Duvar Meselesi: “Another Brick in the Wall” – Göksel Ilgın

Duvar Meselesi: “Another Brick in the Wall” – Göksel Ilgın

Yine, başka topraklardan gelen sevilir bir muhalifin kendine münhasır muhalefetiyle dolu gösterisinin ardından bildik-tanıdık bir mevzunun etrafında toz-toprak kaldırıyor politik sanat bekçileri: Roger Waters konseri; Adnan Menderes’in arz-ı endam ettiği slayt gösterisi, pahalı argümanlar ve bol ışık oyunu önünde kaç neslin hep bir ağızdan söylediği Duvar (The Wall)… “Menderes’in fotoğrafının ne işi var gezi şehitlerinin yanında?” diyerek yüksek bir desibelden hayal kırıklığı saçan olumsuzlar; “Demokrasiden bahsediyorsak elbette herkes için diyen” iyimserler ve “Waters bile olsa ne fark eder; ya o da ‘duvardaki bir diğer tuğla’ olmuşsa” diyerek kuşkularını iyi niyetleriyle örtmeyi beceremeyenler başta sosyal medya olmak üzere her mecrada çarpıştırıyor kendi savlarını. Bu tartışmadan muradımıza düşen sorular hep ilk sayfaya bakınız diyen bir kullanım kılavuzunu andırıyorsa dabakmadan olmaz.

Frankfurt Okulu’ndan Adorno’ya göre; “Direnen kimseler, kendilerini düzene dahil ederek hayatta kalabilirler. Aykırılığıyla bir kez olsun kayda geçirildi mi, tıpkı toprak reformcusunun kapitalizmin bir parçası sayılması gibi düzene ait olurlar.”[1] Bu tespiti aceleci bir hevesle eldeki güncel örneğe bir mekanik formülü gibi tatbik etmek elbette doğru olmayacaktır. Böylesi; Waters’ı (ya da benzer örnekleri) sadece üzerinde durduğu popüler zemin nedeniyle, kuşkusuzca düzen insanı olduğunu buyuran bir infaz ilanına benzerdi. Kültür endüstrisi, kendisini daha da görünmez kılacağı için kişileri günah keçisi ilan eden böyle bir yaklaşımı muhakkak ki desteklerdi.

Gelgelelim ortalığı karıştıran büyük konsere… Konserin “görsel şölen” diye tabir edilen muhtevası için 140 tonluk malzeme 75 tırla Türkiye’ye getirildi. Herkes çok iyi biliyor ki bir müzisyen için dünya çapında popüler olmak işitsel malzemelerle yetinemez! Ne, gelip kuru kuruya çalsa mıydı yani? Dolayısıyla oldukça yüksek olan konser maliyetinin doğal bir sonucu olarak bilet fiyatları duvar işçilerinin değil ancak tuğla tüccarlarının bütçesine uygun olabildi. Waters, prodüksiyonun oldukça lüks olduğunu kabul ederken “ tıpkı kol saatim gibi” diyerek verdiği malzemeyle ana akım medyanın gönlünü de (belki istemeden) almış oldu. Gezi şehitlerinin fotoğraflarının yansıdığı metrelerce uzunluktaki duvarda Menderes’in yüzünün belirmesi de misafir kaldığı evin her halini hallice bilmez nezaketiyle karşılandı. Batı’da medeniyet tazedir ancak sosyal demokrasi köklüdür; ne bilsin Orta Doğu’da kim demokrat, kim Medeni (ki fotoğrafı unutulmuştu), kim kurban… Öyle karışık bir memleket ki bir kısım gazete yazarları sistem-karşıtı bilinen sanatçının kol saatinden dem vururken bir diğer kısım da Gezi direnişçilerine verdiği destek mesajları nedeniyle “darbe ruhlu eylemciler” in yanında yer almanın hangi demokrata yakışabileceğini tartışadurdu.

peki, ne demeli?
Bir sanatçının düzenle mesafesini gözlemleyebilmek çoğunlukla kişisel bağlamda ideolojik tercihlerinden çok daha fazlasına gereksinir. Üretim yapılabilecek tüm araçların sistem tarafından fethedildiğini düşünürsek, sanatçı için aykırı sanat oldukça meşakkatli bir uğraştır; zira muhalif bir mesaj ancak bir kitleye eriştiğinde anlamlıdır. Roger Waters’ın Türkiye dâhil birçok ülkede the Wall’u ezbere söyleyebilen milyonlara kulaktan kulağa erişebileceğini düşünmek en iyi ihtimalle çocuksu bir düş olurdu.  Lakin “kültür Endüstrisi, efektlerin, bariz rötuşların ve teknik ayrıntıların sanat yapıtına baskın çıkmasıyla birlikte gelişmiştir; vaktiyle bir ideayı temsil eden sanat yapıtı, onunla birlikte tasfiye edilmiştir.”[2] The Wall dinleyicisinin büyük lazer tesisatlarının vaat ettiği yüksek meblağlı bir “görkem”e mahkûm edilişi karmaşık bir mekanizma olarak popüler kültürün her şeyi kendine içkin kılana gücüne son dönemde sunulmuş en yalın kanıttır. Esas görkemin 140 tonluk duvarlara, o bizleri büyüleyen duvara ihtiyacımız olmadığını söyleyen eşsiz şarkı “görsel bir şölen” eşliğinde kendi duvarında bir diğer tuğla oldu. Kimilerine fazla sert bir eleştiri gibi gelebilir; evet, duvar biraz serttir!

[1] A.g.e. s.62

[2] A.g.e. s.54

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler