Gezi Direnişinin Tahrir’deki Yankısı – Bereket Kar

Gezi Direnişinin Tahrir’deki Yankısı – Bereket Kar

31 Mayıs’la birlikte görsel, yazılı ve sosyal medya araçlarıyla dünya kamuoyuna yansıyan Gezi-Taksim direnişi ve gösterileri, bölgemizde Mısır, Tunus, Suriye ve Lübnan’da da güçlü biçimde yankı buldu ve medyada “Arap Baharı”ndan sonra “Türk Baharı”nın başladığı şeklinde duyuruldu. Egemen medya, gelişmeleri, bir grubun Gezi Parkı’ndaki ağaç kesimlerini protestosuyla sınırlandırarak aktarırken; muhalif demokratik medya ve köşe yazarları; “Türkiye Baharı Başladı”, “Türkiye’de Halk İsyanı”, “Tayyip’e Karşı İsyan”, “Türkiye’de Sivil Ayaklanma” ve “AKP ektiğini biçiyor” şeklinde manşet ve başlıklara yer verdi.

Tüm güçlerin dikkatlerinin merkezine oturan Gezi İsyanı, Arap coğrafyasında ve özellikle Körfez ülkelerinde yönetim katlarında endişe ve tedirginlik yaratırken; benzer halk hareketlerini yaşayan ve farklı biçimlerde devam ettiren, Mısır, Tunus, Yemen, Bahreyn gibi ülkelerin muhalif devrimci, demokrat ve sosyalist güçlerince sevinçle karşılandı. “Devrim hırsızları” olarak nitelenen farklı siyasal İslamcı yönetim ve akımlarda ise sessizlik ve şaşkınlığın hakim olduğu görüldü. Zira beklenmeyen bu isyan; umut bağladıkları, kendilerine destek sunan “güçlü İslam ülkesi Türkiye”de yaşanıyordu. Yaşadıkları filmin başka bir versiyonunu izliyorlardı.

Model ülke”ye ne oldu?

İsrail’e “van münit” diyen, Mavi Marmara olayında özür dileten, kalkınmayı sağlayıp halkın refahını yükselten, Sünni İslam’ın hakim olduğu “model ülke” konumundaki Türkiye nasıl olur da böyle bir halk isyanına sahne olabilir? Özellikle İslamcı kesimin ve kimi liberallerin hala cevap bulamadığı soru budur.

AKP iktidarı, ılımlı Sünni İslamcı ve rantçı yanıyla Mısır’da Mursi’yi, Tunus’ta Ğannuşi’yi ve Filistin’de Meşaal’i etkilerken, Batı işbirlikçiliğiyle ve piyasa yanlısı politikalarıyla liberal güçlerin beğenisini kazanıyordu. Hesaba katılmayan, AKP’nin Osmanlıcılık iştahının kabarması ve Tayyip’in padişahlık rüyasıdır.

Suriye’de devam eden savaşta, kendisini demokrasi, hak ve özgürlükler aşığı olarak gösteren, Esat’a karşı savaşan cihatçı ve dış müdahaleci güçlerin her türlü faaliyetine yardım ve yataklık yapan Tayyip Erdoğan hükümetinin yalan ve çarpıtmaları, Türkiyeli devrimciler tarafından teşhir edilmeye çalışıldığında, İslami ve mezhebi yakınlıklardan dolayı Arap halkları arasında yeterince yankı bulamıyordu. Ta ki Gezi isyanı vuku bulana kadar.

Biz de inanmıştık”

Bugün Tahrir Meydanı gençleri şunları söylüyor: “Dün Tayyip Erdoğan; Mübarek, Bin Ali, Kaddafi, Ali Salih ve Esat’a çağrılar yaparak, halk hareketlerine kulak vermelerini, aksi takdirde diktatörlüklerinin son bulacağını belirtiyordu. Bu çağrılarına bizler de inandık. Ama zamanla gördük ki bizi değil kendisi gibi işbirlikçi olan Mursi’yi, Ğannuşi’yi ve Meşaal’i destekliyor. Hele Suriye’de, topla tüfekle devlet ve halka saldıran El Kaide, Nusra ve Vahhabilere karşı koyan Esat’ı diktatörlükle, katil olmakla suçlarken, şimdi kendisi park ve ağaçları koruyan, çiçeklerle anma yapan insanlara biber gazı ve coplarla saldırıyor olması ne anlama geliyor? Bize ihraç etmeğe çalıştığı demokrasi bu ise bunu istemiyoruz. Bunu çok yaşadık. ABD’nin, Körfez ülke diktatörlerinin ve İslamcı yönetimlerin yanında duran, cihatçı sapkın örgütlere destek sunan bir başbakanın demokrasisi Gezi’ye yapılandan başkası olamaz. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “Arap Baharı”nın manüple edilmesinde ve saptırılmasında oynadıkları rolü, Taksim direnişinin bastırılmasını izleyince daha iyi anladık.”

Genel medya bilgisi üzerinden yapılan tartışma ve analizlerin, Gezi direnişinin çıkış nedenini, sınıfsal karakterini ve nereye doğru evrilebileceği konusunu Ortadoğu kamuoyuna bütün yönleriyle açıkladığı söylenemez. Arap Baharı benzetmeleri yapılmakla birlikte, AKP iktidarının ABD nezdinde bittiği, emperyalistlerin alternatif arayışlarının başladığı da tartışılmaktadır.

Dayanışma: acil görev

Ayrıca Tahrir Meydanıyla Taksim Meydanı arasında, yükseltilen talepler açısından benzerlikler olduğu kadar farklıkların da olduğu teslim edilirken, toplumsal muhalefet güçleri arasındaki bağ ve dayanışmanın yetersizliği vurgulanmaktadır. Bu gerçeğin bilincinde olan devrimci sosyalist güçler zaman geçirmeksizin bölgede devam eden halk hareketleri arasında sağlıklı bilgi ve diyaloğu temin edecek araçları yaratma isteğindedir. Süren savaşları sona erdirmek ve olası yeni işgal hareketlerine karşı güçlü halk dayanışma hareketleri örgütlemek, ortak bir mücadele talebi durumundadır. Lübnan Komünist Partisi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Suriye Halkının İradesi Partisi ve Mısır Komünist Partisi bu temennileriyle Gezi-Taksim direnişini selamlayarak dayanışmalarını Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’ne iletmişlerdir.

Adil ve demokratik bir barış ancak bölge halklarının eseri olarak mümkündür.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler