BM, mülteci belirleme yetkisini de Türkiye’ye devretti

BM, mülteci belirleme sürecini Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne devretti. Yani kimin mülteci olduğuna artık Türkiye devletinin kurumları karar verecek.

BM, mülteci belirleme yetkisini de Türkiye’ye devretti

Birleşmiş Milletler, mülteci belirleme sürecini tamamen Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne devrederken Av. Güler, “Mülteci hakları meselesine ısrarla mesafeli duran bir devlete, hele de bu devlet en önemli uluslararası sözleşmeleri fiilen uygulamıyorken mülteci statüsünü belirleme hakkı vermek, gerçekten anlaşılabilir bir durum değil” değerlendirmesinde bulundu.

Evrensel’den Metehan Ud’un haberine göre, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) 10 Eylül 2018 tarihi itibariyle Türkiye’de kayıt alma işlemlerini sonlandırdığını duyurdu. Bundan sonra kayıt alma işlemleri Türkiye Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) tarafından yürütülecek. Bir süredir bu işlemler her iki kurum tarafından yapılırken artık BMMYK tamamen bu süreçten elini çekmiş oldu. Bundan sonra, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gereğince, Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunmak isteyen insanlar, ülkeye giriş yapmalarının ardından il göç idaresi müdürlüklerine (İGİM) müracaat ederek başvuru talebinde bulunacaklar ve bu müdürlükler uluslararası koruma başvurularının kayıt ve daha sonraki işlemlerini başlatacak ve sürdürecek. Duyuruda ayrıca, BMMYK bundan sonra danışmanlık ve koruma hizmetini sürdürmeye devam edeceğinin bilgisi de verilecek.

‘Uygulama anlaşılır değil!’

Mülteci hukuku alanında çalışma yapan Av. Deman Güler, düzenlemeyi değerlendirdi.

Güler, Türkiye’nin mülteci alanında yakın zamanda çıkardığı mevzuatın çarpık mülteci anlayışına son vermediğini belirtti. Tersine, düzenlemenin BMMYK’nin mülteci statüsü belirleme işinden tamamen el çektiği anlamına geldiğini ifade eden Güler, “Yani artık bir kişinin mülteci olup olmadığına doğrudan Türkiye devletinin ilgili kurumları karar verecek. Bu yeni gelişmede bir sıkıntı olmadığını söylemek tabii ki mümkün değil. Zira en başta Türkiye, 1951 sözleşmesindeki coğrafi sınırlamayı kaldırmayan dört devletten biri. Diğer ülkelerin Kongo, Madagaskar ve Monako olduğunu söylersek herhalde durumun vahametini bir nebze de olsa anlatabilmiş oluruz. Mülteci hakları meselesine ısrarla mesafeli duran bir devlete, hele de bu devlet senin en önemli uluslararası sözleşmeni fiilen uygulamıyorken mülteci statüsünü belirleme hakkı vermek gerçekten anlaşılabilir bir durum değil” dedi.

Mevcut iç mevzuatı uluslararası mevzuatla bu denli çelişen bir devletin kurumlarına kimin mülteci olduğuna dair kararı verme hakkı tanımanın kararların sağlığı konusunda da şüphe uyandırdığını dile getiren Av. Güler şunları söyledi: Türkiye bir sığınmacıyı değerlendirdi ve bu kişinin mülteci olduğuna karar verdi diyelim. Bakın bu kişi uluslararası hukuka göre mülteci iken bizim mevzuatımıza göre mülteci olmayacak. Ona 'şartlı mülteci' diyeceğiz ve 1951’in avantajlarından yararlandırmayacağız. Mesela öngörülebilir bir sürede vatandaş olamayacak. Ama buna rağmen değerlendirmeyi Türkiye yapacak. Bunun dışında temel bir insan hakları meselesi olan mülteci konusunun başına KPSS ile atanmış devlet memurlarını karar verici olarak koymanın ciddi sıkıntılar yaratacağını söylemek mümkün. Zira pek çok defa tanık olduğumuz uzman memur profili -istisnalar dışında- meseleyi bir tapu kadastro meselesinden farklı yorumlamayan, insan hakları konusunda duyarsız ve uluslararası mevzuata yabancı bir profil. Her ne kadar BM’nin iş gücü imkansızlığı nedeniyle alandan çekildiğini anlayabilsek de bundan sonraki süreçte söz konusu kurumun özellikle karar vericilerin eğitimi ve denetimi konusunda aktif tutum takınmasını istemek gerekiyor.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler