Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılında!

MEHMET İNANÇ TURAN yazdı: “Dünya pazarına egemen olmayan birkaç ülkede yapılan sosyalist devrimler, sosyalizmi kurmaya yetmez. “Tek ülkede sosyalizm” teorisi, Marksizmin dünya sosyalizmi anlayışını anlamamış bir teoridir. Sovyetler Birliği’nin yıkılışında bu teori can alıcı biçimde rol oynamıştır.”

Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılında!

MEHMET İNANÇ TURAN

1917 Ekim Devrimi işçi sınıfının tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. İşçi sınıfının sosyalist bir devrimle iktidarı burjuvaziden alabileceğini göstermiştir. Proletarya diktatörlüğünün sadece bir teori olmadığını, pratikte uygulanabileceğini göstermiştir bu devrim!

1917 Ekim Devrimi ve bu devrimin iki lideri Lenin ve Troçki, devrimi yapan Bolşevik kadrolar, Bolşevik gelenek, sınıf mücadelesi tarihinde hep yaşayacak. Peki, Ekim Devrimi’nin kurduğu Sovyetler Birliği niçin günümüze kadar yaşamadı?

Ekim Devrimi’nin 100. yılında soyut övgülerin dışında sorulması gereken temel soru budur. Ekim Devrimi’nin kurduğu sosyalist devlet Lenin’in ölümünden sonra yavaş yavaş Marksizmin teorisinden koptu. Bunu başaran da Stalin’di.

Stalin’in uydurduğu “tek ülkede sosyalizm” teorisi, Marksizmden uzaklaşmada belirleyici oldu. Stalin’den sonra gelen Sovyetler Birliği liderleri de bu teoriyi sürdürdü. Bu olumsuz sürece Gorbaçov son noktayı koydu; kapitalizme geri dönüşün yollarını döşedi.

*                      *                      *

Peki, “tek ülkede sosyalizm” teorisi nasıl uyduruldu? Sovyet Marksizmi bunu nasıl başardı?

Sovyet Marksizmi, ”tek ülkede sosyalizm tamamlanabilir” projesine destek için, Marks’ın, Engels’in dünya devrimi anlayışını olduğundan başka göstermek zorundaydı. Onlara göre, Marks-Engels, ”tek ülkede proleter devrim olamaz, ancak dünya çapında aynı anda olur” diyormuş. Halbuki biliniyor ki, Komünizmin İlkeleri broşüründe Engels, ”tek ülkede proleter devrim olamaz” demiyor. Devrimi geniş anlamıyla sosyalizm olarak düşünüp, tek ülke sınırlarında bu devrim tamamlanamaz, diyor. Sosyalizmin ”Bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya’da, aynı zamanda”[1] tamamlanabileceğini söylüyor. ”Tek ülkede proleter devrim olamaz” gibi saçma bir görüşü Engels’e yakıştırmak korkunç haksızlıktır. Engels Komünizm İlkeleri yazısında dünya devriminden, toplumsal devrimi (sosyalizmi) anladığını, politik devrimlerin tek tek ülkelerde olabileceğini; ama hep birlikte (aynı tarihsel dönemde) sosyalizmi kurabileceklerini şu sözlerle anlatıyor:

“Komünist devrim, bu yüzden, hiç de salt ulusal bir devrim olmayacaktır; bu, bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya’da, aynı zamanda yer alan bir devrim olacaktır. Bu ülkelerin her birinde devrim, o ülkenin daha gelişkin bir sanayie, daha çok zenginliğe, ve daha hatırı sayılır bir üretici güçler kitlesine sahip olup olmayışına bağlı olarak, daha çabuk ya da daha yavaş gelişecektir.”[2]

*          *          *

Devrimci Marksizmden kopmuş Sovyet Marksizminin kurucusu Stalin ise şöyle diyor:

“Engels proleter devriminin yukarıda tanıttığımız programla tek bir ülkede gerçekleşemeyeceğini söylüyor. Ama olgular şunu kanıtlıyor ki, biz, proleter sınıf savaşının yeni koşulları içinde, emperyalist ilişkiler ortamında, bu devrimi tek bir ülkede, kendi ülkemizde gerçekleştirdik, programın onda dokuzunu yaşama geçirdik bile.”[3]

Stalin, sosyalist devrimle, sosyalizmi aynı şeymiş gibi gösteriyor. Oysa sosyalist devrim bir ülkede olabilir, ama sosyalizm ekonomik olarak ancak dünya çapında ortaya çıkabilir, tamamlanabilir. Engels, sosyalizmden konuştuğu zaman, ”sosyalizm tek ülkede olamaz” derken, Stalin bunu ”tek ülkede sosyalist devrim olamaz” şekline çeviriyor. Ne kadar hazin bir durum!

Ne yazık ki, Marksizmi gülünç duruma düşüren bu yorumu, Lenin sonrası dönemde oluşan, yeni Sovyet ekolünün öğrettiği Marksizmle beslenen dünya komünist partileri ve onların kadroları aynen kabul ettiler (Türkiye solu da bu revizyondan nasibini aldı. Kendimi ayırmadan söylüyorum, çoğunluk bu mizansenin doğruluğundan kuşkuya düşmedi). ”Tek ülkede sosyalizm teorisinin” Lenin tarafından Marksizme katkı düzeyinde eklendiğine inandılar.

Sovyet teorisyenlerinin kendi kurdukları bu teoriye kaynak olarak gösterdikleri, Lenin’in “Avrupa Birleşik devletleri Sloganı Üzerine” adlı makalesinin içeriği hiç de onların yorumladığı gibi değildir. Lenin, bu makalesinde tek ülke içinde sosyalizmin ekonomik örgütlenmesine başlanabileceğini söylüyor, sosyalizmin tamamlanabileceğini söylemiyor. Doğal biçimde, Marks ve Engels’in, “tek tek ülkelerde devrimler olabilir” görüşünü dile getiriyor.

Lenin’in 1915’teki bu yazısından yıllar sonra yazdığı şu satırlar söylediklerimizi doğruluyor:

“Biz girişimimize dünya devrimi umuduyla başladık. Biz soruna enternasyonalist açıdan baktığımızı ve sosyalist devrim gibi bir girişimin tek ülkede tamamlanamayacağını vurguladık.

(...)

Sosyalist devrimin tam zaferi tek bir ülkede düşünülemez. Bunun için birkaç ileri ülkenin işçilerinin aktif olarak ortak çalışması gereklidir.”[4]

*                      *                      *

Marksizm, sosyalizmi dünya çapında ortak bir eylem, politik sosyalist devrimi ise ulusal bir eylem olarak algılıyor. Marks-Engels-Lenin’de bu noktada çelişki yoktur. İlk olarak göstereceğim kaynak Komünizmin İlkeleri’nden çok sonra yazılmış olan 1893 tarihli Engels’in, Paul Lafargue’ye yazdığı mektuptur:

”Fakat ne Fransızlar ne Almanlar ne de İngilizler kendi başlarına kapitalizmi yıkma şerefine erişmeyeceklerdir: Belki Fransa ilk işareti verirse, kavga sosyalizm tarafından en fazla benimsendiği Almanya’da olacaktır ve o zaman bile ne Fransa ne de Almanya, İngiltere’de burjuva egemenliği devam ettiği sürece, nihai zaferi sağlayamayacaklardır. Proletaryanın kurtuluşu sadece uluslararası bir olgu olabilir.”[5]

Görüldüğü gibi Engels, Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de sosyalist devrimin olabileceğini, ama tek bir ulusal sınır içinde tamamlanamayacağını söylüyor. O dönemde kapitalizmin kalbi olan İngiltere’de devrim olmadan, ne Fransa’da, ne de Almanya’da sosyalizmin tamam-lanamayacağını söylüyor. Tek ülkede sosyalizmin tamamlanamayacağına inanan Marks’ın buna karşılık, tek ülkede proleter devrimin olabilirliğini kabul ettiği açıktır. Marks’ın, tek ülkede proleter devrimin olabileceği düşüncesini 1870’te Meyer-Vogt’a yazdığı şu satırlarda görebiliriz:

“Sermayenin metropolü ve dünya pazarının şimdiye kadarki egemen gücü olan İngiltere, şimdilik işçi devrimi için en önemli ülkedir; üstelik bu devrimin maddi koşullarının belirli bir olgunluk düzeyine erişmiş bulunduğu tek ülkedir.”[6]

Marks’dan başka bir örnek de verilebilir:

”Sorun Fransa’da çözülemez, fakat devrim Fransa’da başlar. Bu devrim hiçbir şekilde ulusal sınırlar içinde tamamlanamaz.”[7]

Marksizm, komünizmi ve onun alt aşaması olan sosyalizmi dünya çapında bir olay olarak gördü. Dünya pazarının tekliği ve ulusları birbirine kopmaz bağlarla bağlayan ekonomik ilişkiler nedeniyle, sosyalizm ancak dünya pazarına egemen olan modern kapitalist ulusların devrim sonrası ortak eylemi olarak başlayabilir ve ancak dünya çapında komünizmin ikinci aşamasına büyüyebilir. Sosyalizm ancak ekonomik anlamıyla kapitalizmin erişebildiği en yüksek düzeyin üzerine oturarak var olabilir ve komünizmin ikinci aşamasına ilerleyebilir.

Dünya devrimi, ulusal sosyalist devrimlerle başlar, dünya pazarında kapitalizmin egemenliğini yıkabilmek için bu pazara egemen ulusların sosyalist devrimiyle büyür, ancak ve ancak dünya ölçeğinde tamamlanır. Sosyalizmin kendisi büyümek zorunda olan komünizmin ilk dönemidir. Dünya devriminin antitezi, “tek ülkede sosyalizm” anlayışıdır. Bu yanlış teorinin mimarı da Lenin değil, klasik Marksizmden kopmuş Sovyet Marksizmidir.

*          *          *

”Tek ülkede sosyalizmin” olabilirliği kabul edildikten sonra, eninde sonunda Sovyetler Birliği’nin ulusal sınırları içinde sosyalizmin tamamlanabileceğini de onaylamak zorundasınız. Sovyet Marksizmi açısından bu teoriyi sonuna kadar götürmek kaçınılmazdı. Nihayet, Stalin 1936 yılında artık sosyalizmin kurulduğunu ilan etti. Dünya komünist partileri de bunu onayladılar. Stalin şöyle diyordu:

”Bizim Sovyet toplumumuz, daha şimdiden özünde, sosyalizmi gerçekleştirdi, sosyalist düzeni yarattı, yani başka terimlerle Marksistlerin komünizmin birinci evresi ya da alt evresi dedikleri şeye ulaştı. Bu demektir ki, komünizmin birinci evresi, yani sosyalizm, ülkemizde daha şimdiden temel olarak gerçekleşmiştir.”[8]

Lenin’in daha 1918’de söylediği gibi, ”Sosyalizm, kapitalizme oranla ve kapitalizmin ulaştığı temel üzerinde, daha büyük bir emek verimliliğine doğru bilinçli bir kitlesel ilerleme gerektirdiği içindir ki,”[9] tek ülkede sosyalizm tamamlanamaz. Stalin bu zorunluluğu anlamamış gözüküyor. Ayrıca, sınıflar ortadan kalkmış mı? Meta olarak para ortadan kalkmış mı? Değer yasası ortadan kalkmış mı? Dolayısıyla meta üretimi tamamen bitmiş mi? Stalin, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin kurulduğunu teorik olarak kanıtlamak için bu sorulara da yanlış yanıtlar verdi.

Dünya işçi sınıfına aslında sosyalizm olmayan bir toplumun, komünizmden ayrı düşünülemeyecek akışkan bir toplum olan sosyalizm olarak tanıtılması, kapitalizmden ekonomik olarak geri bir toplumun propagandası anlamına geliyordu. Görmeyenler için değil, ama görenler için bu türlü bir sosyalizm ancak hayal kırıklığı yaratabilirdi. Batı Avrupa işçi sınıfı bu düş kırıklığını ne yazık ki yaşadı. İleri kapitalist ülkelerin komünistleri, ”tek ülkede kurulmuş bu sosyalizmin” ekonomik-demokratik yönden geri özelliklerini sosyalizm olarak anlatmak için çok uğraştılar, ancak çekici olamadılar.

*          *          *

”Tek ülkede sosyalizm” anlayışı, sosyalizmi Sovyetler Birliği’nde ya da başka bir ülkede kurmakla kalamazdı. ”Tek ülkede sosyalizm teorisi”, ”tek ülkede komünizm” teorisine dönüşmek zorundaydı. Stalin bunun tohumlarını attı.

Stalin, sosyalizmde devletin güçleneceğini kabul etti. Ama Marksist teoride, devrimden sonra devletin giderek sönmesi, komünizmde yok olması gerekiyordu. O zaman yapılması gereken teoride yeni bir revizyondu. Stalin bunu başardı. Marksizme “devletli komünizm” anlayışını soktu. Tek ülkede sosyalizmin olabilirliğinin ve onu dünya devriminden pratikte koparmanın doğal sonucu ulusal komünizmdi. Stalin eliyle “ulusal sosyalizm”, ”ulusal komünizm”e büyüdü. Teorinin sürekliliğine inandığı sürece başka şey yapamazdı. Stalin ”Marksizme yaptığı katkıyı” şöyle izah etti:

”Gördüğümüz gibi, şimdi yepyeni bir devletimiz, tarihte benzeri olmayan ve biçimi ve işlevleri bakımından, birinci evrenin sosyalist devletinden gözle görülürcesine ayrılan sosyalist bir devletimiz var.

Ama gelişme bu kadarla kalmaz. Daha ileriye komünizme doğru gidiyoruz. Devlet, komünizm döneminde varlığını sürdürecek mi?

Evet, eğer kapitalist kuşatma ortadan kaldırılamazsa, eğer dış askeri saldırı tehlikesi yok edilemezse sürdürecek.”[10]

Lenin’in şu görüşleriyle, Stalin’in ”devletli komünizmi” arasında bir uyum var mı?

”En sonu ancak komünizm devleti büsbütün gereksizleştirir.”[11]

“Komünizmin tam zaferi, demokratik devlet dahil her türlü devletin kesinlikle ortadan kalkmasına yol açıncaya kadar da sürecektir.”[12]

Ne acıdır ki, Marks’ın ve daha sonra Lenin’in komünizm anlayışı bu şekilde deformasyona uğradı. Gelişmiş sosyalizmdeki ”halkın devleti” formülasyonu buradan türedi. Kruşçev, 1980’lerde komünizmin ikinci aşamasının kurulacağını söyledi ve bunu SBKP programına yazdırdı. SBKP’nin 1961 Programı, 20 yılda Sovyetler Birliği’nin komünizmin üst evresine geçeceğini şu sözlerle iddia etti:

“İkinci on yıllığın (1971-1980) sonlarında komünizmin bütün halka maddi kültürel nimetler bolluğu sağlayacak maddi-teknik temeli atılmış olacak, Sovyet toplumu ihtiyaçlarına göre paylaştırma prensibinin hayata geçirilmesine tamamen yaklaşacak ve tek genel halk mülkiyetine tedricen geçiş sağlanacaktır. Böylelikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde komünist toplum genel hatlarıyla kurulmuş olacaktır.”[13]

Uzun yıllar boyunca bu anti-bilimsel görüşe dünya komünistleri ses çıkarmadılar. SBKP tarafından öne sürülen “gelişmiş sosyalist toplumu kurduk, şimdi de komünizmin maddi-teknik temelini atıyoruz” anlayışı, Sovyetler Birliği yıkılıncaya kadar değişmeyen tutum oldu.

*          *          *

Lenin hiçbir zaman ulusal bir devlet içinde sosyalizmi düşlemedi. Lenin, ”Sosyalizmin tek ülkede kesin zaferi elbette olanaksızdır[14] der. Lenin, Proletarya ve Dönek Kautsky adlı eserinde şöyle yazdı:

”Proleter devrim, yalnız Avrupa’da değil, tüm dünyada gözler önünde olgunlaşıyor ve onu kamçılayan, hızlandıran ve destekleyen de, proletaryanın Rusya’daki zaferidir. Bütün bunlar sosyalizmin tam zaferi için yeterli midir? Elbette hayır. Bir tek ülke daha çoğunu yapamaz.[15]

Kasım 1920’de Lenin aynı soruna yine değindi:

”Devrim, en zengin ve en yüksek uygarlık düzeyine erişmiş olanlar dahil bütün ülkelerde gerçekleşene kadar, zaferimiz yalnızca bir yarı-zafer, belki daha azdır.”[16]

Lenin, Komünist Enternasyonal’in 3. Kongresi’ne sunduğu raporda 1921’de, dünya devrimine bağlı sosyalizmin zaferi anlayışını dile getirdi:

”Uluslararası devrimin desteği olmaksızın proletarya devriminin tam zafere ulaşmasının olanaksızlığını iyice görebiliyorduk. Devrimden sonra olduğu kadar, devrimden önce de kendi kendimize şöyle diyorduk: ya gelişmiş kapitalist ülkelerde de devrim derhal olmasa bile en kısa zamanda patlak verecektir, ya da yok olup gideceğiz.”[17]

Enternasyonal’in 4. Kongresi’nde -ki bu Lenin’in katıldığı son kongredir- alınan bir kararda şöyle deniyor:

”Dördüncü Dünya Kongresi, bütün ülkelerin proletaryalarına, proletarya devriminin tek bir ülkede asla bütünüyle zafer kazanamayacağını, zaferin, dünya devrimi olarak uluslararası alanda kazanılması gerektiğini, hatırlatır.”[18]

Lenin, ölmeden önce yazdırdığı son makale olan Az Olsun Temiz Olsun’da bir kez daha diyor ki:

”Böylece, günümüzde karşılaştığımız sorun şudur: bugün içinde bulunduğumuz yıkım ile ve küçük ve çok küçük köylü üretimimiz ile, Batı Avrupalı kapitalist ülkeler sosyalizme doğru gelişimlerini tamamlayıncaya dek dayanabilecek miyiz?”[19]

Yeterli olduğunu umuyorum. Bir ülkenin sınırları içinde sosyalizmin kuruluşu tamamlanamaz. Bir ülkenin sınırları içinde sosyalizmin ekonomik örgütlenmesine başlanır; uluslararası çerçevede yeni devrimlerle genişler, dünya çapında tamamlanır. Bunu şöyle de söylemek mümkündür: Tek bir ülkenin sınırları içinde proletarya diktatörlüğü kurulabilir, bu diktatörlük uluslararası planda yeni devrimlerle beslenerek dünya çapında sosyalizme geçiş yapar. Böylece, kapitalizmden komünizme geçiş çağı kapanıp, komünizm çağı açılır. İlk kez sosyalizmin, komünizmin ikinci aşamasına büyümesi olanaklı duruma gelir.

Emperyalizmin güçlü olarak varlığını sürdürdüğü bir dünyada, bu güç yenilmeden komünizmin birinci aşamasına geçilemeyeceğini, dolayısıyla sosyalizmin de komünizmin ikinci aşamasına büyüyemeyeceğini söylemiş oluyorum. Kapitalizm, dünya sahasından silindikten sonra ise, sosyalizmin komünizmin son aşamasına hangi evrelerden geçerek varabileceğini bilemeyiz; onu da yaşamın kendi pratiğinden beklemek gerekiyor.

*                      *                      *

Sonuç olarak diyoruz ki:

- Sosyalizm sınıfsız bir toplumdur.

- Sosyalizmde meta üretimi yoktur.

- Sosyalizmde değer yasası işlemez.

Oysa Sovyetler Birliği yıkılınca kadar sınıfsız bir toplum değildi. Meta üretimi vardı ve değer yasası işliyordu.

O nedenle Sovyetler Birliği, sosyalist bir toplum değildi. Kapitalizmle sosyalizm arasında yaşayan bir geçiş toplumuydu.

Sosyalizm dünya pazarının bir kısmında kurulamaz. Dünya devrimi bu pazarda egemenlik kurmadan, sosyalizm dünya üzerinde ortaya çıkmaz. Dünyamız daha henüz sosyalist toplumu görmemiştir.

Dünya pazarına egemen olmayan birkaç ülkede yapılan sosyalist devrimler, sosyalizmi kurmaya yetmez. “Tek ülkede sosyalizm” teorisi, Marksizmin dünya sosyalizmi anlayışını anlamamış bir teoridir. Sovyetler Birliği’nin yıkılışında bu teori can alıcı biçimde rol oynamıştır.

Ekim Devrimi’nin 100. yılında unutmamız gereken gerçek budur.

 

[1] Karl Marks-Friedrich Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt 1, Sol Yayınları, 1976, s.111

[2] Karl Marks-Friedrich Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt 1, Sol Yayınları, 1976, s.111

[3] Josef Stalin, aktaran Tarık Demirkan, Bitirilmemiş Devrim, Amaç Yayınları, 1988, s.12

[4] V.İ.Lenin, aktaran: İşçiler ve Toplum, Sayı 7, 1989, s.90

[5] Friedrich Engels-Lafargue mektuplaşmalar, aktaran P.N. Fedoseyev, Leninciliğin Sosyalist Devrim Teorisi, Konuk Yayınları, 1978, s.274

[6] Karl Marks, aktaran Özgür üniversite forumu, Maspero Yayınları, Sayı 01/98, s.99

[7] Karl Marks, aktaran: İşçiler ve Toplum, Sayı 7, 1989, s.80

[8] Josef Stalin, Leninizmin Sorunları, Sol Yayınları, 1977, s.627-628

[9] V.İ.Lenin, Aydın Kesimi Üzerine, Başak Yayınları, 1988, s.102

[10] Josef Stalin, Leninizmin Sorunları, Sol Yayınları, 1977, s.732

[11] V.İ.Lenin, Devlet ve İhtilâl, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 1978, s.120

[12] V.İ.Lenin, Tek Ülkede Sosyalist Devrim, Ekim Yayınları, 1990, s.13

[13] SBKP Programı, 1961, Tarihsiz, Sosyalist ülke basımı

[14] V.İ.Lenin, aktaran Marcel Liebman, Lenin Döneminde Leninizm, Cilt 2, Belge Yayınları, 1992, s.215

[15] V.İ.Lenin, Proleter Devrim ve Dönek Kautsky, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 1979, s.95

[16] V.İ.Lenin, aktaran Marcel Liebman, Lenin Döneminde Leninizm, Cilt 2, Belge Yayınları, 1992, s.215

[17] V.İ.Lenin, İşçi Sınıfı ve Köylülük, Sol Yayınları, 1977, s.477

[18] Aktaran Fernando Clauidin, Komintern’den Kominform’a, Cilt 1, Belge Yayınları, 1990, s.85

[19] V.İ.Lenin, İşçi Sınıfı ve Köylülük, Sol Yayınları, 1977, s.517

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler