Nazik al-Mala'ika, 2007 yılının Haziran ayının 20. günü 83 yaşında yaşama veda edene dek ve elbette daha sonrasında da 20. yüzyılın en etkili Arap şairlerinden biriydi. Yaşamı ve çalışmaları, 20.yüzyıldaki Irak tarihinin billur bir yansımasıydı: idealizm, umut, hayal kırıklığı, yıkım, yalnızlık, sürgün, depresyon. Mala’ika da Irak coğrafyasındaki diğer tüm çağdaşları gibi İngiliz şiirinden etkilenmişti. Ne var ki diğer tüm çağdaşlarından ayrılarak, Arap şiirinde bin yıldan fazla süre hâkim olan klasik kafiye biçiminden radikal bir şiirsel kopuşun kadın öncüsü oldu. Al-Mala’ika, yalnızca şiirinde değil sosyal anlamda da toplum içerisinde kural tanımaz bir radikaldi. Tastamam yaşamından zuhur eden şiirinin ve geriye bıraktığı şiirsel mirasının kaynağı işte bu geleneklere cesur meydan okuyuşlar, onlardan kopabilme arayışlarıydı. Arap şiirinde öncülük ettiği devrim, kadının kurtuluşu için verdiği mücadele onu her zaman çok tartışmalı ve keskin bir figür olarak öne çıkardı. Tüm bunlarla beraber aynı zamanda parlak ve çetin bir kadın, dört dilde akıcı konuşan, son derece eğitimli ve Arap toplumunda kadınların konumu üzerine ateşli konuşmalar yapan, yazılar yazan, kadınları daha fazla ses çıkarmaya ve kök salmış ataerkil sisteme meydan okumaya çağıran feminist bir önderdi. O zamanlar için oldukça olağandışı bir durum olan mali bağımsızlığa kavuşmuştu.  Şiir ve yazılarındaki keskin, cesur, atılgan kadının, öncü rolünün öte yüzünde, dış dünyadan fiziksel olarak uzak kalmayı tercih eden bir münzeviydi.

Bağdat’ta Liberter bir ailenin dört çocuğunun en büyüğü olarak 23 Ağustos 1923'te doğan Mala’ika,  ismini 1920’li yıllarda Suriye'deki Fransız işgal ordusuna karşı bir dizi direnişe öncülük eden halk kahramanı Nazik Alabedi’den almıştı. İlk okumalarını şair ve dil bilimci olan babasının teşviki ve nezaretinde yapan Mala’ika’nın şair olan annesi de Oum Nizar al-Mala’ika takma adı altında kendi eserini yayınlamıştı. Takma isim kullanmak o zamanlarda kadın yazarlar için yaygın bir uygulamaydı ve bu geleneği daha sonra kızı değiştirecekti. Nazik al-Mala’ika, 1944'de Bağdat Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra, Wisconsin Üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat bölümünde yüksek lisansını (master) tamamladı.

Her iki ebeveyni de şair olan al-Mala’ika’nın ilk şiirini henüz 10 yaşında yazması şaşırtıcı olmasa gerek. Daha sonra annesi ve amcası ile birlikte "Ruhum ve Dünya Arasında" başlıklı bir şiir yazacaktı. Al-Mala’ika'nın ilk şiir koleksiyonu "Night's Lover" (Gecenin Aşığı) 1947'de yayınlandı. Bu şiirler klasik biçimde yazılmış ve geleneksel müzik sevgisinden beslenen acemilik şiirleriydi. Değerli müzik bestecilerinden ud dersleri alan ve anılarında güzelliğinden sık sık bahsettiği, dönemin Bağdad entelijensiyasının uğrak yeri olan evlerinin bahçesinde, saatlerce yalnız başına ud çalan Mala’ika’nın, "Gecenin Aşığı", tüm acemiliğine rağmen klasik Arap şiirinin temalarından kopuşunun ilk emarelerini taşıyordu. Bu acemilik şiirleri aynı zamanda şairin Arap şiirine hâkim tutuculukla ve ataerkil düzenle ilk yüzleşmesi de olacaktı. Tamamı erkek olan, eleştirmenler Mala’ika'nın henüz baş gösteren kopuş arayışlarını onaylamadılar ve şiir planında derin bir tecride mahkûm ettiler.

Tüm bu tecride rağmen Mala’ika aynı yıl şiirde gerçekleştireceği devrimin ilk örneği olan çığır açan şiiri "Kolera"yı yayınladı. Mala’ika, bu şiirini Mısır’da baş gösteren kolera salgınında ölenlerin sayısının arttığını bildiren yakıcı radyo haberlerinden esinlenerek yazmaya başlamıştı. Otobiyografisinde şiirin yazılış süreci hakkında şunları yazıyordu: "Bir saat içinde şiiri bitirdim ve kız kardeşimin evine koştum. Ona çok garip bir biçimde bir şiir yazdığımı ve bu şiirin tartışmalara neden olacağını söyledim. Kız kardeşim şiiri okuduğunda bana destek verdi. Ama annem soğuk bir ses tonuyla bana, 'Bu nasıl bir kafiye' diye sordu. Müzikselliği yok" dedi. Mala’ika'nın babası da eleştirel bir tavır sergilemişti; Mala’ika babasının çabalarıyla alay ettiğini ve başarısız olacağını öngördüğünü söylüyor; yine de babası, “Ne söylemek istersen onu söyle” demişti. Mala’ika şiirinin Arap şiir haritasını değiştireceğinden emindi ve öyle de oldu.

Filhakika her iki Mala’ika’nın tahmini de doğruydu. Modern serbest şiir nihayetinde çok popüler oldu, ancak Mala’ika’nın şiiri ilk başlarda kabul görmedi uzun bir süre sessizlikle karşılandı. Mala’ika, yakın çevresi de dâhil, eski yöntemlere sıkıca bağlı bir edebi dünyada büyüdü. Söz konusu dünya, deneyselliği geleneğin karşıtı ve istenmeyen bir konuk olarak görüyordu. Muhafazakârlıktan uzaklaşmak her zaman olduğu gibi zordu ve serbest şiirin kıpırtıları bu nedenle dehşetli bir karşı çıkışa tosluyordu. Mala’ika’nın gayretleri zaman içerisinde entelektüel çevrenin yenilikçiliğe kapıları açmasına neden olduysa da toplumun, haliyle okuyucuların muhafazakâr karakteri, değişime yönelik eğilimleri bastırdı. Yine de  Mala’ika’yla beraber, Badr Şakir el-Sayyab, Ali Ahmed Bakatheer , Mahmoud Matloub’un öncülüğünü yaptığı bir patika açılmıştı.

Mala’ika'nın Arap şiirindeki devrimin öncülerinden biri olmasının kazandırdığı şöhret, ona eşsiz bir fırsat verdi: Kadınlar için gerçek bir ilham kaynağı olmasını sağladı. Bağımsız bir düşünür, saygın bir akademisyen ve yoğun bir biçimde üreten verimli bir yazar olarak ön plana çıktı. Erkek egemen bir dünyada mükemmelliğe ulaşmayı başardı ve özellikle edebi sahada mükemmelleşmesi oldukça önemliydi. O dönemde Arap toplumunda kadınların yaşadığı makûs kaderin buz kırıcısı olmayı başardı, kendilerini ancak erkeklerin izin verdiği sınırlar içinde ve ancak erkek sesi ve diliyle ifade edenlerin bir bakıma, kendi seslerini kullanamayanların veya buna izin verilmeyeceğini düşünenlerin sesi oldu. Arap kadınlarının dil ve edebiyat konusunda rol oynayabileceklerini ve oynadıklarını kanıtlayan önemli katkılarda bulundu. Erkek ve kadın yazarlar arasındaki eşitsizliği, kadın yazarların önündeki bariyerleri sarstı ve gelecekteki şairlerin yolunu açtı.

1953'te Mala’ika, Kadınlar Birliği Kulübü’nde "İki Kutuplu Kadınlar: Olumsuzluk ve Ahlak" başlıklı bir konferans verdi; kadınların Arap toplumundaki atalet ve sinizmden kurtulması için çağrıda bulundu. "Aşırı Pasiflik ve Seçim Arasındaki Kadınlar" adlı makalesinde, yaşadığı topraklardaki ataerkil sisteme meydan okudu ve diğer kadınlar için ilham, cesaret veren güçlü bir ses haline geldi. En ünlü şiirlerinden biri olan "Rezaleti Yıkama", o zamanlar için cesur bir konu olan namus cinayetlerini ele aldı. Mala’ika, eş ve anne olmanın geleneksel rolünü benimsemeyi reddederek evliliğe karşı çıkan kadınlar için güvenli liman olabilmesi amacıyla bir dernek kurdu. Dernek nihayetinde dağıldı ve bu ilk devrimci deneyim, pek çok devrimci deneyim gibi ilk denemesinde sukutu hayale uğradı ve Mala’ika'nın da dahil olduğu grup sonunda geleneksel rolleri kabul etti. Mala’ika, 1961'de Abd Alhadi Mahouba adlı bir meslektaşıyla evlendi.

Mala’ika eş olarak kendine geleneksel bir rol seçse de, feminizm ve kadın haklarıyla ilgili yazmaya devam etti.  Zamanla Ben kavramı hakkında giderek daha çok yazmaya başladı.  Bu dönemdeki çalışmaları bireycilik güzellemeleriyle doluydu. Aşiret, din, toplum karşısında romantik denebilecek bir cesaretle birey ve bireycilik tartışmaları yürüttü. Bununla birlikte, sadece kültürel ya da manevi ve toplumsal planlarda değil ferdi olarak kendi hakkında düşünmeye başladı. Bu aşamada açıkça kendinden, duygularından, çelişkilerinden, arzu ve hayallerinden kadın sesiyle, diliyle söz eden ilk Arap yazar olarak öncü ve sarsıcı bir etki yarattı. Arap kadınları için o zamanlarda bu düşünülmesi bile güç bir girişimdi. Kişisel psikolojisini, karanlık girintilerini, buhranlarını keşfetmeye çalışmaktan ve bunlardan dürüstçe bahsetmekten çekinmedi… Örneğin otobiyografisinde depresyon ile mücadelesini yazdı: "Anılarımda derin psikolojik analizler yaptım. Kendi fikir ve duygularımı çevremdeki diğer insanlar gibi ifade etmediğimi keşfettim. Geri çekiliyordum ve utangaçtım. Bu olumsuz yaşam biçiminden uzaklaşmaya karar verdim. Hatıralarım, bu amaca ulaşmak için kendimle olan bu büyük mücadeleye tanık oldu. Bir adım ileri attığım zaman, geriye doğru on adım atmıştım, bu da hayatımı tam olarak değiştirmemin çok uzun yıllar sürmesi demekti. Bugün psikolojik alışkanlıkları değiştirmenin en zor şey olduğunu biliyorum."

Uzun depresyon sırasında çok derine inen acılar çektiğinden ve bu yüzden aile üyelerini dahi görmediğinden, artık onun için bir yabancıdan farksız oldukları bir münzevi hayatı sürdürdüğünden bahseder. Hüzün Mala’ika için aniden hayatına giren yetişkin bir arkadaş değildi; çocukluğundan beri arkadaşı olagelmişti. Yakın arkadaşı ve şair dostu annesinin 1953'teki ölümünden sonra Mala’ika, üzüntü bir hastalık haline gelene kadar gece ve gündüz ağlamış olduğundan bahseder.

Böyle sıradışı bir kadının meydan okuduğu ve çok iyi anladığı dünyadan geri çekildiğini hayal etmek oldukça zor. Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesinden iki yıl sonra 1970 yılında Irak’tan ayrılarak Kuveyt’e yerleşti ve 1990'daki işgal girişimi sonrasında Kuveyt’ten ayrılarak Kahire’ye taşındı. Her ilticadan sonra giderek yalnızlaşmaya başladı. Şüphesiz yaşadığı münzeviyetin, edebi üretimi üzerinde trajik bir etkisi oldu. Uzun süren hastalık ve sürgün zamanları olmasaydı, onu hatırlamamızı sağlayacak çok daha fazla eseri olması mümkün olabilirdi.

Yine de, Mala’ika “Gece’nin Aşığı” (1947), “Kıvılcımlar ve Küller” (1949), “Dalganın Dibinde” (1957), “Dua ve Devrim İçin” (1973) ve “Deniz Rengini Değiştirdiğinde” (1974) başlıklı şiir kitaplarında Arap şiirinin en nadide örneklerinden ve en çığır açıcı şiirlerinden birçoğunun şairi olmayı başardı. "Yasemin" ve "Dağın Zirvesindeki Güneş" adlı iki kısa öykü yazdı. Şiir kitaplarının dışında  "Yersiz Bir Kadının Ağıtı" ve "Hayat Trajedisi ve İnsan İçin Bir Şarkı" başlıklı iki uzun bir şiir yazdı. Ve nihayet son şiiri “Yalnızım” ı kaleme aldı.

Hülasa Mala’ika bu gün hakkında çok az yazılan, çok az şey bilinen bir şair olmasına rağmen radikal ve yenilikçi öncülüğüyle modern Arap şiirinin çehresini değiştiren şairlerinden biriydi.  Erkek egemen topluma karşı yürüttüğü cesur ve kararlı mücadeleyle Arap kadın hareketi üzerinde derin bir etki yaratırken öncü bir kadın olarak nesiller boyunca pek çok Arap kadın için ilham kaynağı oldu. Coğrafyamızın dört bucağında kadınlar üzerindeki gerici baskının, erkek terörünün yoğunlaştığı, topyekûn yaşamın günden güne grileştiği, karartılmaya çalışıldığı bu günlerde yeniden hatırlanabilmesi ve yeni ilhamlara vesile olabilmesi umuduyla…

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler