İdeolojik rögarlar

GÜLFER AKKAYA yazdı: “Bunlar sermaye sınıfının “ideolojik”leri. Astronomik maaşlarını gazeteci oldukları için değil, gazetecilik takiyesi ile işçilerin, emekçilerin haklarının gasp edilmesi, öldürülmesi pahasına patronların çıkarını korudukları, her taklayı atamaya hazır oldukları için alan propagandistlerdir.”

İdeolojik rögarlar

GÜLFER AKKAYA

Onların kalemleri emeğe ve emekçilere karşı çalışıyor. Onların kalemleri silah, gaz, plastik mermi olarak hepimizi hedef alıyor.

Çünkü onlar gazeteci, yazar ya da yorumcu değil.

Her durumda patronları ve onların iktidarı için yazmakla görevlendirilmişler. Patronları ve onların iktidarı ne isterse onu yazar, öyle başlık atarlar gazetelerine.

Öyle ki attıkları başlılar için Ankara’dan ve patronlarından sık sık fırça yer, azarlanır, gece gündüz fark etmez her an talimat alırlar. Küfür yerler. Aşağılanırlar. Ama yine de istifa etmezler. Her defasında içine gömüldükleri rahat koltuklarında daha uzun, daha uzun süre kalabilmek için mide kaldırmaz yöntemlere başvururlar.

Karşılığını bol bol alırlar. Aldıkları ücretler gazetecilik ücretlerinin çok üzerinde, astronomik ücretler diye tabir edilen cinsten.

Yaptıkları da zaten gazetecilik değil. Patronların ve iktidarın propagandasını yapıyorlar. Çıkardıkları halka haber veren gazeteler değil, halkı uyutmak için patronların ve iktidarın propagandasını yapan ideolojik araçlar.

Hani 3. havaalanında insanca çalışma koşulları için, taşeronla ve başka uyduruk gerekçelerle kırpıla kırpıla kuşa döndürülen, buna rağmen alınamayan ücretlerini almak için yetkilileri göreve çağıran ama karşılığında gaz, gözaltı, gözaltında işkence ve tutuklanma kararı ile gözdağı verilmeye çalışılan işçiler için ideolojik demişlerdi ya…

Asıl “ideolojikler” bunlar.

İşçilerle bunlar arasındaki fark şudur ki, işçiler kendi toplumsal sınıflarının ideolojisi yönünde hareket ederken, onlar  uşağı oldukları sınıfın ideolojisinin borazanlığını yaparlar.

Bunlar, toplumda haz edilmeyen, bir küfür gibi kullanılan, kendi toplumsal bilincinden kopup emeğin düşmanı olarak karşı tarafın hizmetine giren, güya ideolojiyi zararlı gören, ideolojiler bitti diyerek patronlar kulübünü güçlendirmeyi amaçlayan gizli “ideolojik”ler.

Bunlar sermaye sınıfının “ideolojik”leri. Astronomik maaşlarını gazeteci oldukları için değil, gazetecilik takiyesi ile işçilerin, emekçilerin haklarının gasp edilmesi, öldürülmesi pahasına patronların çıkarını korudukları, her taklayı atamaya hazır oldukları için alan propagandistlerdir.

Tabii ki solcu ve sosyalistlerin, emeğin haklılığına inanan, en büyük değerin emek olduğunu kabul edenlerin düşmanı olurlar. Onlara karşı yazarlar, onları hedef haline getirmeye çalışırlar. Her daim bu kesimleri işaret ederek devletin zorunun buralara yönelmesine gerekçeler uydururlar. İşleri bu. Aldıkları parayı hak etmeleri lazım.

Bunların ara ara, yeri gelince kullanılan kişiler olduğunu sanmak meseleyi eksik anlamak olur. Bunlar halka küfreden sermayenin ve onun iktidarının amiral kalemleri. Sermayeye ve iktidara karşı herhangi bir direniş, mücadele başlasa ya da sermaye yeni bir yönelime geçse amiral kalemler derhal imdada yetişir. Halka karşı kavgaysa kavga, hakaretse hakaret, polisi “göreve çağırmaksa” çağırma…

Kadın erkek hepsi paranın uşağı olmuş bu sermaye ve iktidar yandaşları kraldan çok kralcı şekilde güya gazete dedikleri o koltuklarından işçiye emekçiye saldırılması çağırıları yapabilmekteler.

Görevleri bu kadarla da sınırlı değil. Kolay değil o ücretleri alacak yerde durabilmek. Süreklilik ve çoklu saldırı hüneri gerek.

Emeğin, halk düşmanlığının yanı sıra bu amiral kalemlerin ortak saldırdıkları başka bir kesim kadınlar.

Fatih Altaylı radyo programında “Türkiye’de askerler kadınlara cinsel taciz uyguluyor” dediği için Eren Keskin’i hedef alarak “Keskin'i ilk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim" demişti.

Başka bir tarihte kadınlara yönelik vahşi bir erkek şiddeti yaşandığında da bunu gazetesi için malzeme yapmaktan, erkekliği güçlendirmekten geri durmayan Altaylı’ya hak ettiği cevabı kadınlar verecekti.

İstanbul Feminist Kolektif, HaberTürk binası önünde protesto eylemi yapmış, şunları söylemişti:

Altaylı'nın bu manşet/fotoğrafla 'kadın cinayetlerini görünür kılmayı amaçladığına' inanmamızı beklemeyin. 'Kadına yönelik erkek şiddetini teşhir ettim’ derken, kurumları ve erkekleri, yani suçluları azad ettiğini fark etmiyor. Kadına şiddeti pornografikleştirdiğini görmezden geliyor.

Kadın düşmanlığından prim ummak, katil erkekleri cesaretlendiren yayınlar gazetecilik olabilir mi?

Altaylı'ya ve onun gibilere 'özür dile, istifa et ve ortadan yok ol' diyoruz.”

Karısını sırtından bıçaklayan katil kocayı kollayan Altaylı ile işçileri hedefe koyan Altaylı, hiç şaşırtmıyor değil mi?

Ünlü kadınlarla ilgili onların itibarlarını hedefleyen açıklamalar yaparak kendini gündemleştirmeye çalışan, insanlık fukarası Hıncal Uluç, Defne Joy Foster’ın ölümüyle ilgili “Su testisi su yolunda kırılır” demiş, haklı olarak kamuoyunun nefretini bilmem kaçıncı kez kazanmış, bu cinsiyetçi ve insanlık dışı lafı dolayısı ile tazminat cezasına çarptırılmıştı.

Havuz medyasının en mide bulandıranları arasında yer alan Hıncal Uluç kadar sefil olan bir diğer kişi Engin Ardıç. İnşaat işçilerinin günü gelince kapatacağı bu rögar kapakları sık sık cinsiyetçi, kadın düşmanı açıklamalar ile kendilerini gündem yapmaya çalışmakta. Gözden düşmeme pahasına her yolu mübah görmekte, yandaş medyalarında “Onu değil beni satın al, onu değil beni kullan, beni kullan” yarışına girmekteler.

En son Meral Akşener hakkında yaptığı cinsiyetçi açıklamayla Ardıç da kadınlardan hak ettiği cevabı almıştı.

Parayı veren için yazan, parayı veren için konuşan bu kişilerden susmalarını beklemek, toplumdan aldıkları tepkilerden ahlaki sonuç çıkartmalarını beklemek ölü gözden yaş beklemekle eş. Bunlar sadece hesaplarına daha çok paranın yatmasını beklerler.

Bu gerçek herkes tarafından bilindiği için ne Hıncal Uluç, ne Engin Ardıç, Ne Fatih Altaylı, ne de işçilere küfürler sayan insanlığını yitirmiş Akit yazarı Mehtap Yılmaz toplumda ufacık bir saygıya layık görülmüyor. Kendi mahalleleri dahil.

Oysa milyonlar işçinin, emekçinin, kadınların haklı taleplerinin destekleyicisi.

Bu nedenle “Memleketin her karışında emeği olanlar gün gelecek rögar kapaklarını da kapatacak” yeni, temiz bir toplumu kuracaklar.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler