Ertuğrul Kürkçü: CHP bu tavrıyla 'Sultanın muhalefeti' olmaya talip olduğunu gösteriyor

Ertuğrul Kürkçü Meclis’teki saldırıların ardından,dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Siyasi Haber’e konuştu.Kürkçü Encü’nün AKP’li vekiller tarafından ‘lazerle’ işaretlendiğini ve ona yapılan saldırıların tesadüf olmadığını kaydetti ve dokunulmazlık oylamalarında 'evet' diyecek CHP'nin de 'Sultanın muhalefeti' olmaya talip olduğunu belirtti.

Ertuğrul Kürkçü: CHP bu tavrıyla 'Sultanın muhalefeti' olmaya talip olduğunu gösteriyor

Röportaj: İsa Artar

Bir süredir devam eden HDP'yi parlamento dışı bırakma girişimleri sırasında son olarak Genel Kurul'da ve Anayasa Komisyonu'nda HDP'li vekillere AKP'liler tarafından yumruklu saldırılar gerçekleşti. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz nasıl gerçekleşti bu durum?

Hem meclisteki hem anayasa komisyonundaki saldırılar zincirleme gerçekleşti.  Mecliste her zaman saldırılar yaşanıyor ancak önceki gece kürsüde konuşan Ferhat Encü arkadaşımızın "sivil halkı katlettiler" sözüyle Genel Kurul’da ortaya çıkan bir reaksiyonla başladı. Aslında biz bu ve benzeri cümleleri çok kurduk. Bu konuşmalar da bizden beklenen konuşmalar. Her zaman konuşuyoruz. Ancak bu seferki Ferhat arkadaşımızı lazerle işaretlediklerini gösteriyor. Saldırı, Ferhat Encü'nün Faysal Sarıyıldız ve diğer milletvekillerimizle beraber Cizre, Silopi ve İdil'deki katliamlara tanıklık etmesine, bunların öngörülen şiddette gerçekleşmesini önlemesine duyulan nefretle ilgilidir. Bu arkadaşlarımız kontra güçleri tarafından, çöktürme harekatı yürüten merkezi komuta heyeti tarafından işaretlenmiştir. Bu saldırı AKP ile çöktürme harekatı arasındaki bağlantıyı da ele veriyor.

“Ben benzer konuşmaları çok yaptım, ama Encü’ye gösterilen reaksiyon başkaydı”

Başka bir milletvekili bu cümleleri kursaydı aynı reaksiyon gösterilmeyecekti. Ben benzer konuşmaları çokça yaptım. Bu çöktürme operasyonlarından çokça söz ettim. Ancak bu reaksiyon bana ve diğer bazı arkadaşlara gösterilmedi. Bağırıp çağırdılar ama kimse benim üzerime yürümeyi düşünmedi. Ancak Ferhat Roboski'de katledilmiş köylülerin milletvekili, bölgedeki katliamlarla doğrudan doğruya mücadele eden biri olarak bu nefretin merkezinde yer alıyor. O yüzden mecliste kıyamet koptu ve saldırılar gerçekleşti. AKP'liler kadın milletvekillerimizi de yumruklayarak kadın-erkek eşitliğini kendilerince sağlamış oldular.

“Özür istedik, tekrar saldırdılar”

Ertesi gün Anayasa Komisyonu'na geldiğimizde arkadaşlarımız bu konuya ilişkin protestolarını ifade ettiler, özür dilenmesi gerektiğini belirttiler. Fakat AKP Grup başkanvekili Naci Bostancı, bir biçimsel yanlışlamayla yetindi."Hoş olmadı, doğru olmadı" demesi dışında bu saldırıyı telafi edici bir durum takınılmadı. Özür dilenmedi. Bu da tansiyonu düşürmedi, tersine şiddetlendirdi. Kaldı ki önceki gün saldırıya katılmış olan AKP'li vekiller de Anayasa Komisyonu'ndaydılar. Tahrik edici hareketlerde bulundular. üstelik HDP'li vekilleri nezakete ve özür dilemeye davet edince ortalık birden gerildi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da yapıcı bir tutum takınmadı. Tersine tahrik edici bir tavır takınınca kıyamet koptu. Vekiller toplantının iki kez kesileceği bir biçimde birbirine girdiler. Ancak şunu söylemekte fayda var: AKP şiddetle bir fayda elde edemedi. Kimse onlara boyun eğmediği gibi eğer bu mesele kaba kuvvete gelirse kaba kuvvete de bir çare bulunacağını AKP'li vekiller öğrenmiş oldu.

Haziran’a kadar bu iş bitmeli diyorlar

Tabii ki bu durum mecliste esen havayla da çok ilgili. Mecliste "sizin bulunmanız gereken yer burası değil hapishane" diye ciyak ciyak bağıran AKP'li vekiller,  tartışmalar sırasında da son derece küstahça konuştular. Yani bu dokunulmazlık tartışmasının aslında HDP'yi meclisten çıkartma tartışmasından ibaret olduğu AKP'lilerin ruh halinden görülebiliyor. AKP'lilerin çok acelesi var. AKP'li vekillerin "Haziran'a kadar bu işin bitmesi gerekiyor. Bu işi bitirmemizi istiyorlar. Nasıl yapacağız. Bu şekilde bitmez ki" diye yakınmalarını işiten arkadaşlarımız var. Yani onlar Mayıs’ta HDP'nin meclisteki işini bitirmek istiyorlar ve bu acele onları bir çok siyasi hataya sürüklüyor.

CHP kitlesi bu tavrı onaylamıyor

Kılıçdaroğlu ve CHP'nin dokunulmazlık tartışması üzerindeki tutumlarını nasıl yorumluyorsunuz?

CHP'nin konumu şu an çok açık. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın konuşmalarını Twitter’dan yazdım. Haber sitelerine de yansıdı. Tezcan dün komisyon toplantısında AKP’nin Anayasa değişikliği teklifinin siyaseten, tarihen, hukuken yanlış olduğuna dair bir dizi argüman sunduktan sonra kendisinin bu öneriye  "evet" oyu vereceğini, CHP'nin de eğer önerileri kabul edilmezse "Dokunulmazlıkların kaldırılmasına hayır" dediler dedirtmeyeceğini belirterek işi bitirdi. Ben AKP yerinde olsam, oltaya gelmiş balığın yeme ihtiyacı olmaz diye düşünürdüm. CHP ile tartışacak birşeyim olmazdı. Zaten "evet" diyecekler diye düşünürdüm. Tartışma AKP-HDP, MHP-HDP, CHP-HDP arasında sürüyor. Dokunulmazlık tartışmasında biricik muhattap biziz. Öteki partilerin ise HDP'yi nasıl tekmeleyecekleri konusunda aralarında görüş ayrılıkları var, bunları ortaklaştırmaya çalışıyorlar durum budur.

Karar yeter sayısına ulaşılabileceğini düşünüyor musunuz?

Yüzde 50 yüzde 50. Ulaşılabilir de ulaşılamayabilir de. Bu esasen CHP milletvekilleriyle ama daha çok da CHP kitlesi içindeki ahlak isyanıyla ilgilidir. CHP kitlesi bu tutumu onaylamıyor bunu hepimiz görüyoruz. CHP'ye oy veren solcular, aleviler, kadınlar, emekçiler bunu istemiyor. CHP'nin MHP ile akraba bir grup seçmeni dışında bunu isteyen kimse yok. Milletvekillerine bu durumun aynı şekilde yansıması halinde, CHP’nin bu kervana dahil olmaması durumunda karar yeter sayısına ulaşılamaz. Bu konuda Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu'ndan daha tutarlı bir eleştiri getirdi. Peşinen de bir "evet" oyu da önermedi. Ancak bu durum Kemal Kılıçdaroğlu ve Deniz Baykal arasında bir sürtüşme halini aldığından, “evet” demek veya dememek, Baykal ve Kılıçdaroğlu taraftarları arasında da bir gerilime yol açacağı için, Kılıçdaroğlu'nu da yedirmemek adına hatırı sayılır sayıda vekilin "evet" oyu vereceğini öngörebiliriz. AKP'de fireler olabilir ancak çok değil. MHP'de de olabilir ancak ilkesel bir tutum değil, şurada burada işi olduğu  için oylamaya gelmeyebilirler. Yani esasen siyasi irade "evet" yönünde yoğunlaştı 3 parti merkezinde. Fakat bu durumun milletvekillerine yansıması mutlak böyle olacak diyemeyiz.  Farklı bir durum da hala mümkün ancak küçük bir ihtimal.

Eğer Dokunulmazlıklar kaldırılırsa, HDP'nin Türkiye siyasetindeki konumu ne olacak?

Dokunulmazlıkların kaldırılması otomatik olarak HDP'lilerin milletvekilliğinin son bulduğu anlamına gelmiyor. Bizimle birlikte CHP-HDP-AKP vekillerinin de dokunulmazlıkları kalkıyor. Yani bu durumda biçimsel olarak dokunulmazlıkların kaldırılması sadece bizim hapsedileceğimiz anlamına gelmez. Ancak bize yönelik suçlamaların hepsi kategorik olarak siyasi suç kapsamındadır, diğerleri arasında adi suç kapsamında olanlar da mevcut. Siyasi suç kapsamında olanların bir bölümü "Cumhurbaşkanına hakaret" bir bölümü "Suçu suçluyu övmek, toplantı gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etmek" bir bölümü "Terör örgütü propagandası yapmak, terör örgütü yöneticiliği yapmak" gibi iddialar. Sonuncu iddialar yargıçlara tutuklama yetkisi veriyor. Biz, yargıçların da biz bu yetkiyi kullanabileceğini düşünmek zorundayız. Tutuklamalar da başlarsa tabii ki bunun ağır sonuçları olacak.

Milletvekillerimiz tutuklanmaya başlanırsa, siyasi topoğrafya tamamen değişir

Çünkü bu şartlar altında meclisin bizim temsil ettiğimiz seçmenler için siyaset alanı olmaktan çıktığı bir noktaya geleceğiz. Dahası, herşey sadece mahkemelerde ne olacağı ile ilgili değil. AKP medyası HDP milletvekillerini gözden düşürmek, itibarsızlaştırmak, her türlü suçla itham etmek konusunda birbirleriyle yarışa girecek. Komplolar bitmeyecek. Milletvekillerimizin kapılarına dayanmak, zorla sorguya götürmek gibi şeyler başlarsa tabii ki artık Türkiye siyasi topoğrafyası tamamen değişmiş demektir. Buna göre davranacağız. Bunu söyleyebilirim. Fakat şimdilik gidişatı temkinli bir şekilde izlemek gerek. Seçmenlerimizi oylarına sahip çıkmaya davet etmeye devam edeceğiz. Çünkü vekillerde yansıyan bu halkın iradesidir, tehdit edilen halkın iradesidir. Tayyip Erdoğan'ın kafasındaki HDP'li vekillerin vekilliğini düşürüp onları cezaevine koymak. Bir ara seçimle bizden  boşalan koltuklara kendi milletvekillerini doldurarak başkanlık anayasasını meclisten geçirmeyi ümit ediyorlar. Dolayısıyla HDP'nin meclisten dışlanmasına “evet” demek Erdoğan'ın planının ortağı olmak demektir. Ben CHP'nin şimdi takındığı tutumuyla bu planın bir parçası haline geldiğini çok net olarak söyleyebilirim. O açıdan onların tutumu, MHP'ninkinden ve AKP'ninkinden çok daha yıkıcı. AKP kendinden bekleneni yapıyor. MHP de öyle. Ancak bu kadar çok başkanlık aleyhine konuşup Erdoğan’ın başkanlığına bu kadar hizmette bulunmak bence sadece aymazlık değil aslında yeni rejimin, sultanın muhalefeti olmaya talip olmak, buna razı olmak anlamına gelir.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler