Hamza Yalçın: Erdoğan buyurdu, İspanya yaptı!

İspanya’da Türkiye tarafından İnterpol aracılığıyla arandığı gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklanan ODAK dergisi yazarı Hamza Yalçın yaşadıklarını anlattı. Yalçın olaya ilişkin “Erdoğan, aleyhinde yazıp konuşuyor olduğum gerekçesiyle beni terörist ilan etmiş. Tutulup kendisine teslim edilmem için Interpol’e haber verdirmiş” dedi.

Hamza Yalçın: Erdoğan buyurdu, İspanya yaptı!

1984 yılından bu yana İsveç'te yaşayan, İsveç vatandaşı ve İsveç Yazarlar Birliği üyesi olan ODAK dergisi yazarı Hamza Yalçın, tatil amacıyla gittiği İspanya’da, Barselona’dan İngiltere’ye geçmek isterken Türkiye tarafından İnterpol aracılığıyla arandığı gerekçesiyle 3 Ağustos günü havaalanında gözaltına alınmış, 4 Ağustos’ta da çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanmıştı. Yalçın hakkında Odak dergisinde yayımlanan iki makalesinde ‘örgüt propagandası’ yaptığı gerekçesiyle açılmış iki dava bulunuyordu.

Yalçın, yazarı olduğu ODAK dergisine, yaşananlarla ilgili bir yazı yazdı. Yalçın yazısında “İspanya yetkililerinden beni derhal serbest bırakmalarını bekliyorum. İsveç hükümetinden İsveç’in demokratik değerlerine sahip çıkmasını bekliyorum. İnterpol, Erdoğan’ın verdiği politik kararları çöpe atmalıdır. Aranması, tutuklanması ve yargılanması gereken bir kişi varsa o Erdoğan’dır” dedi.

Yalçın'ın 28.08.2017 tarihinde ODAK'ta yayınlanan yazısı şöyle:

Tayyip Erdoğan, aleyhinde yazıp konuşuyor olduğum gerekçesiyle beni terörist ilan etmiş. Tutulup kendisine teslim edilmem için Interpol’e haber verdirmiş. İspanya yetkilileri, Erdoğan’ın isteği üzerine beni tutuklayıp hapse attılar. Politik sığınmacı olarak topraklarına ayak bastığım ve vatandaşı olduğum İsveç hükümetinin kendi egemenlik haklarına ve İsveç demokratik değerlerine kararlılıkla sahip çıkmasını beklerdim.

Aşağıdaki yazıyı Odak Dergisi’nden ve Eğitim ve Dayanışma Hareketi’nden arkadaşların isteği üzerine yaşadıklarım hakkında bilgilendirmek için yazıyorum.

Gözaltına alınışım

3 Ağustos 2017 Perşembe günü Barcelona Havalimanı’ndan uçacaktım. Uçağa binmek için bekleme salonlarına giderken yoldaki pasaport kontrol noktasında Interpol aranmamla karşılaştım. Polisler beni arka yandaki kendi mekanlarına götürdüler.

Uçağın kalkmasına birkaç saat vardı. Yola devam edip edemeyeceğimi düşünüyordum. Polisler bir süre birbirleriyle görüştü ve dışarıyla telefonlaştılar. Sonra bir polis ‘’sanıyorum geceyi burada geçireceksiniz’’ dedi. İşlerim aksayacak ve biletim yanacak, diye çok canım sıkıldı. Biraz zaman geçtikten sonra da tutuklandığımı ve yasal haklarımı belirten bir kağıt imzaladım.

Durdurulduğumu zaten bazı tanıdıklarıma mesajla bildirmiştim. Tutuklandığımı da bildirdikten sonra polis artık telefonumu kapatmamı istedi.

Hangi dilden tercüman istediğimi sorduklarında ‘’İsveçce’’ dedim. Polisler İsveçce tercüman bulamadıklarını söyleynce İngilizceden tercüman istedim. AKP hükümetinin durumu öğrenip bana zarar vermesinden çekindiğim için ana dilimden tercüman istemedim.

Aynı akşam hem tercüman hem de devletin tayin ettiği avukat geldi.  Polisler, neden arandığıma ve Avrupa’daki adli kayıtlarıma bakmışlardı. İçlerinden biri ‘’Emin değilim ama yarın sabah serbest bırakılırsın’’ dedi. Avukat da ‘’seni Türkiye’ye teslim edeceklerini sanmıyorum’’ dedi. O avukatı o günden sonra bir daha göremeyecektim.

Beni önce diğer şüphelilerle aynı hücreye koymak istediler. Belki 3-4 kez yer değiştirildikten sonra geceyi tek başıma geçireceğim hücreye konuldum.

Yanılmıyorsam aynı akşam, sivil kıyafetli ve orta yaşlı iki şahısla görüştürüldüm. ‘’İstersen bize cevap vermeyebilirsin diye söze başladılar. Soraları asıl soran ve daha yaşlı görüneni sadece İspanyolca ya da belki Katalanca konuşuyordu. THKP-C Direniş Hareketi adlı örgüte üye olduğumun iddia edildiğini, örgütün de terörist kabul edildiğini biliyor olacağımı söylediler. THKP-C Direniş Hareketi, Barcelona’ya niye geldiğim, Gülen cemaati ve 15 Temmuz darbe girişimi hakkında sorular sordular.

Onlara Barcelona’ya tatil için geldiğimi, yasadışı ve gizli bir örgüte üye olmadığımı, sosyalist bir aktivist yazar olduğumu söyledim. İspanya soluyla ilişkim olup olmadığımı, sormaları garibime gitti. Ne yazık ki ilişkim yoktu! İngilizce konuşmayanı ‘’Türki hükümeti, hakkında karar çıkardığını göre önemli bir sorunun olmalıdır’’ diye kuşkulu havalara girdi. Oysa son zamanlarda Avrupa’da rastladığım aktif arkadaşların birçoğu, İnterpol kararıyla aranıyor olduklarını söylüyorlardı. Sorgucular öküzün altında buzağı arayan bir tavırla, Barcelona’ya gelirken özel bir maksadımın olup olmadığını da merak ettiklerini söylediler.

Sabah 9 civarı olacağı bildirilen mahkeme öğlene doğru ancak toplanabildi. Madrid’de toplanan mahkemeye beni video koferans yoluyla dahil ettiler. Videoda ne gördüğümü bile hatırlamıyorum. Sabahleyin gene tercüman tercihimi sormuşlar ‘’İsveçce’’ demiştim. İspanyolca aksanıyla konuşan bir tercümanda anlaşmakta hayli zorlandık. Ben çok gergindim. Onun da sesi gergindi. Karışıklık nedeniyle olmalı, aynı anda bir de bulunduğum yere İngilizce tercüman gelmişti. İfadem bittiğinde ‘’Tercüman beni İspanyolcaya nasıl tercüman etti?’’ diye sordum. ‘’Duymadım’’ diye cevap verdi.

Uzunca bekleyişten sonra karar geldi. İngilizceden tercümanın yüzü asıldı. ‘’Mahkeme iddialara ikna olmuş, seni tutukladı’’ dedi. Polislerle birlikte odadan çıkmak üzereyken tercüman da kararı birkaç cümleyle özetledi.

Hapishaneye getiriliş ve Türkiye işkence anıları

Tutuklanma kararının ardından beni hapishaneye götürmek için teslim alan biri kadın diğeri erkek iki polis sanki başka bir ülkenin sistemine aitti. Belki de müthiş canım sıkıldığı için öyle bir hava oluştu. Aşırı derecede mesafeliydiler. Gözgöze geldiğimizi bile hatırlayamıyorum. Ya da bakışları mekanik ve insanı eşyalaştırıcıydı. Ellerimi arkadan kelepçelediler. Oraya önce ellerim önden keleplenmiş şekilde getirilmiştim. Metal kelepçeler önden takıldıklarında bile rahatsızlık veriyordu. Türkiye’de yaşadıklarıma bağlıyorum.

1990 yılında Türkiye’de gözaltına alındığımda polisler beni arabada döve döve bayıltmışlardı. Ayıldığımda o zamanlar Gayrettepe’de olan siyasi polis merkezindeydim. Ellerim arkadan keleplenmiş olarak sırt üstü yatırılmıştım. Bileklerim yaralanacak şekilde bir süre öyle kaldım. O işkenceye son verilmesinin ardından bileklerimdeki kelepçeler sadece küçük tuvalet ihtiyaç için kısa süreliğine çıkarılıyordu. Bir hafta devam ettiğini hatırladığım o işkence sanıyorum omuzlarımda kalıcı hasar ve bileklerimde kelepçeye karşı aşırı rahatsızlık yarattı.

1995 yılında başka bir gözaltı hadisesinde gördüğüm işkencelerden biri ellerim arkadan bağlanmış şekilde ters askıya alınmaktı. Ellerimin normal zamanlard bile kolay uyuşuyor olmasını ve onları arkamda birleştirmekte pek rahatedemeyişimi ona bağlıyorum.

‘’Kelepçeler acıtıyor, önden kelepçeleyemez misiniz?’’ diye sorduğumda kadın polis ilgisiz ve otoriter bir tavırla ‘’Katalanya protolü’’ diye cevap verdi. O şekilde polis arabasının arkasına oturrularak cezaevine götürüldüm. Önde radyo müzik çalıyor ve polisler birbiriyle neşeyle konuşuyorlardı. Yarım saat aldığını sandığım yol boyunca bileklerim ve omuzlarım sakatlanacak, diye ciddi ciddi endişelendim.

Hapishane girişinde beni arbada bir on dakika daha beklettiler. Arabadan çıkarıldığımda ‘’Niye böyle yaptınız?’’ diye sordum ve ‘’Üstelik sen bir kadınsın?’’ dedim. Cevap vermedi. Giysisinde taşıdığı numarayı okumaya çalıştığımı farkedince ‘’al al, önemsemiyorum’’ diye tepki gösterdi.

Hapishane

Hapishaneye perişan bir şekilde getirildikten sonra girişte gardiyanlar tarafından dövülerek hapishanede nasıl davranmam gerektiği konusunda ‘’temel eğitim’’den geçirilmiş oldum. Bu olay günlerce psikolojimi bozdu. (1)

Hapishaneye 4 Ağustos Cuma günü getirilmiştim. Kağıt ve kalem satın alma olanağını Pazartesi günü verdiler. Benden bir gün sonra hücreme getirilen genç bir adam kendisinin hapishaneye elleri önden kelepçeli getirilmiş olduğunu söyledi.

Çarşamba günü mutlu bir gündü. O gün İsveç konsolosluğundan bir görevli ziyaretime geldi (Konsoloslukla ilk görüşmemdi) ve beni dinledi. Ona yediğim dayak dahil, şikayetlerimi anlattım. Ardından da Odak’tan arkadaşların temas kurdukları Katalanyalı avukatlarımdan David geldi. O günden sonra personelin davranışları daha çok iyileşti. İlişkilerimiz hapishane yetkilileri ve tutsak ilişkileri çerçevesinde olsa bile, insan ilişkisine daha aykın hale geldi.

Barcelona cezaevinde bürokrasi ve hiyerarşi Türkiye’deki ilişkileri andırıyor. Cezaevinde yatanlar için sağlık olanağı, sosyal ve kültürel olanaklar var. Ben güvenliğim gerekçesiyle mevcut olanakların önemli bir kısmından yararlanamıyorum. Aynı nedenle, daha kısa süreli havalandırmaya çıkabiliyorum ve cezaevi avlusu burada çok dar. Cezaevine ilk girenlerin kaldığı bölümde zaten havalandırma ve bahçe falan yok. Modula 1-4 bölümleri ise geniş bahçesi, güzel manzarası, kütüphanesi ve özellikle dışarıdan dağı gören güzel manzarası ile etkileyici. Bahçede futbol, basketbol oynanabiliyor; toplu ya da bireysel sporlar yapılabiliyor. Alışveriş için kantin her gün açık. Yemekler lezzetli ve güzel. Her yer temiz tutuluyor. Modula 1 ve 3’te kaldığım için oraları gördüm ve ayrıca sordum. Eğitim ve çalışma olanakları da var.

Gene de korkutma temeline dayanan bir sistem olduğu için insanlarda kalıcı pozitif etkiler yaratması ihtimali bana zayıf geldi. Hatta önemli bir kısım insanın buradan kriminal kariyer yaparak çıktığını sanıyorum.

İspanya yetkililerini anlamakta zorlanıyorum

İspanya, İsveç vatandaşı kimliği taşıdığımı yani İsveç vatandaşı olduğumu biliyordu. Uzun yıllardır İsveç’te yaşadığımı, Erdoğan’a söz ve yazıyla muhalefet ettiğim için hedef haline gelmiş anlamayacak durumda değildi. Gene de beni gözaltına aldı ve tutukladı. Eğer gerçekten yasalarca terörist sayılan faaliyetler içinde olduğum kuşkusu taşısaydı İspanya’nın beni İsveç’ten sorması ve oraya göndermesi gerekirdi. Erdoğan Interpol’a dahil ülkelerin hükümdarı değil. Erdoğan’n kendisinden bağımsız davranan, hele ki kendisini eleştiren basına karşı aşırı tahammülsüzlüğü de dünyaca biliniyor. İspanya’nın Erdoğan’a bu konuda yardımcı olmasına şaşırdım.

Erdoğan, hakkımda İnterpol kararı çıkartarak İsveç’in egemenlik haklarına, İsveç ve Avrupa düzenine müdahale ediyor. Çünkü ben İsveç’te İsveç yasaları geçerlidir. İsveç, Erdoğan’ın bu aşağılayıcı tutumuna nasıl tepki gösterdi, merak ediyorum.

Yorum

İsveç’e 1985 yılında geldim ve politik sığınmaya başvurdum. Politik sığınmacılıktan sonra da vatandaş oldum. Ne İsveç ne de Avrupa’da yasal düzeni tehdit eden bir eylemim olmadı. İsveç’in özgürlüklerim içinde kabul ettiği politik faaliyetlerim nedeniyle İspanya’nın beni hapse atmasını, çalışmalarımdan alıkoymasını, dünyayla ilişkilerimi asgari bir düzeye indirmesini ve beni Türkiye’ye göndermeye hazırlanmasını insan haklarına aykırı görüyorum.

Tutuklama gerekçeleri

Tutuklama sebepleri olarak yazılan THKP-C Direniş Hareketi üyesi hatta genel sekreteri olmak; İnternet, sosyal medya ve telefon yoluyla onu yönetmek, Odak Dergisi’ne yazı yazarak ve Eğitim ve Dayanışma Hareketi içinde çalışarak terörizm propagandası yapıyor olmak iddiaları gerçekdışıdır.

THKP-C adlı örgüt 1972 yılından bu yana yok. THKP-C’nin lideri milyonlarca insanın saygı duyduğu Mahir Çayan’dır. Benim onun genel sekreteri olmam mümkün değil. Üyesi de olamam çünkü ben 1972 yıında sol düşüncelere sahip değildim. Mahir Çayan’a hayranlık duyuyorum diye THKP-C üyesi olmam iddia edilemez. Spartaküs’e, Pir Sultan Abdal’a da Kastro’ya da, Guevera’ya da, Deniz Gezmiş’e, Hüseyin İnan’a ve İbrahim Kaypakkaya’ya da hayranlık duyuyorum.

Direniş Hareketi kendi özgün görüşleri olan ayrı bir örgüttür. Direniş Hareketi’nin hümanizmle özgürlükçü direnişçiliği birleştiren devrimci çizgisini beğeniyorum. Bununla birlikte Türkiye’nin bana yönelik herhangi bir terörist örgüt üyesi olma suçlamalarını kesinlikle reddediyorum.

Ben yasal olarak yayınlanan Odak Dergisi’nin yazarı ve Eğitim ve Dayanışma Hareketi’nin koordinatörüyüm. Barışçı araç ve metotlarla mücadele eden bir özgürlük savaşçısıyım. Zülme karşı bütün direnişleri, yani özgürlükçü ve insancıl araçlara ve metotlara dayanan bütün direnişleri yürekten destekliyorum. Bunların hiçbiri terörizm değildir. Odak Dergisi’nin internet sitesinde ‘’Zülme Karşı Direniş Haktır’’ yazıyor. Zülme karşı direniş insan olmanın, özgür birey olmanın ve yurttaş olmanın gereğidir.

Beni suçlayan yetkililer mesela son on beş yıl boyunca kime hangi terör eylemi emri vermiş olduğumu ortaya koyabilirler mi? Benim ‘’emrim’’ ya da ‘’propagandam’’ nedeniyle kimler, nerede, hangi  ‘’terör’’ eylemlerini yapmış? Kaldı ki illegal ve gizli faaliyetlerin internet ve telefon yoluyla yönetilebileceğine inanmıyorum.

Bütün mesele Erdoğan’ın, iktidarına aykırı gördüğü aktif bir insan olmamdır. Odak’ta yazdığım yazılarda Erdoğan’ı ve onun generallerini eleştirdiğim için dergimiz hakkında hakaret davaları açılmış. Erdoğan, muhalif basını susturmak için bunu hep yapıyor. Interpol ve diğer hükümetler bu konuda Erdoğan’a niye destek olsunlar?

Ezenlerin hedefi olmaktan gurur duyuyorum

Mücadeleye 1975 yılında Kara Harp Okulu öğrencisiyken başladım. Orduda sosyalist örgütlenmenin sorumlusu görüldüğüm için daha o dönemde iktidarın büyük tepkisiyle karşılaştım. Darbeci generaller beni hain görüyor ve benden nefret ediyorlardı. Mücadeleye heyecanla ve samimiyetle bağlı olmam onların ve emirlerindeki polis şeflerinin nefretini topladı. Beni asmak isterlerken 1980 yılında hapisten kaçtım ve uzun süre kaçak gezdim. Böylece egemenlerin gözünde daha kötü ün kazandım. Tecrit edilmem için çevreme sürekli baskı yapıldı. Beni cezaya çarpptırmak için tanıdığım ve tanımadığım insanlardan, aleyhime zorla ifadeler alındı. Öldürülmem için tertipler kuruldu. Defalarca işkence gördüm.

Gene de ilk kez 1998 yılında cezaya çarptırabildiler. Bana gerçekte hiçbir zaman varolmamış THKP-C Üçüncü Yol adlı bir ögütün lideri diye ceza verdiler. Mahkeme beni suçsuz bulduğu, Cumhuriyet Savcısı’nın itirazı üzerine yeniden yargılayıp bir kez daha suçsuz bulduğu halde Yargıtay Ceza Genel Kurulu bana en yüksek ceza verilmesini ‘’tavsiye etti’’. Mahkeme de baskıya dayanamayarak beni 1998 yılında önce idama, mahkum ettisonra da cezamı müebbed hapse çevirdi. Delil yerine sadece asılsız iddialara dayandılar. İddia sahipleri de ceza alması gerekirken onlar beraat etmişti. Ardından gene zorla alınmış ifadelere dayanarak bir kez de Direniş Hareketi davasından ceza verildi.

Şimdi İspanya yetkilileri benzeri bir durumla karşı karşıya ortada ceza verilecek bir eylem yok, bana ceza verilmek isteniyor. Örgüt üyesi olduğu iddia edilen bir insan hakkımda ‘’Örgütün genel sekreteridir’’ demiş. Hatta örgütü Fransa’dan yönettiğim iddia edilmiş. Oysa ben İsveç’te yaşıyorum. Sanmıyorum ki sözkonusu insan örgüt üyesi olarak ceza almıştır. Olsa olsa kendisine zorla ifade imzalatılmış ve sonra da beraat etmiştir. Muhtemelen öyle bir ifade bile yoktur. Bana bu yoldan ceza veriliyor.

Türkiye’de hiçbir zaman bağımsız bir yargı olmadı. AKP kendinden önceki iktidarın yaptığı bütün kötü şeyleri muhafaza edip onlara yeni ve daha büyük kötülükler ekliyor. Devlet artık tek kişinin emrine geçti. Yargı ‘’gzili tanık’’ ifadeleriyle cezalar vermeye başladı. Erdoğan’a bağlanmış olan yargı hiçbir maddi tekil hatta hiçbir yasadışı eylem iddiası dahi olmadan beni Interpol’e yakalattırıyor ve cezalandırmak istiyor. İspanya bu hukuksuzluğa alet ediliyor.

Erdoğan’ın suçladığı Eğitim ve Dayanışma Hareketi, Odak Dergisi’nin 2005 yılında Türkiye’de ve Avrupa’da başlattığı tamamıyla yasal ve açık çalışmalardan olmuştu. Bu hareket bir süre sonra gelişmeye başlayınca Türkiye’dki arkadaşlarımız ve çevremiz üzerindeki baskılar arttı. AKP hükümeti arkadaşlarımla ve çevreyle bağlarımı koparmak için terörist suçlamalarına yeniden başladı. Çeşitli şehirlerdeki arkadaşlarımız sadece yasal ve açık çalışmalara ve eylemlere katıldıkları halde gözaltına alındı, tehdit edildi ve hapse atıldı. İstanbul’da açtığımız Kadiköy Kültür Kafe baskılara dayanamayıp kapandı. Çevremiz terörize edildi, faaliyetlerimiz ezildi.

Bizi yasal olanaklardan mahrum ederek gizliliğe ve yasadışı çalışma alanına hapsetme çabalarına karşı direnmeye devam ettik. Onların terörist kabul ettiği kalıplara girmeye reddettim ve reddediyorum.

AKP, İsveç’te de bizi rahat bırakmadı. AKP’nin beni tecrit etme, zor durumda bırakma yolundaki örgütlü çabalarını 2009 yılı sonrası Halmstad Üniversite’nde ve daha sonra Laholm ve Falkenberg gibi şehirlerde çalışırken hep hissettimve zaman zaman bunaldım. İsveç yetkililerinden korunma istemeyi ne yazık ki başaramadım.

2017 yılında İsveç’te Eğitim ve Dayanışma Hareketi adlı derneğimizi kurduğumuzda AKP’liler Facebok hesabımızı organize bir şikayet örgütleyerek kapattırdılar. Gene açtık, gene kapattılar. Biz de hesabımızı şahıs adına açmak zorunda kaldık.

Image-1

İnsancıl ve özgürlükçü amaçlarımız için bedel ödemeye hazırım

Eğitim ve Dayanışma Hareketi, Erdoğan diktasına karşı bütün güçlerin birliğinin sağlanmasını istiyor. Özellikle sosyalistler, demokrat Atatürkçüler ve Kürt Hareketi arasında birlik kurulması için çalışıyor. Birlik çabalarımızın merkezinde ise sosyalist solda birlik ve devrimci yenilenme var. Hareketimizin bu konudaki görüşleri bir kitap olarak yayınlandı. Kitap bir eyle kılavuzu niteliği de taaşıyor. Eğitim ve Dayanışma Hareketi ve Odak Dergisi olarak özgürleştirici bir eğitimi, direnişçi ve dayanışmacı insan ilişkilerini esas alıyoruz.

İsveç’te de Avrupa da Türkiye’de de aynı anlayışa çalışıyoruz. Çalışmalarımız yalnızca Türkiye’de de aynı aylayışla çalışıyoruz. Çalışmalarımız yalnızca Türkiye’de terörist faaliyet olarak suçlandı.

Göteborg’da kurduğumuz Eğitim ve Dayanışma Hareketi Derneği şimdiden bir dizi güzel etkinlikler yaptı. Şimdi önümüze güzel bir dernek lokali açma görevini koyduk. Daha lokal açılmadan enternasyonel halk dansları, tiyatro, gitar, fotoğrafçılık gibi kurslar başlatmak istiyoruz. Bütüm bunları alternatif bir eğitim anlayışıyla yapacağız. Aynı anlayışla örgütü kriminalliğe karşı bir kampanyaya da hazırlanıyoruz. Erdoğan taraftarlarının derneğimizi ezme çabalarına karşı bütün ilerici güçleri dayanışmaya çağırıyoruz.

Önümüzdeki ay Türkiye’de Odak’ın yargılanması olacak. Bütün ilerici güçleri dergimiz ODAK ile dayanışmaya çağırıyoruz.

Erdoğan dünyanın bugüne kadar gördüğüm en tehlikeli diktatörlerden biridir. İktidarını kroumak ve sağlamlaştırmak için muhalifleri hapsetmeye, işinden atmaya çalışıyor; hatta muhalifleri öldürteceğinin, astıracağının işaretlerini veriyor. Gerekirse muhalefeti ezmek için iç savaş çıkaracak durumda. Ben Türkiye’ye teslim edilmem halinde nerlerle karşılaşabileceğimin bilincindeyim. Cesaretin, özverinin, ölümü hiçe saymanın kültür haline geldiği Türkiye devrimci hareketinde yetiştim. Özgürlük mücadelesi için 40 yılı aşkındır ağır bedeller ödedim. Gerekirse gene öderim.

İspanya yetkililerinden beni derhal serbest bırakmalarını bekliyorum. İsveç hükümetinden İsveç’in demokratik değerlerine sahip çıkmasını bekliyorum. İnterpol, Erdoğan’ın verdiği politik kararları çöpe atmalıdır. Aranması, tutuklanması ve yargılanması gereken bir kişi varsa o Erdoğan’dır.

Asla boyun eğmeyeceğiz! Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadele!

1 Dipnot: Karşılaştığım kötü muameleyi telefondan arkadaşıma, benimle görüşmeye gelen konsolosluğa ve avukatlarıma bildirdim. Daha sonra benimle görüşmeye gelen cezaevi yetkililerine de bildirdim. Yapılanın yanlış olduğunun anlaşılması ve düzeltme yoluna gidilmesi benim için yeterlidir. Karşılaştığım gardiyanlar yaşanandan üzüntülüler. Resmi şikayette bulunmamaya karar verdim. Avukatlarım Eva ve David de kararıma katıldıklarını söylediler.

Hamza Yalçın

14.08.2017

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler