Bu topçu o kadar para eder mi?

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ yazdı: “Belli ki fecaat mali bilançolarla baş etmek zorundan olan Türkiye kulüpleri Bosman Kurallarını esnetmek hatta delmek için hülleli transfer yöntemine başvurdukları gibi bugün de legal yollarla aşamadıkları Finansal Fair Play uygulamasının etrafından dolanarak aşmak için kimi gizli kapaklı, alengirli yöntemlere başvuruyor

Bu topçu o kadar para eder mi?

MUSTAFA KEMAL ERSÖZ

Geçtiğimiz haftasonu Fenerbahçe’nin üçüncü kalecisi Ertuğrul Taşkıran bir milyon euro bedel karşılığında Birinci Lig takımlarından Boluspor’a transfer oldu.  Bu transfere kadar bir futbolcunun bonservis bedeli için ödediği en yüksek meblağ 76 bin dolar olan Boluspor’un, Fenerbahçe’nin Finansal Fair-Play kısıtlamalarından ötürü zor günler geçirdiği ve yeni transferleri Valbuena ile Dirar’ı UEFA listesine kaydedebilmesi için oyuncu satarak gelir etmesi gereken bir dönemde, kulüp transfer rekorunu kırarak Ertuğrul Taşkıran’ı kadrosuna katması pek çok kişinin kimi şüpheler duymasına neden oldu.

Süper Lig’e çıkmak için mücadele eden Boluspor gerçekten genç yaşta Fenerbahçe kadrosuna girmeyi başarmış, gelecek vadeden bir kaleciyi transfer ederek kadrosunu mu güçlendiriyordu? Yoksa bu işin içinde Finansal Fair Play uygulamalarını by-pass etmeye yönelik daha başka alengirli işler mi vardı?

Ne var ki mevzuubahis bu transfer Finansal Fair Play uygulamalarının ve kısıtlamalarının çokça gündemde olduğu son yıllarda karşımıza çıkan kimi şüpheler uyandıran, mantık ve tutarlılık sınırlarını bir hayli zorlayan ilk transfer örneği değildi.

Daha önce örneğin Fenerbahçe 17 milyon Euro karşılığında Katar’ın Al-Ahli Kulübüne sattığı Musa Sow’u sadece bir sezon sonra “bir miktar” olduğu açıklanan cüzi bir ödeme karşılığında kiralık olarak yeniden kadrosuna katmıştı. Benzer bir biçimde Beşiktaş da 7 milyon euro karşılığında Çin’in Hebei Fortune kulübüne gönderdiği Ersen Adem Gülüm’ü bir sezon sonra bedelsiz olarak, Almanya’nın Leipzig kulübüne 6 milyon Euro karşılığında gönderdiği Atınç Nukan’ı yine sadece bir sezon sonra 100 bin euroluk cüzi bir ödeme karşılığında kadrosuna katmıştı. Yine Beşiktaş Almanya’nın daha önce 30 Milyon Euro ve 15 milyon Euro gibi astronomik transferler gerçekleştirmiş ünlü golcüsü Mario Gomez’i ayrıntıları açıklanmayan bir anlaşma sonrası Fiorentina’dan sadece 1000 euro karşılığında kiralayabilmeyi başarmıştı. Öte yandan Beşiktaş’ın 2,5 milyon euro karşılığında Porto’dan kiraladığı Abubakar’ın aldığı yüksek yıllık maaş pek çok şüphelerin oluşmasına ve bu şüphelerin sıklıkla dile getirilmesine neden olmuştu.

Tüm bu örneklerin ışığında, şüphelerin yersiz olmadığını düşünebiliriz. Belli ki fecaat mali bilançolarla baş etmek zorundan olan Türkiye kulüpleri 90’ların sonunda yürürlüğe giren Bosman Kurallarını esnetmek hatta delmek için hülleli transfer yöntemine başvurdukları gibi bugün de legal yollarla aşamadıkları Finansal Fair Play uygulamasının etrafından dolanarak aşmak için kimi gizli kapaklı, alengirli yöntemlere başvuruyorlar.

Ancak bu durum her biri ateş parçası, vizyoner ve işbitirici Türk futbol yöneticilerinin alaturka iş görme biçimleriyle sınırlı değil. Her transfer döneminde yüz milyonlarca euronun el değiştirdiği ve yüzlerce oyuncunun takımını değiştirdiği Avrupa futbol dünyasında durum nedir? Bir futbolcu için ödenecek meblağı belirleyen kıstaslar nelerdir ya da gerçekten bir futbolcu için ödenecek adil fiyatın ne olduğunu bilen birleri var mı?

Aslında basit gibi duran bu soruları cevaplamak için binlerce profesyonel ve onlarca araştırma şirketi en az yüzlerce, belki binlerce saatlik beyin gücü harcıyor. Ve fakat tüm bu çabalara rağmen benzer verili koşullarda benzer değişkenler de göz önüne alınarak benzer sonuçlara ulaşan kendi içinde tutarlı, rasyonel bir piyasadan yahut sistematikten bahsetmek neredeyse imkânsız…

Yine de akla gelebilecek pek çok somut ve soyut, nesnel ve öznel değişkenin dikkate alındığı genel geçer olarak kabul gören bir hesaplama modelinden bahsedebilmek mümkün.  Binlerce performans verisiyle beraber oyuncunun yaşı, oynadığı mevkii, uyruğu, sözleşme süresi ve ticari değeri gibi faktörlerin denklemin içerisine katıldığı, oyuncunun mevcut kulübünün satın alma gücünün, aynı pozisyondaki diğer oyuncuların maliyetlerinin ve kendisinden önceki oyunculara ödenen rakamların enflasyona göre yeniden belirlenerek hesaplandığı bir model söz konusu.

Model sürekli güncellenip geliştiriliyor, ancak yine de çok az kulüp ya da idareci bunun sağlam bir değerleme sistemi olduğunu düşünüyor.  Model ve buradan türetilen sistemler kesin bir rakam hesaplayamamakta. Aksine, yöneticinin seçtiği herhangi bir transfer hedefi için makul ücretin ne olabileceği ve oyuncunun gerçek ekonomik değerinin ne olabileceğine dair fikir vermek için bir kılavuz görevi görebiliyor.

Zira astronomik transfer ücretleri ödemekle meşhur olan Chelsea’nin, İtalyan teknik direktörü Antonio Conte'nin, futbolun “çılgınlık” çağı olarak değerlendirdiği bir dönemi yaşıyoruz.

“Fiyatlar genel olarak çok yüksek ve oldukça çılgın bir Pazar söz konusu” diyen Conte, “Bir oyuncu satın almaya çalıştığınızda maliyet çok yüksek oluyor. Ve bu, oyuncuların asla gerçek değeri değil. Bu oldukça tuhaf bir durum”  diye hali hazır durumdan dert yanıyor.

Futbolla ilgilenenler, yayın haklarındaki fahiş artıştan bu yana nakit para harcamaktan asla gözünü sakınmayan Premier Lig kulüpleri, Kıta Avrupası'nın geleneksel süper kulüpleri ve futbol piyasasına bir Uzak Asya tsunamisi gibi giren Çin Süper Ligi ekipleri tarafından oyunculara teklif edilen akıldışı rakamların sürekli çıtayı yükselttiği bir artan değer enflasyonuna alışmışlardı. Ama yine de transfer piyasasının nabzını tutmak için istihdam edilenlerin bile aklını karıştıran, pusulasını şaşırtan, hiçbir modellemeye uymayan çığırından çıkmış bir müzayedeyle karşı karşıyayız. Öyle ki Conte'nin deyişiyle, bir oyuncunun “gerçek değerinin” ne olması gerektiğinden kimse emin görünmüyor.

Örneğin Belçika milli takımının Preimer Lig’de kendini ispat etmiş olan ve son sezonunda 20 gol barajını aşmayı başarmış, güçlü forvet oyuncusu Romelu Lukaku (23) halen 3 yıllık kontratı bulunduğu kulübü Everton’dan lig içindeki birinci derece rakipleri Manchester United’a 85 milyon euro karşılığında transfer olurken Fransa milli takımının parlayan yıldızı Kylian Mbappe (19) henüz veri olarak kabul edilebilecek yarım sezonluk bir performansı söz konusuyken iki yıllık kontratının bulunduğu kulübü Monaco’dan Real Madrid’e 180 milyon euroya transfer oldu. Öte yandan ise Şili milli takımının ve Arsenal’in tartışmalı yıldızı Alexis Sanchez (29) bir yıldan daha kısa süreli bir kontratının kaldığı kulübünden ayrılmak istediğinde Arsene Wenger, oyuncusu için 90 milyon euroluk bir değer biçti.

Bu top-plus oyunculara nazaran son derece vasat bir oyuncu olan Marko Arnutovic (29)  Preimer Lig’in orta sıra takımlarından Stoke City kulübünden yine başka bir orta sıra takımı olan West Ham United’a 25 milyon euro karşılığında transfer oldu. Böylelikle Arnutovic için oyuncunun Preimer Lig’de geçirdiği dört sezonda attığı gol adedinden daha fazla milyon euro ödenmiş oldu.

Bu dört oyuncu örneğinde de görüldüğü üzere benzer kıstasların göz önünde bulundurulduğu bir değerlendirme ile tutarlı bir iç mantığa sahip bir fiyat belirleme modeline ulaşmak mümkün olamıyor.

Teorik olarak karşılaştırılabilir oyuncuların fiyatları bile bize bu konuda açıklayıcı bir şeyler söyleyemiyor. Manchester United geçtiğimiz günlerde Benfica'ya takımın en önemli oyuncularından biri olan 22 yaşındaki İsveçli defans oyuncusu Victor Lindelof için 35 milyon euro para ödedi. Ancak Liverpool, Lindelof'dan beş yaş büyük olan ve geçen sezon teknik direktör Jürgen Klopp tarafından takımdan dışlanmış olan Mamadou Sakho için de aynı miktarı istiyor. Southampton, savunma oyuncusu Virgil van Dijk'in Lindelof ve Sakho'dan iki kat daha değerli olduğunu düşünüyor.

İnsanlar sanki parmaklarını havaya kaldırıyor ve rüzgarın hangi yönde estiğini hissediyor. Değerler tamamen liberalizmin şu meşhur gizli eline teslim olmuş görünüyor. İki sezon önce, Newcastle United Premier Lig'den düştüğünde, en çok satılabilir iki oyuncusu, Fransız orta saha Moussa Sissoko ve Hollandalı kanat Georginio Wijnaldum için kendince 20’şer milyon euroluk değerler biçmişti. Ne var ki Real Madrid Sissoko için biçilen fiyatı öğrenmeden külübe oyuncular için düşünülen fiyatın iki kat daha fazlasını ödemeyi önerdiğinde ve medyada Wijnaldum’ın 35 milyon Euro’ya satılabileceği yönünde haberler çıkınca Newcastle da yine aynı şekilde fiyatları yükseltti. Oysa oyuncular hala aynı oyunculardı. Kısa zaman sonra her iki oyuncu da yeni fiyatlarla takımlarından ayrıldı.

Bu tipik ve çok bilinen örnekten de anlaşılacağı üzere, birçok kulüpte oyuncuların fiyatı içgüdüsel bir hisse dayalı olarak belirleniyor. İtalyan kulübü Lazio'nun idari menejeri Igli Tare, yaş, takım için önem, son sezondaki performansın kalitesi gibi ölçülerin birçoğunun kullanılabildiği daha bilimsel bir sistemin kullanabileceğini hesaba katıyor ancak yine de en büyük filtrenin “kendi bilgisi ve transfer pazarını anlama kabiliyeti” olduğunu söylüyor.

Bu kişisel ve içgüdüsel yaklaşım Kıta boyunca derinleşen çılgın bir liberal kaosu derinleştiriyor. Bundesliga kulübü Wolfsburg sportif direktörü Olaf Rebbe bu kaos durumunu  “Bu sadece kulüpte bilinen ve her kulüp için gizli bir yemek tarifi gibidir” diyerek açıklıyor. “Her kulüp oyuncusunun ne kadar edeceğine kendine özgü yollarla karar verir ve bu fiyat sizin kafanızdakinden tamamen farklı olabilir.”

Bu nedenle, pek çok kulüp modellenmiş transfer fiyatlarının üstünde çalışmanın abesle iştigal olduğunu düşünüyor. Manchester City, Liverpool ve Chelsea takımları bir çeşit bilimsel metodoloji üzerinde çalışmalarına rağmen, Arsenal'in analitik kolu StatDNA'nın çalışanları, her farklı anlaşmanın tutarlı bir zemine oturmak için bağlama tamamen bağımlı olduğunu savunuyor.

Ve bağlamın da piyasanın görünemez elini idare eden spekülatörlerin, manipülatörlerin, açgözlü, uyanık komisyoncuların hâkim olduğu neo-liberal piyasa ekonomisi olduğu yeterince açık olsa gerek.  

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler