Her şey sermaye için: Endüstriyel futboldan finansal futbola

UMURCAN ÜNER yazdı: “Peki bu en yumuşak tabirle ‘kuralların etrafından dolaşma’ durumu bunlarla son bulacak mı? Elbette hayır. Etik açıdan tartışılamayacak kadar çirkin olan bu durum, zenginler zenginleşmeye devam ederken ‘diğer 49’a odaklanan UEFA bundan vazgeçmedikçe artarak devam edecek.”

Her şey sermaye için: Endüstriyel futboldan finansal futbola

UMURCAN ÜNER

Futbolun 1990’lardan itibaren başlayan endüstriyelleşme süreci, 2000’lerin ortalarında bambaşka bir boyuta ulaşarak finansallaştı. Bu süreçten itibaren futbol dışı gelirlerdeki (medya, sponsor, maç günü gelirleri) inanılmaz artışa tepkisiz kalmayan UEFA, gelirleri maksimize edecek organizasyonlara ağırlık vermeye başladı. Şampiyonlar Ligi yeniden dizayn edildi, kulüplerin yüksek gelir-giderli bütçeler yapması teşvik edildi. Böylece giderek büyüyen futbol pastasından da en büyük payı tabii ki Avrupa’nın en büyük kulüpleri aldı. Avrupa’nın en büyük 5 ligi olan merkez liglerin (İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya, Fransa) büyük kulüpleri günden güne servetlerini olağanüstü arttırdılar.

2015 yılında dünyanın/Avrupa’nın en büyük 10 kulübünün piyasa değerleri

Her şey sermaye için: Endüstriyel futboldan finansal futbola

Bugün Avrupa futbol pazarının değeri 25 milyar euro olarak tahmin ediliyor. Bu pazarın yarattığı gelirin % 48’lik kısmı ise bu 5 büyük lige gidiyor. Geriye kalan % 52’lik kısım ise tam 49 lig arasında paylaşılıyor. Böyle bir sermaye birikiminin getirdiği zenginlik, bu ligleri ve kulüplerini sportif ve mali açıdan rekabet edilemez bir konuma getiriyor. Elbette bu piyasa değeri sonsuz bir kaynak sağlamıyor. Çünkü Avrupa’nın en ‘değerli’ kulüpleri aynı zamanda dünyanın en çok borca sahip olan kulüpleri. Fakat bu ‘değer’ bütün mali dengesizliklere rağmen bu kulüplere sonsuz bir hareket alanı sağlıyor.

UEFA haksız rekabeti bitiriyor (mu?)

UEFA 2009 yılında profesyonel futbol kulüpleri arasında rekabeti olumsuz etkileyen koşulları düzenleyecek bir yapı oluşturdu. Bu amaçla kurulan komiteye “Finansal Adil Oyun ve Toplumsal Sorumluluk Komitesi” adı verildi. Ve Finansal Fair Play (ffp) kuralları oluşturuldu. Finansal Fair Play ile birlikte kulüpleri mali açıdan disiplin altına almak, transfer ücretleri ve maaşların kulüp bütçeleri üzerindeki baskısını azaltmak, kulüplerin gelir ve bütçeleri oranında rekabet etmesini sağlamak ve kulüplerin uzun süreli yatırımlarla alt yapılarına yönelmelerini sağlamak amaçlandı. Bu kuralların 2012/13 futbol sezonundan itibaren uygulanmaya başlaması ve bu kurallara uymayan kulüplerin UEFA organizasyonlarından diskalifiye edilmesi kararlaştırıldı.

Topu olan kuralları koyar!

Uygulama 2012/13 futbol sezonunda başlayacakken İngiliz kulüplerinin bu kurallara hemen uyamayacaklarını söylemeleri üzerine uygulama 2014/15 sezonuna ertelendi. Çocukluğumuzda sokak aralarında yaptığımız maçlarda, topun sahibi kimse maçın kurallarını da o koyardı. UEFA da Avrupa futbol piyasasının, diğer bir deyişle; ‘pazarın’ sahipleri istediği için kuralları daha uygulanmaya başlamadan esnetti.

2014/15 sezonu geldiğinde ise 5 merkez lig haricindeki liglerin takımlarına arka arkaya ‘kupalardan men’ ve yüksek para cezaları yağdıran UEFA, mali yapısındaki dengesizliklere rağmen yüksek bütçeli transferler yapan Fransız PSG kulübüne herhangi bir yaptırım uygulamadı. Burada şunu belirtmek gerek, PSG kulübünün 2008 yılına kadar avukatlığını yapan kişi, çeşitli yolsuzluk ve para aklama suçları ortaya çıkarıldığı için futboldan men edilen dönemin UEFA Başkanı Platini’nin oğluydu.

Milyarder başkanı olana Finansal Fair Play yok!

Finansal Fair Play’in en önemli kurallarından biri şuydu; futbol dışı fonlar futbola giremez. Çünkü artık birer küresel marka haline gelmiş büyük kulüpler bu özelliklerinden faydalanarak kendilerine çok rahat sponsor bulabiliyor, hisselerini çok yüksek fiyatlara satabiliyor ve milyarder kulüp sahipleri “borç” adı altında milyonlarca euroyu kulüplere fon olarak verebiliyordu. FFP’nin bunu önlemek için koyduğu kurala göre; bir kulüp ortaklarından, yöneticilerinden ya da üçüncü kişilerden sağladığı fonları iade edecekti. Fakat bırakalım fon aktarımının önüne geçmeyi, bu süreçte Mansur El Şeyh’in Manchester City’e aktardığı para 1 milyar sterline yaklaşırken, Roman Abramovich Chelsea’ye 1 milyar sterlinin üzerinde, Katar’lı Bein Sport Group PSG’ye 400 milyon eurodan fazla fon aktardı. Aynı dönemde Türkiye kulüpleri dahil birçok kulübe Avrupa kupalarından men cezası verilirken UEFA Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’nde oynamasına izin verdi, PSG ve Manchester City’e ise bu kulüpler için komik sayılabilecek para cezaları kesildi.  Aynı dönemde borcu 500 milyon euroyu aşan Real Madrid, Gareth Bale’i transfer rekoru kırarak 100 milyon euroya kadrosuna katıp gövde gösterisi yaparken, UEFA gözlerini ‘diğer 49’ ligin üzerinde gezdiriyordu.  Yaklaşık 10 yıldır her sene UEFA tarafından dünyanın en borçlu kulübü olarak açıklanan Manchester United geçtiğimiz sezon 700 milyon euroya yaklaşan borcuna rağmen Real Madrid’in rekorunu kırarak 105 milyon euro bonservis bedeliyle Paul Pogba’yı kadrosuna kattı. Bu sezon başında ise 536 milyon euro borcu olan United, 85 milyon euro karşılığında Lukaku’yu kadrosuna kattı.

Kuralları delmek bizim işimiz

Diğer liglere ve kulüplere örnek olması açısından yaptırımlarını Türkiye kulüpleri üzerinde uygulamayı çok seven UEFA en büyük yaptırımları yine Türkiye’ ye uyguladı. Finansal Fair Play çerçevesinde ülkedeki bazı takımlar bütçelerini dengelemek konusunda UEFA ile anlaşma sağladı ve kademeli olarak bütçe açıklarını düşüreceklerini taahhüt etti. Bunu sağlamak için ise her takım farklı bir yola başvurdu. Bu konuda yaptıklarıyla en çok ses getiren Fenerbahçe oldu. UEFA ile yaptığı anlaşma yüzünden sadece sattığı oyuncuların bonservis bedelinden elde ettiği gelir kadar transfer harcaması yapabilen Fenerbahçe, 3. kalecisi Ertuğrul Taşkıran’ı 1 milyon euro bedelle Boluspor’a sattı. Bu transferin tam da Avrupa Ligi ön eleme maçı öncesi, Fenerbahçe’nin yeni oyuncularını UEFA’ya bildirebilmesi için oyuncu satmaya ihtiyaç duyduğu dönemde gerçekleştirmesi dikkatleri Fenerbahçe’nin üzerine çekti. Üstelik Boluspor’un bugüne kadar transfere ödediği en yüksek meblağın 76 bin dolar olması şüpheleri iyice arttırdı. Peki bu ilk mi? Elbette değil. Daha önce Moussa Sow’u 17 milyon euroya Katar’ın Al-Ahli kulübüne satan Fenerbahçe, sadece bir sezon sonra ‘cüzi bir miktar’a kiralık olarak tekrar kadrosuna kattı. Beşiktaş da 7 milyon euro karşılığında Çin’e sattığı Ersan Adem Gülüm’ü bir sezon sonra bedelsiz olarak, Almanya’nın Leipzig kulübüne 6 milyon euro karşılığında sattığı Atınç Nukan’ı yine bir sezon sonra 100 bin euroya kadrosuna katmıştı. Peki bu en yumuşak tabirle ‘kuralların etrafından dolaşma’ durumu bunlarla son bulacak mı? Elbette hayır. Etik açıdan tartışılamayacak kadar çirkin olan bu durum, zenginler zenginleşmeye devam ederken ‘diğer 49’a odaklanan UEFA bundan vazgeçmedikçe artarak devam edecek. Halihazırda milyarderlerin cebini doldurmaya hizmet eden ve günden güne mekanikleşen futbol, sona doğru bir adım daha yaklaşmış olacak. 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler