Gezi'den Rojava'ya bir hatırlama oyunu: YOL

Gezi'den başlayan, Suruç'a uzanan bir yol... Yol tiyatrosunu yaratan, Suruç'taki korkunç patlamadan sağ kurtulan Murat Akdağ ile, Yol'u, Gezi'yi ve bugünü konuştuk.

Gezi'den Rojava'ya bir hatırlama oyunu: YOL

Röportaj: İsa Artar

Tanıyalım seni Murat,kaç yıldır tiyatrodasın, nasıl başladın?

18 yıldır tiyatroyla uğraşıyorum, 1998 yılında bir turne tiyatrosuyla başladım. İş arıyordum, gazetede bir ilan gördüm: “Turneye çıkabilecek deneyimli oyuncular aranıyor” yazıyordu. O zamana kadar bir tiyatronun provalarına girmiştim sadece. Gittim görüştüm. Beni aldılar ekibe. Çıktık turneye,3 ay İstanbul’a hiç dönmedik. Ben de tiyatronun ne olduğunu biraz biraz öğrenmeye başladım orada. İstanbul’da başka bir tiyatroyla daha çalıştım. Ardından Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne gittim bir yıl orada tiyatro eğitimi aldım. Ardından Kocamustafapaşa’da Semaver Kumpanya kuruluyordu Işıl Kasapoğlu tarafından, oraya gittim başvuru yaptım. Orada 1.5 yıl bulundum. Çok şey öğrendim orada. Ardından Mahir Günşıray’ın asistanlığını yaptım. Murat Uyurkulak’ın Tol romanının uyarlamasında çalıştım. Diğer Şeyler Topluluğu’nda çalıştım… En son 2012’de kendi tiyatromu kurdum “Tiyatro Tek Ağaç” Nazım Hikmet’in Davet şiirinden “Yaşamak tek ve ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine”  sözünden yola çıkarak koyduk ismini. Taş adlı bir oyun yönettim. Alman çağdaş bir yazarın oyunuydu. Oyunda canlı müzik vardı. Oyun en iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi müzik ödülünü aldı. Başarılı bir oyundu.

Sonrasında ise Yol’a başladım. İlk olarak Kamp Armen’de başladım bu oyuna. Kamp Armen’i işgal eden ekipteydim ben. İşgalin 5. Gününde bir etkinlik dizisi yapmak istedik. Kampta 8 tane çocukla oynadık bu oyunu ilk. Biri Hrant’ı, biri Garabet abiyi oynadı… Ardından bu oyunu Cihangir’de parkta oynadım ben.

Sanırım senin hayatındaki dönüm noktası Suruç’tu. O korkunç patlamadan şans eseri sağ kurtulanlardan biriydin… Oraya gidişin nasıl gerçekleşti?

Suruç’a Nejat Ağırnaslı sayesinde gittim aslında. Küçük forumdan arkadaşımdı. Kobane’de IŞİD’le savaşırken hayatını kaybetti. Sonra Rıfat Horoz vardı.70 yaşında Sinop’tan kalkmış Kobane’ye direnişe gitmiş ve orayı çiçeklendirmiş. Bu da beni çok etkilemişti. Rodi isimli bir arkadaşta evlenip ve eşiyle gitmiş Kobane’ye orada ölmüşler. Sonra ben de kendime şu soruyu sordum ‘benim burada ne işim var?’ Sonrasında Kadıköy’de ‘Kobane’yi beraber savunduk beraber inşaa edeceğiz’ standını gördüm.Gidişim bu şekilde gerçekleşti. Sadece bir sırt çantası alarak gittim yolda birçok kişiyle arkadaş olduk. Suruç Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması okunurken de bildiğiniz gibi bomba patladı ve ben sağ kurtuldum. Hayatımı borçlu olduğum insanlar var orda. Sürekli ‘bu torpili kim yaptı bana ben niye hayattayım’ diye düşündüm.Kendi içimde bir sürü sorgulamanın olduğu bir durum bu benim için.

Suruç’tan bu yana sürekli bombaların patladığı, insanların öldüğü bu dönemi nasıl yorumluyorsun?

Ben Gezi Direnişi boyunca hep pasif direnişten yanaydım. Ben hep “Yapmayın, taş atmayın” diyen tiplerdendim. Neredeyse dayak yiyecektim. Ancak Suruç’tan sonra benim gözüm dönmüştü. Hep saldırmayı ve intikamı düşünüyordum fakat şimdilerde tekrar pasif direnişin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Buna en büyük örnekte akademisyenlerin imza olayı. Çok kıymetli bir eylemdi. Suruç’tan sonra baktım ki şiddet şiddeti doğuruyor. Ama ne iktidar durumu sakinleştiriyor ne de halk. Baharı bekleyen kurbanlar gibiyiz artık.

 

Gezi'den Rojava'ya bir hatırlama oyunu: YOL

 

Pasif direnişten bahsettin, peki pasif direnişten eylem tarzı olarak mı yoksa genellikle tercih edilen bir tarz olarak niteliyorsun?

Ben her zaman pasif direnişin daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Gandhi’ci bir anlayış gibi…

Evet. Ghandi’ci, Bektaşici bir anlayış bu: İncinsende de incitme. Küba’lı şair Jose Marti’nin bir dizesi vardır: Gerçek erdem başkasının suratında patlayan tokatı kendi suratında hissedebilendir. Pasif direnişte bir yere kadardır belki ama hep biz ölüyoruz. Mesela geçen gün 2 kadın arkadaş kaybedecekleri bir savaşa girip öldürüldüler. Bu iyi bir fikir değil bence direnmenin başka yolları da var. Silahsız da ben başarı kazanılabileceğini düşünüyorum.

Belki Suruç’ta öldürülen arkadaşlarımın biri yarın bu ülkeyi yönetecekti. Ama bugün yoklar. Tabii bunun müsebbibi biz değiliz, ancak bizim de içinde olduğumuz bir şiddet sarmalının yol açtığı şeyler bunlar…

 

Sen Yol’a Geziyle başlıyorsun, neden peki?

Valla direniş kapıma kadar gelmişti, Şişli’de oturuyordum. Direnişin içinde olmak, yeni bir dünya için çıktım sokağa. Bizim Gezi Direnişi’nin yanında uygarlık tarihi ne direnişler gördü, ancak ezber bozacak direniş Gezi’de oldu. Yoktu öylesi, ne Paris Komünü’nde ne başka yerde görmedik. Gezi’de her şey vardı. Her şeye de açıktı. AKP’li gençler oranın yapısını bozmadan oraya gelip varolmak isteseler kimse onlara karşı çıkmazdı.

Gezi’yi nasıl yorumluyorsun?

Gezi Parkı benim için tam bir Cemeviydi. Bizim Alevilik kültüründe Cemevi yoktur, cem neredeyse Cemevi oradadır. Gezi Parkı da öyleydi benim için. Ceme egosuz girilir. Biz de öyle yaşıyorduk orada. Ve Gezi’de ölen çocuklarda Hüseyin-i bir ruhla hareket ettiler. Ki o ruhu ben de taşıyordum. Hüseyin’de sorgusuz sualsiz zaferle değil de seferle yola çıkmış bir insandır. Bizim yolumuz da Hüseyin’in yoludur. Gezi’de şehit düşen arkadaşlarımın yolu da bence Hüseyin’in yoludur…

Geziyle politikleştim diyorsun değil mi?

Evet, ilk kez.

Hiç mi daha önce politikayla ilişkin olmadı?

3 aylık bir TKP’liliğim var. O da arkadaşların iknasıyla gittiğim bi yapı oldu. Aktif politik değildim. Yoksa Bertol Brecht’in oyunlarını bilmeyen, kim haklı, kim haksız bilmeyen biri değildim. Ben 2010 yılında askerliğimi yaparken, Antalya’lı bir genç arkadaşın bana  “Ya Murat abi, Aleviler mumsöndü yapıyormuş” dediği bir durumda benim politik olmamam mümkün olabilir mi?

Benim siyasal bakışım Gezi üzerinden… Gezi’ye katılmış ama aklı sosyalizmde olan bir insandım ben. Onu söyleyebilirim.

Yol’u her gün üstüne katarak ilerletiyorsun, 2 ay önce oynadığın Yol ile, şimdiki çok farklı… Böyle mi devam etmeyi düşünüyorsun?

Oyun 10 dakikaydı Kamp Armen’de, şimdi 90 dakika oldu. Sürekli gelişiyor. Şimdi Artvin’e selam gönderiyoruz. Yarın yeni bir hadise olursa onu da ekleyeceğiz. Oyuna dahil ederken de Gezi Direnişi’ndeki ruh, olaya ne der diye bakarak gündeme alıyorum. Gezi Direnişi Artvin’e ne der, Kamp Armen’e ne der, Tahir Elçi’ye ne der? Diye soru sorup oradan çıkan sonuçla üstüne koyuyorum. Örneğin Gezi Direnişi’nin en son Ankara’da yapılan eyleme cevaz vermesi beklenemez. Dolayısıyla orada bir eleştiri var oyunda. Ben oyunu 10 sene daha oynamak istiyorum, eksiltmeden, üzerine koya koya gitmeyi planlıyorum.

 

Gezi'den Rojava'ya bir hatırlama oyunu: YOL

 

Peki Kültür-Sanat açısından baktığımızda, Gezi dahil olmak üzere, 2012’den bu yana bir süreç var, çözüm süreci, HDP’nin barajı aşması, ve ülkenin doğusunda başlayan savaş… Burada yaşanan mücadeleye Kültür-Sanat bakımından ne gibi bir katkılar olabilir?

Her şeyin bağlayıcı noktası sanat. Gezi Parkı’nda 3 Haziran’da Metin Belgin’in Nazım şiiri okuması vardır. Parktaki herkesin tek ses, tek nefes olduğu belkide tek andır. Bu devam ettirilebilir. Ancak statükocu devlet bütün tiyatro sanatını ‘Devlet Tiyatroları’ bağlamında elinde tutmaya çalışıyor. Bu çok kurnazca. Ben konservatuar mezunu olmadığım için Devlet Tiyatroları’nda görev alamıyorum ancak örneğin Van Devlet Tiyatrosu’nda olsam şu an bu oyunu yapamazdım. Bu bir tuzak işte.

Özel tiyatrolar peki?

Özel tiyatrolarda kendi varlıklarını devam ettirmek için ticari oyunlar yapmak zorunda kalıyorlar. Küçük gruplar bir şeyler deniyor ama onlarda pek fazla gündem olamıyor…

70-80 sene öncesinden bunlar şekillendirilmiş durumda. Bir tek sinemada yok bu. ‘Devlet Sineması’ diye bir kurum yok. Ama şairleri, tiyatrocuları, ressamları var devletin. İş Bankası’nın Ziraat Bankası’nın duvarlarına resim yapan ressamlar var. Ne bekleyebilirsin oradan. Bedri Rahmi Eyüboğlu, devlet göreviyle Anadolu’ya resim çizmeye gidiyor…

Aç bırakmamış sanatçıları o dönem, ama kendi için iş yapan insanlara dönüştürmüş.

“Sanat politiktir”, “Sanat muhaliftir”diye bir anlayış var, sen nasıl yorumluyorsun? Senin tiyatron da politik bir tiyatro…

Benim tiyatromu hem tiyatrocu, hem tiyatrocu olmayan arkadaşlarım büyük bir hasretle kucaklıyorlar. Çünkü bu tür işlere açlar. Bu tür işler yapıldığında kendilerinin temsil edildiğini düşünerek mutlu oluyorlar. Misal ben bayılırım Çehov oynamaya, Moliere, Shakespeare oynamaya. Ama bizim için lüks şu anda. Brecht oynamak bile bi yerde lüks kalabiliyor. Çünkü daha büyük bir sorun var ve bizim akıl oluşturmak gibi bir çabamız olmalı. Sanat herkesin bakmadığı yerden bakabilir çünkü.

Sırrı Süreyya Önder’in filminde var, Beynelmilel’de “La oğlum, biz çalıgıcıyız, çalgıcıdan komünist olur mu?” Sanatçıdan komünist olmaz. Çünkü en iyi ideoloji komünist olsa bile, sanatçı onu da eleştirebilmelidir. Sanatçının çözebileceği çok şey var. Frankfurt okuluna bakmak gerekir bu konulara ilişkin…

Şu an mesela en prestijli tiyatrolardan biri Tiyatro Dot’tur. Gittiğinizde oraya İngiliz toplumundaki sıkıntıları görürsünüz. Yani Murat Daltaban, bunca yaşanan olaylara hiç mi bir şey söyleyemiyorsun? Sur’daki bombalar hiç mi gündem değil? Niye İngiltere’nin gündemi senin ana gündemin…

İşte zaten bu Cumhuriyetin ne kadar sağlam bir kültür inşa ettiğini ortaya koyuyor. Çünkü çocukluktan böyle yetişti insanlar. Ülke gündeminden uzak ama entelektüel bağlamda yetiştiler. Abluka diye bir film var mesela. İnsanlar koşarak gidiyor. Nasıl bir hasret varmış demek ki böyle işlere… Bizimki gibi işler yapılmıyor da değilmiş. Ankara Sanat’ın, Ankara Birlik’in yaptığı yaptığı işler 70’lerde gündeme oturuyormuş.

Oyunumu izleyenler beni Hopa’ya davet ettiler. Umut-Sen’de oynamamı istiyorlar. Oyunu görenler beni başka yerlere çağırıyorlar.

Turneye çıkmayı düşünüyor musun?

Tabii ki mutlaka turneye de çıkacağız.

Tiyatro bitiminde izleyicilerle bir forum yapıyorsun, Gezi’deki “Küçük Forum”u canlandırdığını söylüyordun. Küçük Forum nasıl başladı, senin tiyatrondaki karşılığı ne oldu?

Büyük forumu herkes biliyor zaten. Büyük forum çok kalabalıktı ve herkes rahatça konuşamıyordu. Abbasağa Parkı’ndaydım ben forum zamanında. Biz de küçük bir grup arkadaş olarak o forumun hemen yanında bir forum oluşturduk. Fakat küçük forum bir süre sonra kendi kültürünü üretti. İnsanlar uzun uzun tartıştı, bir tür otonom oldu. Ben bir sürü şeyi orada öğrendim. Feminizmden ekolojiye kadar pek çok şey öğrendim. Gezi Parkı’ndayken o kadar politik değildik belki ama o forumlarda daha çok politikleştik biz. Şimdi tiyatromun sonlarında tekrardan kuruyoruz o forumu. Ve çıkan sonuçları sosyal medyadan paylaşıyoruz. Forumları kurarsak Gezi’yi de kurabiliriz diye düşünüyorum.

Peki son olarak, şu an nerde devam ediyor tiyatro? Nerede oynuyorsun?

18 Mart’ta 20:30’da Taksim Bi Sahne, 20 Mart’ta 18:00’da Kadıköy KarmaDrama’da oynuyorum. Ancak oyunu direniş alanlarına da taşıyoruz. İTÜ Maçka’da cafe işgaline karşı zafer kazandı öğrenciler, İTÜ’nün bahçesinde oynayacağım Maçka’da… Bir organize edebilsek Sur’da oynamak istiyorum en kısa zamanda. Böyle bir zamanda çok anlamı olur.

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler