Faşizm ve gençliğin rolü

Faşizmin tartışmasız en karakteristik özelliklerinden bir tanesi kitle tabanlı bir hareket olmasıdır. Bu onun askeri diktatörlükler gibi diğer açık diktatörlük biçimlerinden farklılaşmasını sağlayan faktörlerden biridir.

Faşizm ve gençliğin rolü

AKP/Saray iktidarının son dönemde hayata geçirdiği ve geçirmeye çalıştığı politikaların – faşizmin her toplumsal formasyonda özgün nitelikler taşıdığı göz önünde bulundurularak- klasik faşizmin birçok yönünü içinde barındırdığı ve bir faşist diktatörlüğe doğru yol alındığı (darbe girişiminin bertaraf edilmesiyle beraber faşizmin kurumsallaşmasında bir eşik atlanmıştır) konusunda birçok yazı yazıldı. Bu yazıların, inşa edilmeye çalışılan faşizmin genel niteliklerini yansıtmak konusunda doyurucu olduğunu söyleyebilsek bile bütünlüklü bir analiz yapabilmek açısından bütünü oluşturan parçaların da ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor.

Kuşkusuz ki faşizmin gelişim sürecini anlamak açısından en büyük parçalardan bir tanesi gençliğin, faşizmin inşasında edindiği roldür. Faşizmin tarihinde gençlik, faşizmin yükselme, iktidara gelme ve iktidarı kullanma süreçlerinde çok etkili ve belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu yazıda faşizmin genel sınıfsal niteliğinden değil de bazı özelliklerinin kısa açıklamalarını yapıp, bunların gençlikle olan bağlantılarından bahsedeceğiz (Türkiye’den örnekler verirken daha köklü bir faşist hareket olan Ülkücü Hareket’ten değil, önümüzdeki en büyük tehlike olan AKP’den bahsetmeye çalışacağım. Bunun nedeni, Ülkücü Hareket’in, daha büyük bir faşist güç olan AKP içerisinde yavaş yavaş erimeye başlamasıdır. Bu erime, iki hareket arasındaki çelişkileri daha da belirginleştirecektir. )

Dinamik Bir Kitle Hareketi Olarak Faşizm ve Sokak

Faşizmin tartışmasız en karakteristik özelliklerinden bir tanesi kitle tabanlı bir hareket olmasıdır. Bu onun askeri diktatörlükler gibi diğer açık diktatörlük biçimlerinden farklılaşmasını sağlayan faktörlerden biridir. Milli iradenin kutsanması, kitlesel mitingler, kitle örgütlerinin önemli bir yer tutması gibi faşizmin bazı klasik özellikleri bunu kanıtlar niteliktedir. Hitler’in, “Büyük bir fikir, ne kadar kutsal ve ne kadar yüksek olursa olsun, halkın kuvvetli desteği olmadan uygulamaya geçemez[1]” açıklamasından, Tayyip Erdoğan’ın “meşhur  % 50” kozunu muhaliflerini susturmakta kullanmasından faşizmin kitle tabanlı bir hareket olduğu çok net anlaşılmaktadır.

Tarihte her kitle hareketi, taban yaratmak ve etki alanını genişletmek açısından gençliği potansiyel bir örgütlenme alanı olarak ele almıştır. Gençliğin dinamizmi, her dönemde belirleyici bir önem taşımakla birlikte gençlik, diğer toplumsal kategorilere göre harekete geçmesi/geçirilmesi en kolay unsur olarak görülmektedir.

Faşizm, Almanya ve İtalya’da iktidara gelirken yeni oy kullananların-gençlerin- çok büyük bir desteğini kazanmıştır. Faşist kitle örgütlerinin en etkili ve büyük olanları ise gençlik örgütleri ve uzantıları olmuştur. İtalya’da “Genç Faşistler” ortalama 500 bin üye potansiyeline sahipken (6-14 yaşları arasındaki çocukları eğitmek için kurulan Balilla’nın 1930’da 1,3 milyon üyesi vardı[2]), Almanya’da Ocak 1933’te Hitler Gençliği’nin sadece 50.000 üyesi olmasına rağmen, yılsonunda bu rakam 2 milyonu geçmişti. 1939’da zorunlu hâle getirilmeden önce, 1936’da, Hitler Gençliği’nin üye sayısı 5,4 milyon olmuştu[3]. AKP Gençlik Kolları Genel Merkez Ar-Ge Sorumlusu ve Ordu İli Koordinatörü Mustafa Tahir Öksüz’e göre ise 2012 yılında, "AK Parti Gençlik Kolları'nın 1 milyon 800 bin üyesi vardır[4].”

İlk faşistler kendilerini genellikle “hareket” olarak tanımlıyorlardı. Bu hareket tanımlamasından anlaşılması gereken, belirli felsefi-politik çerçevelerin değil hareketin-dinamizmin- bu yapıları belirlediği ve yönlendirdiğidir. Hareket, her türlü durağanlıktan uzak olmak anlamına geliyordu. İşte tam da bu noktada faşizm, hareketi gençliğin dinamizmi ile mümkün kılmakta ve bu dinamizmi kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadır.

Faşizm, kendini pratik eylemlilikler üzerinde var ettiğini her fırsatta dile getirmekte ve sokağın faşist hegemonyayı kurmada önemli bir yerde durduğunu iyi kavramaktadır. Faşistler, hareketin belirleyici olduğunu öne sürerek kitlelerini olaylara müdahil etmeye ve sokağa çıkmaya teşvik ederler. Hitler, ”Bir fikir hareketi, hiçbir zaman bıçak, zehir veya tabanca aracı ile başarılı olamaz. Böyle bir fikirsel akımın başarısı ancak sokağı fethetmekle mümkün olur.”[5] diyerek faşizm açısından sokağın önemini açık bir şekilde belirtmiştir.

İtalya’da “Roma Üstüne Yürüyüş”le belirginleşen,  Almanya’da SA’in sokağın nabzını faşizme göre attırması ve AKP’nin faşizmin kurumsallaşmasında “Allah’ın bir lütfu” olarak gördüğü darbenin püskürtülmesinden sonra kitlesini sokağa çağırması, sokağın fethinin faşizmin olmazsa olmazları arasında olduğunun kanıtı niteliğindedir. Sokağın elde tutulmasında en belirleyici gücün ; gençlik ve gençliğin dinamizmi olduğu ise su götürmez bir gerçektir.

Faşist hareketlerin sokak terörünü, iktidarı alış ve kontrol süreçlerinde en büyük koz olarak kullanmalarını ve gençliğin sokağın belirleyici gücü olduğunu göz önünde bulundurursak Mussoli’nin Kara Gömlekliler’inin , Hitler’in SA’inin ve AKP’nin Osmanlı Ocakları’nın genç bir karakter taşıdığını söylemek yanlış olmaz.

Faşist Demagoji ve Gençliğin Örgütlenmesi

Faşizm, net bir programatik öğretiden çok demagoji üzerinden kitleleri örgütlemeye çalışır. Mussolini açısından bir programa tabi olmamaları övünç kaynağıydı.  Buradan faşizmin ideolojik bir altyapısının olmadığı ve kitleleri salt “kandırmak” üzerinden örgütlediği anlaşılmamalıdır. Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde söylediği gibi : “ Faşizm kitleleri çekebilir, çünkü demagoji yoluyla onların en acil ihtiyaçlarına ve isteklerine seslenir.”[6] Bu, büyük bir ölçüde doğru olsa da Poulantzas’ın Faşizm ve Diktatörlük kitabında belirttiği faşizmin yükselişinin bir dizi siyasal ve ideolojik bunalım süreçlerine denk düştüğünü de[7] unutmamak gerekir.

Faşizmin gelişim sürecinde temsil edilen-temsil eden arasındaki mesafe açılmış ve burjuva partileri temsil edemez hale gelmiştir. Faşist hareketler, bu bunalım sürecinde birer kurtarıcı güç olarak sahneye çıkmışlar ve demagojiyi iyi bir silah olarak kullanarak bir dizi krizle boşluk oluşan siyasal alanı doldurmak için ustaca adımlar atmışlardır. Hitler’in, Avusturya’nın işgali ile ilgili konuşurken : “ Bizler zorbalar olarak değil kurtarıcılar olarak geldik.[8] demesi tesadüf değildir.

Gençlik- gelecek kaygısı ve faşist hareket

Faşizmin yükselişine denk gelen siyasal ve iktisadi bunalımlardan en çok etkilenen kesimlerden bir tanesi de gelecek kaygısına düşmüş gençler olmuştur. “ Her şeyden önce ilk faşistler gençlerden oluşuyordu. Yeni neslin önemli bir kısmı, savaştan sorumlu olan ve kendi statülerine sıkı sıkıya bağlı olan aksakallıların, cephede yer almış olsalar da olmasalar da, gençlerin endişelerini hiç anlamadıklarına inanmıştı. Henüz oy bile kullanmamış olan gençler, faşizmin anti-politik politikalarına büyük bir hevesle katıldılar.”( Faşizmin Anatomisi, Robert O. Paxton, 2014 , s. 93)

Faşist hareketler, partiler, halklarına – en çok da geleceğin insanları olan gençlere- “tarihle imtiyazlı bir ilişki” vaadinde bulunmuşlar ve kitleleri bu fikre genel olarak ikna edebilmişlerdir. Geleceksizleşmiş, yarını olmayan gençlere, kendilerini anlamayan diğer burjuva partilerin aksine bir “yaşama umudu” vermiş ve bu imtiyazlı ilişkinin etkin bir parçası olmaları yolunda önemli adımlar atmışlardır. Gençliğin özellikle “büyük kolektifin” bir parçası olması sağlanmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın 8. Gençlik Şöleni’ndeki konuşması bunu kanıtlar niteliktedir,”29 Mart’ta seçim yaşadık. Bakınız bu seçimlerde Türkiye’de AK Parti olarak bizler 640 genci belediye meclislerine, il genel meclislerine yerleştirdik. Diğer siyasi partilerin tamamı bizim bu rakamımıza ulaşamadılar. İşte bu AK Parti’nin gençlere verdiği önemi gösteriyor. Peki diğer siyasi partilerin gençlere verdiği önem nerede? Onların böyle bir derdi var mı? Yok. Biz gençlerin seçilme yaşını 25’e indirmek suretiyle milletvekili olmasının da yolunu açtık. Şimdi önümüzde milletvekili seçimlerinde inşallah parlamentomuza 25 ila 30 yaş arası gençler de girecek. Bunu da hazırlıyoruz. Çünkü biz 21 yaşında bir çağı kapatıp bir çağ açan Fatih’in torunlarıyız. Fatih’in torunları ihtiyarladıktan sonra mı parlamentoya girecek? İşte onun için bunun yolunu açıyoruz. Geçen yıl gençlik kollarımızın başkanı olan gencimiz Türkiye’nin şu anda en genç belediye başkanıdır. Nerede? Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin en büyük ilçesi olan Kepez Belediyesi’nde. Ve şu anda 640 gencimiz il genel meclisinde ve belediye meclisinde meclis üyesidir.”[9]

Eğitim ve propaganda örgütlerinin, gençlerin örgütlenmesi ve hareketin geleceğe taşınması açısından özel bir anlam teşkil etmesi gençliğe verilen önemin en somut örneğidir. Gençler özel olarak faşizmin güdümündeki sportif ve kültürel faaliyetlere doğru çekiliyordu. Bu faaliyetlerde gençler kültürlerinin aziz birer uzantısı ve ulusun özel birer temsilcisi olarak militanlaşıyordu. “Devlet, yapacağı işlerde özellikle genç nesli hesaba katmalı, onların ahlaklı birer genç olmaları için her türlü sosyal tedbiri almalıdır. Sokaklarda ve eğlence yerlerinde ahlaklarının bozulmasına göz yummamalıdır. Çünkü bedenen, ruhen, ahlaken sağlam olmayan vücuttan, sağlam nesiller beklenemez.”[10] Hitler, bu sözleriyle devletin, sosyo-kültürel faaliyetlerle kendisine bağlı “sağlıklı ve ahlaklı” nesiller yetiştirmesi gerektiğini açık bir biçimde savunuyordu.

 

 

Eğitim ve Kuşaktan Kuşağa Faşizm

Her politik sistemin olduğu gibi faşizmin de en önem verdiği alanlardan birisi, ideolojik hegemonyanın kurulması ve gelecek nesillere aktarılması açısından eğitim olmuştur. Eğitim bu özelliğinin yanı sıra devlet aygıtını elinde tutan faşist hareketin üstyapının kendi politik çıkarları doğrultusunda kullanılmasını ve yapılandırılmasını sağlayacak yeni kadrolar yetiştirmek için de önemliydi. İtalyan faşist Gentile’ye göre eğitim, faşist doktrinin en önemli enstrümanıdır[11].

Gençlerin bedensel olarak eğitilmesi ve “çelikten birer faşist asker” olarak eğitimlerini tamamlamaları da faşist eğitim anlayışının önemli bir noktasını oluşturuyordu. ( Savaş konusunda tekrar değinilecek.)

Öğretmenler faşist ideolojinin eğiticisi olarak geliştiriliyor ve genç kuşakları bu doğrultuda eğitiyorlardı. Almanya’da faşizm iktidara geldikten sonra çoğu eğitmen görevde kaldı ve Nasyonal Sosyalist Öğretmenler Birliği’ne katıldı. 1936’ya kadar tüm devlet okullarındaki öğretmenlerin %97’si (yaklaşık 300.000 kişi) Birliğe katılmıştı. AKP’nin sendikası Eğitim-Bir-Sen’ in 2015’teki üye sayısı 340.365’ken diğer bir faşist sendika olan Türk Eğitim Sen’in 220.041 üyesi vardı. ( Türkiye’deki sendikalaşma oranını hesaba katarsak bu sayılar çok önemli bir yerde durmaktadır.)

İtalya’da okula paralel olarak kurulan Balilla’ya ( 6-14 yaş arasını kapsıyordu) ve 1936’da Nazi gençlik gruplarına-on ile on yedi yaş arası- üyelik tüm erkek ve kız çocuklar için zorunlu hâle geldi. Hitler 1938’de bu örgütlerden beklentisini şöyle dile getiriyordu, “Erkek ve kız bu çocuklar örgütlerimize on yaşında giriyor ve çoğunlukla ilk defa temiz bir hava soluyorlar; Genç Vatandaş’ta dört yıl geçirdikten sonra Hitler Gençliği’ne devam ederek orada da bir dört yıl geçiyorlar. . . Hâlâ tam bir Nasyonal Sosyalist olamadılarsa Çalışma Hizmeti’ne gidiyor ve altı, yedi ay orada eksiklerini tamamlıyorlar. . . Kafalarında hâlâ sınıf bilinci ya da sosyal statü kalmışsa . . Wehrmacht (Alman Silahlı Kuvvetleri) bunu halledecektir.[12] Hitler Gençliği ve Alman Kızlar Birliği tarafından düzenlenen okul sonrası toplantılar ve hafta sonu kamp gezilerinde çocuklar, Nazi Partisine ve Nasyonal Sosyalist devletin gelecekteki liderlerine bağlı olacak şekilde eğitildi.

 

Okulun, gençler-ve çocuklar- üzerindeki faşist ideolojinin etkinliğini sağlamada bıraktıkları boşlukları bu “paralel” yapılar tamamlıyordu. Eğitimde yaş gruplandırması yapılarak, küçük yaşlarda faşist ideolojinin belleklerine kazındığı çocuklar, gençlik çağlarında birer faşist militan olmak üzere yarı-askeri ve politik eğitimlere maruz bırakılıyorlardı.

AKP’nin kurmaya çalıştığı faşizmin temel niteliği İslam-Türk sentezine dayanmasıdır. “Dindar ve kindar” bir nesil yetiştirme ekseninde eğitimin yapılandırılması ile son dönemde inanılmaz bir dincileştirme söz konusudur. İlkokuldan liseye, liseden üniversiteye kadar eğitim, İslami faşizmin temel yapıtaşlarından biri olmaya adaydır. Okullar dışında İslami faşizmin kadrolarının yetiştirilmesinde devlet eliyle açılmış– özellikle yazları faaliyet yürüten-  Kur’an kursları ve İslamcı vakıflar da önemli yerde durmaktadır. Son değişikliklere gelene kadar bu kurslar ve vakıflar gençleri -ve çocukları- okulun tam olarak veremediği dini eğitim konusunda tamamlayıcı eğitimler veriyorlardı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2014 yılı istatistiklerine göre; şu anda Türkiye genelinde toplam 15 bin 457 Kur'an kursu bulunuyor. Kur'an kursları mülkiyet durumuna göre incelendiğinde ise 3 bin 246'sı dernekler, 3 bin 199’u köy ve tüzel kişilikler, 2 bin 211'i Türkiye Diyanet Vakfı, bin 259’u belediye ve özel idarelere ait. Türkiye genelinde 1 milyon 50 bin 685’i kadın, 65 bin 824'ü erkek olmak üzere toplam 1 milyon 164 bin 743 kişi ise Kur'an Kursu'na devam ediyor. Kuran kursuna devam edenler kadınların sayısı erkeklerin sayısından yaklaşık 15 kat daha fazla.[13]

Mustafa Peköz, Sendika.org’taki yazısında İslamcı sivil toplum kuruluşlarının ne işe yaradığını açık bir biçimde ele alıyor ve Türkiye’deki vakıfların %35’inin İslamcı örgütler veya cemaatler tarafından kurulduğunu belirtiyordu.[14]

Faşist Estetiğin Son Noktası Olarak Savaş

Walter Benjamin’e göre faşist estetik deneyimin son noktası savaştır. Faşizmin en karakteristik özelliklerinden bir tanesi de savaşın yüceltilmesi ve yayılmacı politikaların geniş uygulama alanı bulmasıdır: “Faşizmin gerçekleşmiş özü, edimsel fiziksel savaştır, ulusun topyekün seferber edilmesi yoluyla insan yaşamını yıkmaya teşebbüs etmektir.” ( Faşizm,  Mark Neocleous, 2014,  s.40 )

Hitler, “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "Bir şekilde onu yok et!" Ben bu savaşı sürdürecek insanım!” [15]  sözleriyle faşist hareket için savaşın ne anlama geldiğini açık olarak belirtiyordu. Faşist İtalya’nın Libya ve Habeşistan işgalleri, Tayyip Erdoğan’ın Suriye “sevdası” , Hitler Almanyası’nın Avrupa’yı kuşatan saldırılarıyla başlayan İkinci Paylaşım Savaşı, faşizm için savaşın önemini ortaya koymuştur. (savaşı oluşturan koşulların ve savaşın genel olarak hangi amaçlarla çıkarıldığı konusundaki sınıfsal analizler ayrıca bir makalenin konusudur.)

Faşizm için savaşın önemini bir kenara atarsak, savaşın olmazsa olmazı “askerler” her zaman gençler olmuşlardır. Hem sokak savaşında hem de cephe savaşında ilk öne sürülen güçler gençlerdir. Faşizm, gençleri fiziksel ve psikolojik olarak “güçlü” birer militana dönüştürmek ve gençliği etkin birer silah olarak kullanmak için gerekli çalışmaları yapmıştır.

1926’da kurulan Hitler Gençliği’nin esas amacı erkek çocukları Nazi Partisi’nin yarı askerî kuruluşu olan SA (Fırtına Birlikleri) oluşumuna girecek şekilde eğitmekti. Mussolini’nin Kara Gömlekliler’i ilk olarak Savaş Demetleri’nin gençlik teşkilatı olarak kurulmuşlardı. AKP’nin kurdurduğu Osmanlı Ocakları ve çeşitli dernek/vakıflar ise cihatçı örgütlerle işbirliği yapıp kendilerine genç militanlar devşiriyorlardı. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan paramiliter güçler bunun açık bir kanıtıdır.

AKP’nin savaşla ilişkisi üzerinde durmak için SADAT A.Ş. ve IŞİD ile bağlantılarına bakmak gerekiyor. AKP’nin, SADAT A.Ş. ile ilgili suskunluğu sürerken bu yapının hareket noktasının, silah ticareti ve askeri savaş eğitimleri konusunda olduğu herkes tarafından biliniyor. [16] IŞİD ile AKP ilişkisinin ise daha açık ve görünür olduğunu söylemek mümkün. Yukarıda sayılan birçok İslamcı vakıf ve cemaatin IŞİD’e sempati duyduğu ise bir gerçek.

SADAT A.Ş. hakkında net bir bilgiye sahip olunamasa da ,elimizdeki bilgilere dayanarak AKP’nin bu yapıyla işbirliği yapıp kontrgerilla ekipleri devşirdiğini ve bunların büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu söylemek yanlış olmayacaktır. IŞİD’in , Türkiye’den –çoğunluğu genç olmak üzere- birçok militan kazandığını biliyoruz. Bu kazanım MİT tırları olayıyla açığa çıkan( soru işareti bırakmayacak şekilde) AKP-IŞİD ortaklığının bir sonucudur. Kur’an kurslarında ve çeşitli vakıflarda eğitilmiş İslamcı gençler IŞİD saflarında birer cihatçı militana dönüştürülüyorlardı.

Anti-Faşist Mücadelede Gençliğin Rolü

Faşizmin yukarıda sayılan özelliklerinin uzantısı olarak gençliğe önem vermesi, aynı zamanda kendisine “düşman” olarak belirlediği diğer hareketlerin de- özellikle komünist hareket- gençleri kendi saflarına çekerek büyümesine engel olmak olarak yorumlanabilir. Kadir Cangızbay’ın dediği gibi, “Gençlik, toplumların ‘her zaman yapılaşabilme gücüne sahip olup ancak her zaman yapılaşmış bir halde bulunmayan’bir kesimidir” (CANGIZBAY, 1985: 109). Gençliğin örgütlenmesi meselesi, faşizm için ne kadar önemliyse anti-faşist hareket açısından da bir o kadar önemli ve acildir.

Kuşkusuz ki faşizmin geriletilmesindeki en büyük adım bir Demokrasi Cephesi’nin inşasıdır. Bu cephe, faşizmin tamamen silmek istediği bütün demokratik hakların savunulması temelinde, faşizme karşı olarak birleşecek bütün demokrasi eksenli güçlerin bir araya gelmesi anlamına gelecektir. Demokrasi güçlerinin temel görevi, birebir ilişkilerden bütün toplumsal mücadele alanlarına kadar bu cephenin izdüşümlerini yaratmak olmalıdır.

Gençlik bir toplumsal kategori olarak bütün toplumsal mücadele alanlarında varlığını sürdürmektedir. İşyerlerinde, üniversitelerde, liselerde, mahallelerde, yani kısacası tüm alanlarda gençlik bu izdüşümleri oluşturmak için öncü olmalıdır. Dinamizmi ve hareket alanının genişliği sebebiyle gençlik, bu görevin ana taşıyıcılarından bir tanesidir.

Türkiye’de faşizm hakkında konuşurken, git gide belirginleşen ve Ülkücü Hareket’in yavaş yavaş eridiği AKP-MHP ittifakından bahsetmek zorundayız. Bu iki hareket gerek ideolojik beslenme kaynaklarının gerekse de kitle tabanlarının “aynılaşması” yüzünden birleşmiş görünmekteler. Bu birleşmenin iki hareket arasındaki çelişkileri ve buna paralel olarak “kavgaları” da açığa çıkaracağı aşikar.

 

Üniversite Gençliği ve Güncel Görevler

AKP’nin darbe püskürtmesinden sonra –ki faşizmin kurumsallaşmasında bir eşik noktasıdır- ilan ettiği OHAL’le birlikte kısmen de olsa var olan demokratik haklar askıya alındı ve hem üstyapısal hem de toplumsal olarak tasfiye çalışmalarına başlandı.  Bu darbe girişimiyle birlikte iktidar bloğunun belli ölçüde sarsıldığı söylenebilse de AKP/Saray, faşizmin inşasında ivmesini artırmış durumda görünüyor. Bu sarsıntının iktidarı parçalayacağı ve devamında yerle bir edeceğini düşünmek saflık olacaktır.

Faşizmin günden güne artan taarruzlarına karşı demokrasi güçlerinin bu kadar atıl kalması kabul edilemez bir durumdur. Türkiye’nin en güncel ve can alıcı sorunu bir faşist diktatörlük tehlikesidir. Demokrasi güçlerinin bu tehlikenin atlatılması açısından AKP/Saray iktidarını yalnızlaştırıp, ittifaklarını genişleterek bir Demokrasi Cephesi’ni acil olarak inşa etmesi gerekmektedir. Bu konuda atılan adımlar ne kadar değerli olsa da tehlikenin tam olarak farkına varılıp hala bir bütünlük içine girilebilmiş ve bu hareket toplumsal hayata sirayet edebilmiş değildir.

Üniversiteler eleştirel düşüncenin ana gövdesini oluşturmaktadır. Bunu çok iyi analiz eden AKP iktidarı, sistematik olarak üniversiteye- paralelinde eleştirel düşünceye- saldırılarını sürdürmekte ve güçlü bir direniş mevzisi göremediği ölçüde de başarılı olmaktadır. Üniversite alanında mücadele eden demokrasi güçleri bırakın cephe oluşturmayı yan yana gelmekten çekinmektedir. Bu atıllığın aşılması konusunda üniversite gençliği elini taşın altına koymak zorundadır aksi takdirde faşizm tüm demokrasi güçlerinin soluk borularını tıkayacaktır.

Üniversitelerde Ülkücü Gençlik ile AK Gençlik arasındaki çelişkilerden yararlanmak ve bu çelişkiler üzerinden faşizmi teşhir etmek de ana görevlerimiz arasında olmalıdır. Bu iki hareket arasındaki çatlaklar, demokrasi güçlerinin kendilerine alan yaratması açısından büyük bir avantaj olarak görülmelidir.

Üniversite gençliğinin en güncel ve asli görevi, üniversitedeki bütün demokrasi güçlerini bir araya getirmenin öncüsü olarak, üniversiteleri birer anti-faşist mevzi haline getirmek olmalıdır. Her türlü dar grupçuluktan uzak, bütün mücadele yöntemlerini içinde harmanlamış bir cephenin üniversitedeki izdüşümü, gelişen faşist diktatörlüğe karşı en korunaklı ve en güçlü mevzilerden birisi olacaktır.

Güncel politik görevlerin bilincinde olarak daha sıkı ve daha gayretli çalışmanın zorunluluğu önümüzde durmaktadır. Faşizmin geriletilmesi ve “doğayı ve hayatı sarsacak saat”in gelişi ancak kazanacağı bir dünya olanların, mücadelesinin ivmesini artırması ve daha fazla cüretkâr olmasıyla mümkündür.

Son olarak, Komünist Manifesto’nun son cümlesine atıfta bulunarak yazıyı bitirelim, “Türkiye’nin bütün anti-faşist güçleri birleşin!”

 

[2] Togliatti, Faşizm Üzerine Dersler, s.88

[3] http://sendika10.org/2016/03/hitler-fasizmine-muzikle-kafa-tutan-gencler-sibel-caglar-dunyalilar/

[4] http://www.haberler.com/oksuz-ak-parti-genclik-kollari-nin-1-milyon-800-3615460-haberi/

[6] Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe Cilt 1, s.60

[7] Poulantzas, N. , Faşizm ve Diktatörlük , s.72 v.d.

[8] Adolf Hitler’in Heldenplatz’daki nutkundan

[9] http://www.akparti.org.tr/ykm/haberler/sn.-recep-tayyip-erdoann-8.-genclik-oleni-konuma-metni/47295

[10] https://tr.wikipedia.org/wiki/Nasyonal_sosyalizm

[12] https://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10007820

[13] http://odatv.com/diyanet-devlet-oldu-0206151200.html

[14] http://sendika10.org/2010/02/islamci-sivil-toplum-kurumlari-ne-ise-yarar-mustafa-pekoz/

[15] http://www.yeniyaklasimlar.org/m.aspx?id=4774

[16] http://www.sonsuzumut.com/596-yeni-kontra-cetesi-sadat-a-s

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler