İsviçre’de ‘Ekim Devrimi ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Sempozyumu’ yapıldı

SYKP Avrupa Örgütünün bir süredir Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde gerçekleştirdiği “100. Yılında Ekim Devrimi” paneller dizisi Basel’de gerçekleştirilen sempozyumla tamamlandı.

İsviçre’de ‘Ekim Devrimi ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Sempozyumu’ yapıldı

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Avrupa örgütünün çeşitli ülkelerde düzenlediği  “100. Yılında Ekim Devrimi” sempozyum dizisinin son ayağı İsviçre’nin Basel şehrinde 16-17 Aralık günlerinde “Ekim Devrimi’nin 100. Yılında Sosyalist Yeniden Kuruluş” başlığıyla gerçekleştirildi.

Sempozyumda beş oturum yapıldı.

Tuncay Yılmaz: Ekim Devrimi yol gösteriyor

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan SYKP Kurucu Eşbaşkanı Tuncay Yılmaz, Peru’dan Azerbaycan’a, Lübnan’dan İrlanda’ya, Almanya’dan Rusya’ya, Hindistan’dan ABD’ye dünyanın dört bir yanında Ekim Devrimi’nin 100. Yılı konulu tartışmalar, konferanslar, etkinlikler düzenlendiğini belirterek, tek başına bu ilginin dahi kapitalizmin tıkanıklığı ve sosyalizmin güncelliğine dair çok şey anlatmakta olduğunu söyledi.

İnsanlığın kurtuluşunun sınıflı, cinsiyetçi ve tahakkümcü toplumlarda olmadığının görüldüğünü belirten Yılmaz, bu düzenin kahrını çekenlerin kendilerine bir çıkış yolu aradığını söyledi.

Bu kurtuluş umuduna en yakın olunan sürecin tüm eksiklerine rağmen insanlık tarihinin en eşitlikçi denemesi olan Sovyetler Birliği olduğunu söyleyen Yılmaz, sosyalizmin bir kez daha insanlık için kurtuluş umudu/yolu haline gelebilmesi için geçmiş deneyimlerden dersler çıkarılması, neyin sahiplenilip neyin reddedileceğine ilişkin doğru analizler yapılması gerektiğini vurguladı.

Tuncay Yılmaz sözlerini “Nasıl ki 72 günlük Paris komünü 70 yıllık sosyalizm denemesinin kapısını açan anahtar olmuşsa, 70 yıllık sosyalizm deneyimi de kalıcı ve sonuç alıcı bir sosyalist yeniden kuruluşun yol göstericisi olacaktır” diyerek noktaladı.

İsviçre’de ‘Ekim Devrimi ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Sempozyumu’ yapıldı


Şubat’tan Ekim’e devrim günleri

Sempozyumun birinci oturumunda Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) kurucusu ve Yol dergisi yazarı Mehmet Yılmazer ve SYKP kurucularından Mahir Sayın Şubat’tan Ekim’e devrim günlerini, Nisan Tezleri’ni, Temmuz ayaklanmasını ve Ekim Devrimi’ni değerlendirdiler.

Oturumda ilk sözü alan Mahir Sayın Şubat’tan sonra burjuvazinin demokratik devrimi sonuna kadar götüremeyeceğinin ortaya çıkması ve Lenin’in Nisan Tezleri’ni ortaya atmasıyla Ekim Devrimi’nin yolunun açıldığını vurguladı. Kerensky Hükümetinin Temmuz’daki gösterilere sert müdahalesi oluncaya dek Lenin ve Bolşeviklerin “Barışçıl geçişi” savunduğunu belirten Sayın, Ağustos’tan itibarense bu tezi geride bırakarak devrimi kaçınılmaz gördüklerini vurguladı.

Mehmet Yılmazer ise devrimi hazırlayan konjonktürel siyasi atmosfere dikkat çekerek, devrim önderliğinin geçmiş deneyimlerden doğru dersler çıkartıp konjonktürü de iyi okuyarak devrimi başardıklarının altını çizdi.

Devrim ve İşçi Sınıfı

Sempozyumun ikinci oturumunda ise “Ekim Devriminde ve günümüzde işçi sınıfının durumu ve rolü nedir?” sorusuna cevap arandı. Mustafa Suphi Vakfı kurucularından, Politika Gazetesi Yazarı Murat Çakır ile KHK’larla işinden edilen Barış için Akademisyenlerden ve aynı zamanda SYKP kurucularından Tolga Tören’in konuşmacı olduğu oturumda işçi sınıfının tarihsel rolü ve güncel durumu analiz edildi.

Her iki konuşmacı da konuşmalarında işçi sınıfın kapitalist üretim ilişkilerindeki kilit rolü ve kolektif, organize, sistematik hareket edebilme alışkanlıkları dolayısıyla Ekim devriminde ve günümüzde hem yıkıcılık hem de kuruculuk anlamında belirleyici rolü olduğuna vurgu yaptı.

İşçi sınıfının bu rolünün yalnızca yoksulluğu, sefaleti, sömürülüyor oluşundan dolayı değil, kapitalist sistemin devam etmesini sağlayan damarlarındaki kan olan artı değeri üretiyor olmalarından dolayı olduğunu belirttiler.

Çakır, işçi sınıfının yapısında Marx’tan, Ekim Devrimi’nden bu yana önemli değişimler olduğunu vurgularken, bu değişimlerin emeğin sermaye karşındaki rolünü azaltmak şöyle dursun arttırdığını vurguladı.

Tören ise Marx’ın Komünist Manifesto’da yazdığı “İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek şeyi yoktur” söyleminin mal-mülk anlamında değil, üretim araçlarına sahip olmamaları ve hayatlarını emek güçlerini satarak devam ettirmek zorunda olmaları anlamını taşıdığını vurguladı. Tören, Kapital’deki işçi sınıfı tanımının da “emek güçlerini satanlar” şeklinde değil “satmak zorunda olanlar” biçiminde olduğunu vurgulayarak, “yedek işgücü” durumunu çoktan aşan işsizlerin de işçi sınıfının parçası olduğunu söyledi.

İşçi-köylü-asker Sovyetlerinin gerçekleştirdiği Ekim Devrimi’nin sadece işçilerin devrimi olarak tanımlanamayacağını ancak ideolojik olarak işçi sınıfının devrimi olduğunu vurgulayan konuşmacılar, bugün de emek-sermaye çelişkisi dışında başka çelişkiler etrafında mücadele yürüten dinamiklerin devrimin ortağı olacağını ancak işçi sınıfının ideolojik ve pratik öncülüğünün hala geçerli olduğunu belirttiler.

İsviçre’de ‘Ekim Devrimi ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Sempozyumu’ yapıldı


Kadınlar, LGBTİQ’lar, Ekoloji Hareketi

“Ekim Devrimi’nin ve Marksizm-Leninizmin emek-sermaye çelişkisi dışındaki dinamiklerle (kadın, lgbtiq, ekoloji, inanç ve etnik hareketlerle) ilişkilenme kapasitesi” konulu üçüncü oturumda, KHK’larla işlerinden olan Barış Akademisyenlerinden Eylem Çamuroğlu ve Mustafa Şener’le birlikte Ünsal Çığ sunum yaptılar.

Eylem Çamuroğlu kadın ve LGBTİQ hareketlerinin gelişim seyirlerini ve sosyalist harekete etkilerini aktarırken, Ünsal Çığ ise ekoloji mücadelesinin perspektifini, Marksizmle buluşma ve çatışma noktalarını anlattı.

Çamuroğlu kadınların 19. yüzyılın başlarından itibaren aktif bir mücadele yürüttüklerini söyleyerek Ekim Devrimi’nin de kadınların bu mücadelede öne çıkarttığı talepleri sahiplendiğini ancak kalıcılaştırmayı başaramadığını belirtti.

1. Dalga feminizm kamusal haklar mücadelesine yoğunlaşırken, 2. Dalga feminizmin daha çok özel alandaki eşitsizliklere karşı mücadele yürüttüğünü vurgulayan Çamuroğlu, bu mücadele sırasında üretim /yeniden üretim, eviçi / karşılıksız emek konuları çevresinde feminizm ve Marksizm arasında bir tartışmanın yürüdüğünü ve bu tartışmada kısmi olarak yol alınmış olsa da hala devam etmekte olduğunu belirtti.

Ünsal Çığ ise Reel Sosyalizmle birlikte insan ve üretim / endüstriyalizm merkezli sosyalizm anlayışının da çöktüğünü vurgulayarak yeni sosyalizm iddialarının insan doğa bütünlüğünü gören yerden bir perspektif geliştirmek zorunda olduğunu vurguladı.

Mustafa Şener ise 72 günlük Paris Komünü ve 70 yıllık sosyalizm deneyiminden çıkartılmak zorunda olunan pek çok ders olduğunu vurguladı. Emek sermaye çelişkisinin belirleyiciliğini korumakla birlikte insan-doğa, kadın-erkek arasındaki çelişkilerin, işinde bulundukları kapitalist şekillenişe çözülmeyen etnik ve inanç hareketlerinin sınıf mücadelesi tarafından dikkate alınması gerektiğini belirtti. Komünistlerin kendilerini onların yerine ikame etmeden ancak onların taleplerini de kapsayacak şekilde yenilenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Porto Allegre’den, Seatle’a, Ocuppy hareketlerinden Tahrir’e, Gezi’ye işçi sınıfı ve ezilenlerin yeni direniş biçimleri geliştirmeyi denediklerini vurgulayan Şener, devrimlerin yeni biçim ve kapasitelerinin biraz da pratik içerisinde şekilleneceğine vurgu yaptı.

Ekim Devrimi ve Enternasyonalizm    

Almanya Komünist Partisi (DKP) Enternasyonal İlişkiler Sekreteri Günter Pohl, İsviçre Emek Partisi (PdA) Genel Sekreteri Siro Terossan ve SYKP Enternasyonal Büro’sundan Hakan Gürgen’in konuşmacı olduğu  “Ekim Devrimi ve Enternasyonal ilişkisi bağlamında günümüzde dünya komünist hareketinin yeniden ilişkilenmesi” sunumu Almanca dilinde gerçekleşti ve Türkçe’ye tercüme edildi.

Siro Terossan Göçmen hareketleri ve enternasyonalizm ilişkisine yoğunlaşan bir sunum yaparken Günter Pohl’un yaptığı sunum salonda heyecanlı tartışmalara yol açtı.

Avrupa Birliği’nin kapitalist/emperyalist bir birlik olduğunu ve “Avrupa’yı / Avrupa halklarını” temsil etmediğini vurgulayan Pohl AB’ye karşı olduklarını, bu yüzden de AB içinden mücadele yürütme perspektifinde olan “Avrupa Sol Parti” gibi birliklerin içerisinde olmadıkları vurguladı.

DKP’nin Almanya komünist mücadelesinin 100 yıllık birikimlerini içerisinde barındırdığını vurgulayan Pohl, Demokratik Almanya ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasında iç yetersizlikten daha fazla dış etkilerin olduğunu söyledi.

Pohl’un Suriye’de ABD’yle birlikte hareket eden Demokratik Suriye Güçleri’ni desteklemediklerini ancak Esad rejimini ve onun Rusya’yla yaptığı işbirliğini doğru bulduklarını ve desteklediklerini belirtmesi üzerine salondaki dinleyicilerden yoğun soru, itiraz ve eleştiri geldi. Rusya’yı emperyalist görmediklerini belirten Pohl, Rojava’daki gelişmeleri ise sınıflar arası ilişkide herhangi bir iktidar değişimi olmaması dolayısıyla bir devrim olarak görmediklerini söyledi.

Hakan Gürgen ise finans kapitalistleri Avrupa Birliği dışında işçi sınıfının ve ezilenlerin Avrupa’sını yaratmanın çok önemli olduğunu vurgulayarak DKP, PdA gibi köklü partilere bu konuda büyük görev düştüğünü belirtti.

Gürgen Suriye’deki gelişmelerle ilgili DKP’nin değerlendirmesine katılmadıklarını belirterek Parti olarak tereddütsüz bir biçimde Halkların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkının yanında olduklarını söyledi. PYD ya da Demokratik Suriye Güçleri’nin yapısal ve stratejik olarak değil, mecburiyetten ve konjonktürel olarak ABD’yle işbirliği yaptığını vurgulayan Gürgen, komünistlerin bu ilişkiler içinde olmamayı tercih edebileceğini ancak varlık yokluk mücadelesi veren bir halkın bu zaruriyetini görmezden gelemeyeceğini belirtti.

Devlet, Devrim, İktidar

SYKP Kurucu Eşgenel Başkanı Tuncay Yılmaz ve ESP Avrupa Temsilcisi Ziya Ulusoy’un konuşmacı olduğu son oturum olan “Devlet, Devrim ve İktidar” oturumunda Ekim Devrimi’nden günümüze bu perspektiflere yaklaşımlardaki değişimler gözden geçirildi.

Çeşitli biçimlerde, coğrafyalarda ve sürelerde ikili iktidar durumları yaşanabiliyor olsa da son tahlilde toplumsal devrimin önünü açmak için hala politik devrimin zaruri ve tek yol olduğunu vurgulayan Yılmaz, Post-Marksizm’in devrimsiz, iktidarsız, devletsiz, merkezsiz geçiş perspektifinin doğru ve mümkün olmadığını anlattı.

Yılmaz, sosyalizm deneyiminden çıkartılacak pek çok ders, sosyalizm mücadelesine eklenecek pek çok yeni perspektif ve dinamik olmakla birlikte devrim ve iktidar, işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenme hedefi bir kenara bırakılarak kalıcılaşabilecek kazanımlar elde etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Komünizme devletli mi devletsiz mi geçiş olacağına ilişkin tartışmanın yeni olmadığını belirten Yılmaz, bu konuda Marks ve Lenin’in tutumunun hala geçerliliğini koruduğunu vurguladı. Yerellere en geniş özerklik tanımanın devletsiz geçiş anlamına gelmediğini söyleyen Yılmaz bu konuda Ekim Devrimi’nin en büyük örnek olduğunu belirti. Yerellerin var oldukları alana ilişkin en geniş özerkliği yaşamasının, devrimi kuşatan gericiliğe karşı bu yerel iradelerin kolektif bir koordinasyon ve aksiyon içerisinde olma ihtiyacını ortadan kaldırmadığını ifade etti. Yılmaz, oluşan merkezi iradenin, geçici mekanizmaların da, Marx ve Lenin’in altını çizdiği gibi, “eski devlet yapısının tamamen parçalanarak meclislere dayalı, parlamenter demokrasiyi aşarak en geniş doğrudan demokrasi metotlarını uygulaması gerektiği” anlayışına uygun olarak işlemesi gerektiğini belirtti.

Ziya Ulusoy ise Rojava’da muazzam bir devrimsel süreç yaşandığını vurgulayarak, teoride farklı perspektifler savunulsa da pratikte klasik devrim, devlet, iktidar ilişki ve gelişmelerinin yaşandığının altını çizdi.

Burjuvazinin hiçbir koşulda iktidarından barışçıl yollarla vazgeçemeyeceğini vurgulayan Ulusoy, iktidar hedefli bir devrim perspektifinin de bu yüzden hala geçerli olduğunu söyledi.

İki gün boyunca yoğun bir katılım ve ilgiyle takip edilen sempozyum, Ziya Ulusoy ve Tuncay Yılmaz’ın yaptığı sunumlarla son buldu. Her oturumda sunumların ardından soru, cevap, yorum bölümleri yapıldı ve yoğun tartışmalar yaşandı.

Sempozyumu örgütleyen SYKP Avrupa Örgütü sempozyumda yapılan sunumların en kısa zamanda bir kitapçık olarak yayınlanacağını duyurdu.

AvrupaForum (AF)

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler