Büyük Felaket ve Filistin’in tutsak çocukları

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ yazdı: “Haksızlıklarla, katliamlarla, sefaletle, insanlık dışı koşullarda, bombardıman altındaki mülteci kamplarında geçen 70 yıldan sonra Filistin halkı Denizden Nehire ülkelerini özgürleştirmek için, geri dönüş hakkını kazanmak için Büyük Felaketi, büyük dönüşe evirebilmek için yürümeye başladı.”

Büyük Felaket ve Filistin’in tutsak çocukları

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ

"Nakba" yani "Felaket" günü... Tam 70 yıl önce bugün, 14 Mayıs 1948 günü, uluslararası bir komplo, ABD öncülüğünde bir provokasyon gerçekleşti. Arap ulusunun ve tüm Ortadoğu halklarının bağrına bir hançer saplandı. Birleşmiş Milletler, Siyonist işgalinin meşruluğunu kabul etti, Siyonist devletin ilanını tanıdı. Her şey öyle bir oldubittiyle apaçık bir komployla gerçekleşti ki Siyonist devletin sahipleri dahi ancak bir gün sonra devlet olduklarını duyurabildi.

Bu uluslararası komployu takiben daha sonraları Filistin davasını ve Filistin halkının trajedesini hamasi bir demagoji unsuru olarak kullanmayı adet edinecek kokuşmuş Arap idareleri, Arap ulusu için hakiki bir travmaya neden olacak olan Arap-İsrail savaşını başlattılar. Arap idareleri savaşı kaybetti ve 2 Kasım 1917 Balfour bildirgesiyle başlayan Siyonist işgal yasal bir zemin kazanarak yeni bir merhaleye geçerken Filistin halkının Büyük Felaketi başlamış oldu.

Siyonist işgalciler uluslararası toplumun da vermiş olduğu güvenle dünyanın tam da orta yerinde sistematik katliamlara başladı. Köyler basıldı, masum kadınlar-çocuklar ezcümle insanlar uykularında öldürüldü. Evler ateşe verildi. Filistinlilere ait Yafa, Hayfa ve diğer kentler işgal edildi.  O nemrut deyimin gerçek anlamıyla bir gece ansızın evlerini terk etmek zorunda kalan Filistinliler, kendilerini yollarda, en-nihayet Suriye, Lübnan ve Ürdün'deki mülteci kamplarında buldular.

Siyonist işgalciler ise boşalttıkları Filistin kentlerine dünyanın pek çok yerinden getirilen yerleşimcileri ikame ederek işgali kalıcı hale getirdiler. Uluslararası toplumun göz yumması ve emperyalist metropollerin desteğiyle cesaretlenen Siyonist işgalciler 1914’te 85.000, 1943'te 539.000 olan Yahudi nüfusunu, yeni yerleşimcilerle birlikte 1946’da 608.000, 1947’de 650.000 savaş sonrası anlaşmaların imzalandığı 1949 yılında 758.000’e yükselttiler. Giderken kapılarını kilitleyen Filistinliler ise Anahtarlarını da "bir gün geri dönmek üzere" yanlarına aldılar. Ve o kara günün ertesini, 15 Mayıs'ı felaket günü ilan ettiler. Evlerini kilitledikleri o anahtarlar, geri dönüş ahdi olarak nesilden nesile geçti.

Büyük Felaket gününden tastamam, günü gününe 70 yıl sonra, 70 yıldır büyük bir felaketin içinde yaşayan Filistin halkı yeni bir uluslararası komploya, yine ABD öncülüğündeki bir provokasyona mazur kaldılar. ABD Başkanı Donald Trump'ın daha önceden açıkladığı üzere Kudüs'ü 'İsrail'in başkenti' olarak tanıma kararı sonucu Tel Aviv'den taşınan ABD Büyükelçiliği 14 Mayıs günü Kudüs'te açıldı.  Bu yazının kaleme alındığı sırada Gazze sınırında düzenlenen protestolarda Siyonist işgalcilerin gerçekleştirdiği katliam sonucu 52 Filistinli direnişçi yaşamını yitirirken 116’sının durumu ağır olan 1204 Filistinli direnişçi Siyonist ateşiyle vurularak yaralanmış, 1200 Filistinli direnişçi de gaz dahil diğer saldırılarla yaralanmıştı. Gazze 2014'ten beri en kanlı günü geçirdi.

Dünyanın orta yerinde tüm dünyanın gözü önünde ve tüm dünyanın utanç verici sessizliği eşliğinde gerçekleşen bu katliam Filistin halkının acı ve kıyımla süregiden yaşamında ne ilk ve ne yazık öyle anlaşılıyor ki, ne de son trajedi olacak. Filistin halkı neredeyse bir asırdır süreklileşmiş ve dünyanın geri kalanı tarafından kanıksanmış bir Büyük Felaket içerisinde yaşıyor. Filistin halkı ırkçı apartheid rejimi içerisinde, dünyanın en açık ve gaddar devlet şiddeti altında, kitlesel bir halde hapis edilmiş durumda yaşıyor. Filistin halkının çocuklarının çocuklukları ve gelecekleri ellerinden alınmış durumda. Tıpkı bugünlerde Siyonist rejimin en tehlikeli aparatlarından biri olan, adaleti ya da gerçeği aramak için değil, işgali sürdürmek için tasarlanmış olan İsrail mahkemelerinde yargılanmakta olan Filistin’in cesur kızı olarak tanınan ve Filistin direnişinin yeni nesil sembollerinden birine dönüşen Ahed Tamimi gibi onbinlerce Filistinli çocuk Siyonist cezaevlerinde insanlık dışı koşullarda esir tutuluyor.

Kendisiyle aynı kaderi paylaşan ancak kendisi kadar tanınmayan on binlerce Filistinli çocuktan biri olan Ahed'in suçu, evini istila etmeye çalışan iki İsrail askerine tokat ve tekme atmak. Birlikte gözaltına alındığı annesinin suçu ise bu olayı filme almak ve görüntüleri sosyal medyaya yaymaktı. Tamimi ailesi, İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria’daki köylerindeki toprak ve su hırsızlıklarına karşı direnişleriyle ön plana çıkmışlardı. Buna benzer ve bazen çok da basit nedenlerden ötürü Siyonist işgalciler 1967'de Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki askeri işgale başladıklarından beri, işgal altındaki Filistin topraklarının nüfusunun beşte birine tekabül eden 800.000'den fazla Filistinliyi tutukladı. Neredeyse tüm vakalarda, Filistinli mahkûmlar, Uluslararası Af Örgütü’nün “Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin korkunç bir ihlali” olarak nitelendirdiği bir şekilde İsrail'de hapsedildi.

2000 yılından beri 12 binden fazla Filistinli çocuk İsrail tarafından gözaltına alındı. İsrail askeri mahkemeleri her yıl 700 çocuğa dava açmakta; çocukların yüzde 99'dan fazlası ise hüküm giymekte. Çocuklar İçin Uluslararası Savunma - Filistin (DCIP) tarafından 2012 ile 2016 yılları arasında belgelenen 590 davada, Filistinli çocuk tutukluların yüzde 72'sinin fiziksel şiddet ve yüzde 66'sının sözlü taciz ve aşağılanma ile karşı karşıya kaldığı ortaya çıkarılmıştı.

Tüm bu utanç verici, zalimce muamelelerin ve tutuklamaların en çok bilineninin hikayesine dönecek olursak; Ahed’ten bir gece sonra gözaltına alınan Ahed’in kuzeni Nour Tamimi, 20 Aralık’ta bir gece baskınında İsrail askerlerinin, köyü Nabi Saleh’e girerek onu nasıl tutukladığını şu sözlerle anlatıyordu: “Yatağımın üstünde tepinen silahlı bir İsrail askeriyle yüz yüze gelmek üzere uyandığımda henüz uykuya dalmıştım. Bana hemen kalkmamı ve ceketimi giymemi söyledi. Yarı uykulu bir halde kelepçelendim, askeri bir cipe tıkıldım ve sorgulanmak için götürüldüm. Bir önceki gece 16 yaşındaki kuzenim Ahed’i götürmüşlerdi, şimdi de sıra bendeydi.”

Nour iki hafta sonra serbest bırakıldı. Ancak kuzeni Ahed ve teyzesi Nariman Tamimi onun kadar şanslı değillerdi. Nariman, Ahed’den yalnızca birkaç saat sonra, kızı Ahed’in durumunu öğrenmek için Binyamin gözaltı merkezine gittiğinde gözaltına alınmıştı. Her ikisi de şu an Siyonist cezaevlerinde tutuklu durumdalar. Nour Tamimi'ye göre, kendisi ve kuzeni Ahed, hapishanede kötü muamele görmüşlerdi:

“Tutuklandıktan sonra, Ahed bodrumdaki bir hücreye götürüldü ve yanında bir ebeveyn ya da avukat olmadan sorguya çekildi. Ahed ve ben sürekli olarak bir hapishaneden diğerine nakledildik, İsrailli suçlularla aynı ortamda tutulduk, cinsiyetçi ve aşağılayıcı sözlü tacize maruz kaldık. Ordu, sizin iradenizi kırmak için nasıl psikolojik baskı yapması gerektiğini çok iyi biliyor. Bizi uykudan ve yemekten mahrum ettiler ve beni uzun saatler boyunca hareket etme imkânım olmadan bir sandalyede oturmaya zorladılar.”

Siyonist cezaevlerinde fiziksel taciz ve cinsel şiddetin, çocukları itirafçılığa ya da muhbirliğe zorlamak için rutin olarak kullanılması tüm dünyanın bildiği ama hakkında çok az kimsenin konuştuğu bir “sır”. Oysa bu insanlık dışı uygulamalar kağıt üzerinde Siyonist hukukunca bile suç. Siyonist işgalcilerin Filistin halkına karşı işlediği insanlık suçları malum olduğu üzere sadece çocuklarla da sınırlı değil.  Siyonist işgalciler Filistinli kadınlara yönelik olarak yalnızca gündelik yaşamı dayanılmaz kılmak için değil, umudu yok etmek üzere yaşamın her alanına ve düzeyine yayılmış sistematik ve yaygın bir baskı ve şiddet uyguluyor.

Hülasa Filistin halkı 70 yıldır yurtlarından, evlerinden, topraklarından sürülmüş, kamplarda, Siyonist cezaevlerinde, insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum edilmiş durumda. 70 yıldır Filistin halkı evlerine geri dönmek ve haklarını geri almak için bekliyor. Haksızlıklarla, katliamlarla, sefaletle, insanlık dışı koşullarda, bombardıman altındaki mülteci kamplarında geçen 70 yıldan sonra Filistin halkı Denizden Nehire ülkelerini özgürleştirmek için, geri dönüş hakkını kazanmak için Büyük Felaketi, büyük dönüşe evirebilmek için yürümeye başladı. Siyonist terör devleti bir kez daha büyük bir terörle ve katliamla bu yürüyüşe karşı koymaya çalışıyor. Bu zulmü durduramıyorsa bile derin medya sessizliğine ve uluslararası toplumun tepkisizliğine karşı bir ses çıkarmak, bu büyük yürüyüşte Filistin halkının yanında olmak, bu yangına bir avuç da olsa su taşımak için elinden geleni yapmaya çalışmak asgari düzeyde bir ahlaka, vicdana sahip herkesin görevi olsa gerek.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler