İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

Gülfer Akkaya yazdı: İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

10 Ekim Ankara katliamının üzerinden tam iki ay geçti.

Duruma göre hem yakın hem çok uzak.

Yakınlarını yitirenler açısından her şeyin en ağır yaşandığı iki ay. Daha ilk günler. Acı taze, yoğun.

Sakat kalanlar için yeni beden ve hayatlarını kabul edip onunla yaşamayı öğrenmek için en zorlu günler. Can yakıcı. Berbat!

Zamanla iyileşecek derecede yaralananlar için en belalı iki ay.

 

İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

İktidar elli Ankara katliamında yaralananlar arasındaydım.

Sakat kalmadım ama bu iki ayın önemli bir kısmını sakat olarak yaşadım.

Üç haftaya yakın yattım, yürüyemedim.

Sonra hayatımda ikinci kez yürümeye, adım atmaya çalıştım.

Yürümeye çalışırken fark ettim tutunmadan ayakta duramıyorum. İğrenç bir duyguydu.

Küçük evimin, hepi topu on adımlık salonunda bir uçtan bir uca gitmek kan, ter yüklü dakikalarımı aldı. Günlerce… 

Merdiven ve yokuş belasıyla tanıştım. Vız gelirdi.

Yaralanan sol bacak ve ayağımı bir külçe gibi kaldırıp sağ ayağımın yanına koyabildiğim için her defasında içim yanarak tebrik ettim kendimi.

 

İki ay nasıl geçti bilmelisiniz!

Kendime her defasında hedefler koyarak. Bugün başparmağını kıpırdatmalısın, oldu mu, o halde yarın tüm parmaklarını öne arkaya bükmelisin...

Deli gibi çabalayarak…

Her parmak kıpırdatışımda, attığım her adımda canım çok yansa da vazgeçmedim, başka çare yok.

Uyurken, otururken sadece kıçımın üzerinde durabiliyordum. Yana dönüp yatayım, yüz üstü yatayım tarzı seçenekler yoktu. Sırtın uyuşsa da, kıçın üzerine yüklenmekten hissizleşse de başka pozisyon alamıyorsun.

Dayanmaktan başka çare yok.

Atılan her adım, tüm yürüme çabaları sonunda bele dek vuran, sonra başını zonklatan kahrolası ağrılar. Özellikle gece. Uyutmayan, dayanılması zor ağrılar.

Bacağını uzatsan ayrı dert, katlasan ayrı…

Ayağını ne o yana, ne bu yana bükemeyişin. Biz senle n’apcaz diye sızlanışın…

Patlamada yanan bacak ve ayağının soyularak yama yama deri değiştirmesi…

 

İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

Kendini bırakırsan yığılırsın, kalkamazsın ikazlarıyla. Geçecek, iyileşeceksin fikrine tutunarak.

Uykusuz. Derin düşüncelerle. Gözünü yumsan bir felaketin orta yerine düşerek. Arada kabuslarla.

Gün ışıyınca “nihayet sabah oldu” diye sevinerek…

Dikkatini toplayamayarak.

Yoğunlaşamayan darmadağın bir kafayla…

Okuyup yazamayarak. Asla bir şeye odaklanamayarak...

Çalışamayarak… Çünkü ne oturabiliyorsun ne de bacağını yüksek bir yere uzatmadan durabiliyorsun.

Planlanmış panel ve söyleşilere gidemeyerek. Gitmeyi de istemeyerek.

Bana neler oluyor diye kaygılanarak…

 

İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

Her akşam yatağa uzanırken bacağını ve ayağını inceleyerek.

Bir bacağın ve ayağın diğerinden nasıl daha şişmiş, morarmış, kararmış olduğunu izleyerek…

Her akşam ayak ve bacağınla konuşup onu okşayarak, yarın daha iyi olacaksın diye cesaretlendirerek…

Sabah uyanır uyanmaz yine ayak ve bacağına bakıp ne kadar iyileştiğini gözlemleyerek.

Şişi inmiş mi?

Eğer şişi azsa sevinerek, değilse güne somurtkan başlayarak…

Gün gün. Akşamdan sabaha. O şişlerin inmesini bekleyerek…

Şişi insin… Sadece şişi insin. Bunu dileyerek.

 

İki ay nasıl geçti bilmelisiniz!

Şimdi artık yürüyebiliyorum ama kısa mesafe. Yürüme süresi uzadıkça artan ağrı ve aksama var. Bacak kaslarım, ayak bileğim ve ayağım her adımda bana devam etme istersen mesajı yolluyor.

Ayak ve bacağımdaki şişlik ve ağrılar nedeniyle hala ayakkabı, bot, çizme giyemiyorum.

Evvela pantolon da giyemiyordum.

Bir spor ayakkabım var, hani şu patlama sırasında ayağımda olan, yapıştı bana, uzvum oldu iki aydır. Eteğin, elbisenin, pantolonun altına sadece onu giyebiliyorum.

İnce çorap, elbise ve ayağımda spor ayakkabı. Çirkin ve komik görünüyorum. Gülüyorum kendime.

İki ay oldu ayağıma ayakkabı geçiremeyeli.

Topuklu çizmelerimi giyemeyeli.

Aksamadan, ağrı çekmeden yürüyemeyeli.

 

İki ay nasıl geçti, bilmelisiniz!

Şimdiye dek yaralanan, deforme olan bedenimi toparlamaya, iyileştirmeye çalışarak.

Artık hem bedensel iyileşme hem hukuki mücadele süreci beraber devam edecek.

Can sıkıcı, zor, çokça enerji ve moral isteyen bir dönem.

Hukukun olmadığı yerde hukuk arayacağım. Üstelik iktidarın içinde olduğu ülkenin siyasal tarihinin en büyük patlamasının orta yerinde.

İşim zor. Ne zaman kolay oldu ki? Lanet!

Yine de aklım en çok ayakkabılarımda. Ah bir giyebilsem…

Tek kanatla uçulmuyor. Öğrendim.

Ama siz de iki ay nasıl geçti, onu bilmelisiniz!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler