Grev hakkını yasaya/yasağa sığdırmak

SEÇTİKLERİMİZ - İrfan Kaygısız ETHA’ya yazdı: “İşçi sınıfı yalnızca yasal grev hakkına dayanarak mücadele edemez. Sınıf mücadelesi, işçi sınıfının fiili ve meşru mücadele örnekleriyle doludur… İşçi sınıfının yeni dönem mücadele taktiğinin fiili ve meşru hat olması bir tercih olmasının ötesine geçmiş ve zorunlu bir hal almıştır.”

Grev hakkını yasaya/yasağa sığdırmak

İRFAN KAYGISIZ

OHAL, tüm toplumsal kesimler gibi işçi sınıfı ve emekçileri de doğrudan etkileyen sonuçlar üretiyor. Bunlar içerisinde grev yasaklamaları da önemli başlıklardan birisini oluşturuyor. OHAL sürecinde, yani son 1 yılda yaklaşık 24 bin işçinin bulunduğu 8 işyeri/işletmedeki grevler yasaklandı. Görünen o ki, bu yasaklamalar kural olarak sürdürülmek isteniyor.

Grev yasaklarına dair amaç cumhurbaşkanı tarafından iki defadır açıkça söyleniyor. Dolayısıyla resmi gazetelerde yer alan gerekçelerin gerçek olmadığı da belirtilmiş oluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önce MÜSİAD Genel Kurulu'nda, ardından da Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin (YASED) düzenlediği toplantıda OHAL ve grevlere dair açıklamalarda bulundu. MÜSİAD Genel Kurulu'nda, "Ben de diyorum ki; Olağanüstü Hal, girişimcilerimizin, yatırımcılarımızın önünü mü kesiyor, yoksa önünü mü açıyor? Eski Olağanüstü Halleri hatırlayın. Fabrikaya giremezdin patron olarak. O günleri biz unutmadık. O Olağanüstü Hallerin olduğu dönemlerde patron fabrikasına giremiyordu. Biz geldik fabrikalarınızın kapısını açtık. Şu anda bu Olağanüstü Halde o tür tehditlerle karşımıza gelenler anında yasaların, hukukun bize verdiği yetkiyi kullanmamızı kolaylaştırıyor. Öyle ikide bir kalkacak hemen grev, bilmem ne" dedi.

YASED'in düzenlediği toplantıda ise benzer biçimde "Grev tehdidi olan yere OHAL'den istifade ile anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz" dedi. Erdoğan'ın bu açıklamalarının sınıfsal bir tercihi yansıttığı açıktır. Bu açıklamalar, OHAL'in aralarında işçiler de olmak üzere ezilen tüm sınıfsal ve toplumsal kesimlere karşı işletildiğinin yeni bir göstergesidir.

Grev yasaklamaları ile işçi sınıfının en önemli mücadele aracı olan grev silahı etkisizleştiriliyor. İşçilerin taleplerinin yerine getirilmesini sağlayacak, baskı unsuru olacak ve dolayısıyla patronları caydıracak araç ortadan kaldırılıyor. Böylece, zaten eşitsiz olan ilişkiler tümüyle patronlar lehine işletiliyor. Zaten patronlar toplu sözleşme görüşmelerinde bir süredir yasaklanan grevlerden cesaret alarak kısmen rahat davranmaktaydı. Şimdi devletin en üstünden yapılan açıklamalarla bir anlamda "peşin satıcı" rahatlığı ile davranmaya başlayacakları ve işçilerin taleplerini yerine getirmeme, toplu sözleşmelerde anlaşmazlık yoluna gidecekleri açık. Üzerinde mal ya da hizmet üretiminin yapılmama baskı ve kaygısı ortadan kalkan patronlar işçilerin taleplerini niye yerine getirsin.

Bilindiği üzere, Türkiye'de yasal grev hakkı, toplu sözleşmelerde uyuşmazlık halinde kullanılabiliyor. Şimdi yasal grev hakkı kullanılmadığında, işçiler ve dolayısıyla sendikalar ya patronların dediğini kabul etmek zorunda kalacaklar ya da Yüksek Hakem Kurulu'na (YHK) gitmek zorunda kalacaklar. YHK de zaten "işçilere hak vermeme" ilkesi ile çalışmaktadır.

Daha önce de grev yasağı kapsamı genişletilmişti. 22 Kasım 2016 tarihinde çıkarılan 678 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu değiştirilmiş ve grev yapılamayacak işlere ve durumlara "Genel sağlığı veya milli güvenliği, büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerini, bankacılık hizmetlerinde ekonomik veya finansal istikrarı bozucu nitelikte" işler de eklenmiştir. Bu iki sektör için daha önce Anayasa Mahkemesi'nin kararı vardır ve Anayasa Mahkemesi bu işlerde grev yapılabileceğine karar vermiştir. Bu değişiklikle, grev hakkı yeniden daraltılmış ve belediye toplu taşıma hizmetleri ile bankacılık işkolu "grev yasağı kapsamına" alınmıştır.

Bu açıklamaların sermaye örgütlerini de tümüyle tatmin ettiği söylenemez. Sahadan da biliyoruz ki, uluslararası şirketler OHAL'in ilanından beri yatırımlarına bir miktar ara vermiş durumdalar. Uluslararası şirketler Türkiye'yi istikrarsız olarak görmekte ve siyasal istikrarın sağlanamadığı, dolayısıyla önlerini göremedikleri yere de yatırım yapmak istemediklerini belirtmektedirler. Bu nedenledir ki, grev yasaklamalarına dair bu açıklamalara rağmen sermaye örgütleri OHAL'in kaldırılması talebinden vazgeçmiş durumda değil.

Grev hakkı, sendikal hakların olmazsa olmazıdır. Sendikal haklar bir bütün olup, örgütlenme, toplu sözleşme yapma ve grev hakkını içerir. Bu haklardan birinin yokluğu, sendikal hakların olmaması, özgürce kullanılmaması demektir. Bu nedenle, grev yasaklamaları yalnızca toplu sözleşme mekanizmasının işlevsizleşmesi değil, bir bütün olarak sendikal örgütlenme hakkının ortadan kaldırılması, sınırlandırılması anlamına gelir.

Öte yandan hukuksa, grev hakkının uluslararası hukukta, Anayasa'nın 90. Maddesi dolayısıyla iç hukukta yeri vardır. ILO'nun grev hakkına dair söylediği açıktır. Grev hakkı, "aksaması ile nüfusun tamamının ya da bir kısmının can ve mal güvenliğinin tehdit altında olması" halleri dışında, ekonomik vb. istihdam biçimi, işkolu, sektör ya da iş yeri düzeyinde yasaklanamaz.

İşçiler devlet eliyle sermaye egemenliğine teslim olamazlar. İşçi sınıfı yalnızca yasal grev hakkına dayanarak mücadele edemez. Bu dün de böyleydi ancak bugün tümüyle böyle olmak durumundadır. Sınıf mücadelesi, işçi sınıfının fiili ve meşru mücadele örnekleriyle doludur. Bu örnekler hem tarihsel hem de güncel olarak fazlasıyla önümüzdedir. Nitekim, Emek Çalışmaları Topluluğu'nun raporuna göre, 2016 yılında yapılan grevlerin 2'si yasal grev, 19'u ise fiili grev olarak gerçekleşmiştir. Diğer yandan, OHAL nedeniyle yasaklanan grevlerin bir kısmında örneğin Birleşik Metal-İş'in EMİS'e üye iş yerleri için aldığı grev kararlarının yasaklanmasının ardından grev fiilen uygulanmış, "grev yasağınızı tanımıyoruz" denilmiş, Şişecam'da olduğu gibi belirli sürelerle üretim yapılmamıştır. İşçi sınıfının yeni dönem mücadele taktiğinin fiili ve meşru hat olması bir tercih olmasının ötesine geçmiş ve zorunlu bir hal almıştır.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler