İki şehrin hikayesi: Amed ve Kayseri

VEYSEL DENİZ yazdı: Amed özgürlük mücadelesinin ve direnişlerin, Kayseri yeni muhafazakâr-yeni liberal sermaye birikiminin, Anadolu Kaplanlarının sembolü. Bu farklılıklarına rağmen son zamanlarda bu iki şehrin başına gelenler birbirine çok benziyor. Zira her ikisi de 2015 yılından bu yana benzer bir ekonomik ve sosyal yıkıma uğratıldı.

İki şehrin hikayesi: Amed ve Kayseri

VEYSEL DENİZ

Başlık İngiliz edebiyatçı C. Dickens’in ünlü eserinden alındı (A Tale of Two Cities). Dickens 1859 yılında yazdığı bu romanında, 1789 Fransız Devriminin Avrupa’nın iki büyük şehri olan Paris ve Londra’daki etkilerini; bu kentlerdeki açlığı, sefaleti, özellikle yıllardır Fransız aristokrasisi tarafından ezilen Fransız köylüsünün acılarını, onların aristokratlara olan tepkilerini anlatıyor. Yazar bu roman ile, devrimin yaşanmadığı Londra’daki İngilizlerde, kafaları giyotinle kesilen Fransızların acıları konusunda bir empati duygusu yaratma çabası da gösteriyor. Keza romandaki bazı karakterler üzerinden, iki egemen sınıf olan Fransız burjuvazisi ile aristokrasisinin birbirine nasıl saldırabildiğini de anlatıyor.

Bizde bu kurguya uyan iki büyük şehir var. Biri Fırat’ın doğusundaki Amed (Diyarbakır), diğeri batısındaki Kayseri.

Amed özgürlük mücadelesinin ve direnişlerin, Kayseri yeni muhafazakâr-yeni liberal sermaye birikiminin, Anadolu Kaplanlarının sembolü. Amed statükoyu reddederek devrimci bir değişimi ve dönüşümü simgelerken, Kayseri değişimi ancak servet ve sermaye birikiminin belli ellerde toplanmasının bir aracı olarak savunan, bu yanıyla da muhafazakârlığını koruyan bir şehir.

Bu farklılıklarına rağmen son zamanlarda bu iki şehrin başına gelenler birbirine çok benziyor. Zira her ikisi de 2015 yılından bu yana benzer bir ekonomik ve sosyal yıkıma uğratıldı.

Amed

Amed’in hikâyesi bilinen bir hikâye ama Fırat’ın batısında yer alan neredeyse tüm kentlerin olduğu gibi Kayseri’nin de ilgilenmediği, bilmezden geldiği, hatta yapılanları destekler bir konuma düştüğü bir hikâye. Öyle ki Amed’de, özellikle de Sur’da, tıpkı Cizre’de olduğu gibi, son yıllarda yürütülen savaş nedeniyle taş taş üstünde bırakılmadı. Temmuz 2015 ila Aralık 2016 arasında 2 bin insan, öldürüldü, aydınlar katledildi, binlerce insan yerini yurdunu bırakıp göç etmeye zorlandı. Şehrin özellikle de yoksul kesimleri ölü bir şehre dönüştürüldü.

Bölgede yapılanlarla ilgili sayısız yerli, uluslararası rapor hazırlandı. En son haberlerden birini ise İngilizlerin Reuters Haber Ajansı yaptı.[1] Reuters’in Diyarbakır Ticaret Odası Başkanlığı’ndan sağladığı verilere göre,  2015 yılındaki çatışmalar yüzünden 500 işyeri kapandı. Kentte normal koşullarda bankalardan kredi alabilecek işadamı sayısı 100’ü ancak buluyor. İşsizlik oranı yüzde 28’e fırladı. Hane başı yıllık harcanabilir gelir ise ülke genelinin yarısı, yani 2,250 dolar (8,257 lira). Bu, ayda hanelere sadece 688 lira gelir giriyor demek.

Kayseri

Kayseri ise 2013 yılından itibaren, asıl olarak da 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminden sonra büyük bir ekonomik hasara uğradı. Bu şehrin hikâyesini ise Almanların Der Spiegel Dergisi yazmış.[2] Dergi, Kayseri’nin sermaye açısından sembolü sayılan, ancak sahibi FETÖ ile bağlantıları nedeniyle tutuklanan ve şirketlerine el konularak Fon’a devredilen Boydak Grubunun yaşadıkları üzerinden bunun Kayseri ekonomisine etkilerini kaleme almış.

Boydak Gurubu, Türkiye’de faaliyette buluna IKEA gibi yabancı devlere mobilyacılık vb alanında rakip gösterilen İstikbal adıyla faaliyette bulunan şirketin sahibi Kayserili bir grup. Fabrikalarında ve işyerlerinde 12 bin’den fazla işçi çalışıyor, 140’dan fazla ülkeye ihracat yapılıyor. Daha da önemlisi Boydak’lar, yıllardır hem FETÖ’nün, hem de AKP’nin en önemli finansörleri oldular.

Grubun kurucusu ve şimdi tutuklu olan Hacı boydak, yıllarca İslam’ın Kalvinist’i, yani kapitalizm ile İslam’ı uyumlulaştıran önemli bir reformist işadamı olarak kabul gördü. Ancak 2013 yılındaki yolsuzluk iddialarıyla patlak veren 17-25 Aralık sürecinin ardından AKP ve Saray’ın temel hedefi haline geldi.

Bu kentte yapılan FETÖ operasyonları sonucunda aralarında ticaret ve sanayi odası başkanının da bulunduğu 60 önde gelen iş adamı tutuklandı. Sağladığı ekonomik büyüme ile nüfusu kısa sürede üç katına çıkan ve bir günde 139 şirket kuruluşunu gerçekleştirerek Guinness rekorlar Kitabı’na girmeyi başaran bu şehir, Derginin tanımıyla, artık bir “Hayalet Şehir”.

Darbe Girişiminden bu yana Türkiye genelinde el konularak Fon’a aktarılan 800 şirketin azımsanamayacak bir kısmı bu şehirde kurulmuş şirketlerden oluşuyor. Bu operasyonlarla sadece geçen yıl şehrin ihracatı yüzde 4 puan düşerken, şehirdeki her 5 şirketten 2’si kapandı.

Bu gelişmeler sadece Boydakları vurmadı. Yıllardır şehirde sebze ve meyve toptancılığı ile uğraşan ama son patlamalar sonrasında saldırıya uğrayarak işyerlerini kapatmak durumunda kalan bir HDP’li Kürt işadamı Recep Maraşlı da mağdurlardan biri. Ona göre, “bu şehir 1980’lerin askeri cunta döneminde dahi bu kadar ağır bir yıkım görmemişti”.

İki şehre iki ayrı çözüm

AKP-Saray ve etrafında kümelenmiş sermaye grupları Kayseri’ye, büyük bir sermaye grubunun mallarının paylaşılacağı mekan olarak bakıyor. Bu, yandaş sermayedarlara servet ve sermaye devri anlamına geldiği kadar, iktidara eleştirel bakan ya da itaat etmeyenlere de bir gözdağı olarak kullanılıyor. Bu nedenle de ortaya çıkan ekonomik yıkım, artan işsizlik, kapanan işyerleri, mağdur edilen yoksul insanların yaşadıkları önemsenmiyor.

Amed konusundaki yaklaşım ise daha farklı. Oradaki fiziki ve sosyal yıkım sonrasında yeniden inşa (konut, AVM, alt yapı gibi)  üzerinden ağırlıklı olarak Türk inşaat grupları ve onların bölgedeki taşeronları Kürtler için yeni iş yapma,  para kazanma fırsatı yaratılıyor. Böylece hem bir felaketten, krizden rant ve kâr çıkarım fırsatı yaratılıyor, hem de artık neredeyse tamamı iktidar partisinden uzaklaşarak HDP ’ye yönelen Kürt seçmenin yeniden kazanılmasına çalışılıyor.

Bu stratejinin ilk ayağı olarak Hükümet, sayısının hatırlanmasının zor olduğu teşvik programlarına birini daha ekleyerek referandum öncesinde yeni bir teşvik programı sundu. Her türlü vergi, SSK primi muafiyetleri, indirimleri, bol kredi, faiz sübvansiyonu, alt yapı imkânları gibi milyarlarca liralık yeni yatırım imkânı açıkladı.

Bunun paralelinde İSKUR adlı bir Türk sermaye gurubu 100 milyon dolarlık bir proje altında Bölgede 3 yeni tekstil fabrikası kuracağını duyurdu. Zara, Adidas ve Nike gibi marka giyim gruplarına fason üretim yapan bu batılı grup, hem açıklanan teşviklerden, hem de Bölgedeki ucuz işçilikten yararlanarak, Bölgede 2 bin kişilik ilave istihdam yaratmayı hedeflediklerini açıkladı.

Bu açıklanan programların ya da verilen sözlerin ne kadarının konjonktüre bağlı olarak siyaseten verildiği bir yana, gerçekte Bölgede bir karşılığının olup olmadığı da son derece önemli.

Çünkü Bölge insanı bu programlara kuşku ile bakıyor. Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Alican Ebedinoğlu’na göre, bu ve benzeri teşvikler geçmişte de açıklandı, ama bunlar işe yaramadılar. Zira “barışın, huzur ve güvenin olmadığı bir yerde ekonomik teşvikler tek başına yeterli olmuyor”.

Bölgenin ekonomik yönden kalkınabilmesi için öncelikle savaş konseptinden vazgeçilerek barış sürecine ve demokratik siyasete geri dönülmesi, böylece huzur ve güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Ancak böyle bir barış zemini üzerine inşa edilecek ekonomik programlarla olumlu sonuç alınabilir. Ayrıca ne tür yatırımların yapılacağına bir avuç büyük inşaat şirketi ve onların taşeronları değil, bölge halkının kendisi, onların demokratik olarak seçilmiş temsilcilerinin karar vermesi gerekiyor.

[1] Daren Butler and Humeyra Pamuk,  “Textile company places rare bet on Turkey's Kurdish southeast”, Reuters, Apr 3, 2017.

[2] Maximilian Popp,  “Turkey's Struggling Economy: The Demise of the Anatolian Tiger”, Spiegel Online,  31. 3. 2017

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler