Bereket Kar: İdlib, siyasal sürece girişin son rampasıdır

SEÇTİKLERİMİZ: Ortadoğu Uzmanı Bereket Kar, Gazete Duvar'dan Özlem Akarsu Çelik'e anlattı: 'Türkiye İdlib ile oyuna yeniden dâhil olma imkânı buldu. Bu olanağı Rusya sundu, İran onayladı, Esad yönetimi zımni olarak kabul etti'

Bereket Kar: İdlib, siyasal sürece girişin son rampasıdır

Ortadoğu medyasının sıkça görüşüne başvurduğu gazeteci Bereket Kar, “Türkiye İdlib ile oyuna yeniden dâhil olma imkânı buldu. Bu olanağı Rusya sundu, İran onayladı, Esad yönetimi zımni olarak kabul etti” dedi.

Ortadoğu’yu iyi bilen, ana dili Arapça olan gazeteci ve HDP Parti Meclisi üyesi Bereket Kar, TSK’nın İdlib operasyonunu değerlendirdi. Kar, “İdlib, siyasal sürece girişin son rampasıdır” dedi. Ortadoğu’yu yakından takip edenlerin devamlı tekrarladığı bir söz var, “Bu bölgede hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” Birbirine düşman bildiğimiz güçlerin yer yer ittifakları akılları karıştırsa da, örgütler sık sık isim değiştirerek kamufle olmaya çalışsalar da işin aslı tüm devletler oradaki güç savaşında kendi çıkarları doğrultusunda pozisyon alıyor. Bereket Kar İdlib’de yaşananlara ışık tutan açıklamalarıyla ‘görünen savaşın ardında süren gizli savaşlara’ da işaret ediyor.

Kar’ın açıklamalarından başlıklar şunlar:

‘Türkiye’nin İdlib planı Esad yönetimince zımni kabul gördü’

İdlib’e hazırlık süreci yeni değil. Bu Astana görüşmelerinden sonra başlayan, Türkiye açısından belki son değerlendirilebilecek bir ganimet, bir olanak olarak görülen bir süreç. Türkiye’nin dışlanmış olduğu bütün alanlardan geriye kalan tek sınır bölgesi. Türkiye bütün planlarını, projelerini toplayarak bu alanda yeniden oyuna dâhil olmanın olanağını buldu. Bu olanak tabii ki Rusya tarafından sunuldu, İran tarafından onayladı ve zımni olarak Esad yönetimince kabul edildi.

Bugün yaşadığımız süreci doğru okumak için bütünü görmek gerekiyor. Güney Kürdistan’daki referandum ve buna yönelik tepkiler, Suriye’de giderek ılımlılaşan hava ve siyasal çözüme dönük süreç… Aslında Türkiye’nin İran ve Rusya ile bir konsensüs ya da bir geçici ittifak kurmasına müsaade eden bir iklim içinden geçiyoruz. Türkiye bunu kendi iç ve dış politikasını sürdürmeye dönük kullanmaya çalışıyor. Mesela İran ile Suriye meselesinde bu kadar husumete rağmen bugün İran Türkiye’nin İdlib’e geçişine ses çıkarmamaktadır. Rusya, Kürtlerle belli ilişkileri olmasına, PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmemesine rağmen buna ses çıkarmamaktadır. Bütün bu gelişmelerde Rusya-ABD çekişmesinin de rolü olduğunu biliyoruz.

 ‘Şam’a defalarca gidildi, görüşmeler yapıldı’

Suriye yönetiminin iknası için ciddi müzakereler sağlandı. Türkiye’den de bununla ilgili Şam’a giden heyetlerin olduğu biliniyor. Vatan Partisi kamuflajı altında devletin ileri düzeydeki istihbarat güçlerinin Şam’a defalarca gidip görüşmeler yaptığı biliniyor. Bunun sonucunda bir nevi konsensüs sağlandı ve Türkiye’ye 500 kişiyle çatışmasızlık sürecini izleme misyonu verilmiş oldu. Fakat Astana görüşmelerinden bu yana bir buçuk ay geçmesine rağmen Türkiye yeni giriş yapmış durumda. Bunun nedeni Nusra ile uzun süren müzakerelerdir.

‘İdlib operasyonunda iki amaç var’

Türkiye’nin İdlib operasyonunda iki amaç var. Bunlardan ilkinin ulusal güvenlik olduğu söyleniyor. Suriye yönetiminin Kürtler’in olası bir özerk yönetimini tanıma ihtimaline karşı Türkiye’nin Bayırbucak Türkmenleri kozunu masada kullanma olasılığı var. Türkiye, Nusra ve ÖSO arasında barışı sağlama ve koordinatörlük görevini üstlenirken kantonların birleşmesine engel oluşturacak konumlandırmalar yapmayı amaçlıyor.

Kürt oluşumunu engelleme hamlesinin yanı sıra ikinci amacın sivil halkı korumak olduğu iddiası var. Fakat ne zaman Türkiye’nin Suriye’nin sivil halkını o bölgede koruduğu, bunun için savaşa karşı barışı savunduğu görüldü? Bu doğru değil. Tampon bölge oluşturarak sivil halkın Türkiye’ye geçişini engellemek ve Türkiye’de olanları oraya aktarmak hedefi açıktır. Türkiye’nin burada var olmaya duyduğu gereksinimin kendi iç politikasıyla ilgili bir yanı var. Özellikle ittifak halinde olduğu ırkçı, milliyetçi partilerle -MHP, BBP ve diğerleriyle- ittifakını koruyabilmek için onların taleplerini de yerine getiriyor. Özellikle Sünni İslam ekseninde ‘Yeni Osmanlıcılık’ AKP iktidarının vazgeçilmez siyaseti haline gelmiştir.

‘Suriye yönetimiyle ilişkileri geliştirmenin bir alanı’

İdlib her ne kadar heterojen güçlere ev sahipliği yapan bir kent olsa da burada kentin merkezini elinde bulunduran esas güç Nusra yani Heyet Tahrir Şam (HTŞ)’dır. İdlib, Suriye’nin coğrafi olarak üçüncü büyük kenti olmakla birlikte Lazkiye, Hama, Halep ve Türkiye’ye sınır olması yanıyla stratejik bir bölgedir. Aslında Türkiye’nin bu bölgede olmasını gerekli kılan, yabancısı olmadığı örgütleri askeri bir çatışmaya girmeksizin çözebileceği iddiası Rusya ve İran’a dönük de bir nevi jestti. Aynı zamanda Suriye yönetimiyle yeniden ilişkileri geliştirmenin bir alanı ya da stratejisi olarak görülüyor.

‘Bu operasyon Cerablus’a girişi hatırlatıyor’

Şüphesiz Türkiye’nin farklı  hedefleri  de var. Başta bu operasyon bize Cerablus’a girişi hatırlatıyor çünkü Cerablus’a girişte orada IŞİD olmasına rağmen hiçbir çatışmayla karşılaşmaksızın bölge işgal edildi ve IŞİD çekildi. Peki İdlib’den Nusra çekilebilir mi? Hayır. Çünkü Nusra’nın çekilebileceği bir alan yok. Lazkiye, Hama ve Halep tamamıyla yönetim güçlerinin ve müttefik güçlerin denetiminde. Orada en fazla direnebilir, çatışabilir. HTŞ dediğimiz Nusra tek, homojen bir yapıdan oluşmuyor. 20’ye yakın örgütü içinde barındırıyor ve bunların büyük kesimi Suriye kökenli kadrolardan oluşuyor.

‘Nusra ile ÖSO husumeti devam ediyor’

Nusra ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasındaki husumet aslında devam ediyor. Ancak ÖSO hâlâ Nusra’yı terör örgütü olarak görmüyor; Nusra ile birleşmeyi, böylece askeri  gücünü arttırmayı ve alan kontrolü sağlamayı hedefliyor. ÖSO, Suriye’nin başka alanlarında masada pazarlık yapabilecek bir güce sahip değil. Suudi Arabistan’ı ve Türkiye’yi arkasına alarak masada taleplerde bulunabileceği, tehditler savurabileceği güçlü bir askeri varlığa sahip olması lazım. Bunu da ancak Nusra’yı içine alarak sağlayabilir. Türkiye bunu bildiği için Rusya’ya ve İran’a dönük ciddi taahhütlerde bulundu. Burada yeni insani dramlara, yıkımlara yol vermeksizin garantörlük yapabileceğinin ve bu güçlerin olduğu yerleri çatışmasızlık bölgesi ilan edebileceğinin garantisini verdi.

‘İdlib’teki güçler Türkiye’nin tehdit kozu’

Şu anda bu siyasal süreci sekteye uğratabilecek bir gücün burada tutulması Türkiye açısından çok büyük bir koz olarak değerlendiriliyor. Bunun için de ne yapıp edip çatışmadan bu bölgeyi korumak ve siyasal sürece o şekilde yönelmek gibi bir hedef var. Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin inşa edilmesine Suriye yönetiminin yanaşması durumunda Türkiye’nin, bu alandaki güçleri -Nusra ÖSO iç içe artık-  harekete geçirip hem Kürtlere hem Suriye yönetimine karşı bir tehdit kozu olarak tutması son derece önemli.

‘Nusra liderler kadrolarının bölgeden tahliyesini istedi’

Nusra’nın istediği çok önemli maddelerden biri, Nusra subaylarının, lider kadrolarının o bölgeden tahliye edilmesi, Suriye yönetiminin ya da müttefiklerinin kaderine bırakılmaması ve Türkiye üzerinden başka bölgelere tahliye kanallarının açılması. Bunun haricinde Nusra’ya bir terör örgütü muamelesi yapılmaması ve ancak bu koşulda Astana’nın çatışmasızlık anlaşmasını kabul edebileceği ifade edildi. En açık göstergesi Musul ve Rakka operasyonlarında binlerce kadronun Türkiye üzerinden Nijerya ve diğer Kuzey Afrika ülkelerine tahliye edildiği haberleridir. IŞİD ve Nusra’nın oldukça deneyimli eğitilmiş yöneticilerinin nereye gittiği, kaderinin ne olduğu sorusuna hiçbir açıklayıcı yanıt verilmedi. Öldürüldüklerine dair somut bilgi, belgede yok. Bu insanlar buharlaşıp nereye gittiler peki? Rusya’nın iddiası, bunların ABD eliyle başka bölgelere tahliye edildiği yönünde.

İsim değiştirerek ÖSO çatısı altına girmek gibi bir durumdan da bahsediliyor. Hatta bu önerinin Türkiye tarafından götürüldüğü iddia ediliyor. Ben bunun mümkün olamayacağını düşünüyorum çünkü o güçlerin Suriye yönetimi tarafından çok iyi tanınıp bilinmesi ve dünyada terör örgütü listesinde yer almaları bunun en açık örneği. Kaldı ki, isim değiştirmesine rağmen yine Nusra olarak bilindi.

 ‘Ulusal Güvenlik adı altında başka ülke topraklarını işgal gayrimeşrudur’

Türkiye’nin bir oldubittiye getirerek orayı işgal etme koşullarının olmadığı kanaatindeyim. Bu Türkiye’yi sadece orada savaşa sokmakla kalmaz Türkiye’de cephe arkasında ciddi yeni hareketlenmelere yol açar. Ayrıca Suriye yönetimi de bunu kabul etmez. Suriye yönetimi, gelinen noktada Kürtlerle müzakereye açık olduğunu ayan beyan ilan etmiştir. Türkiye ise Suriye yönetiminin açıklamalarından çok muzdarip. Düşünün ki bir ülke kendi ulusal güvenliğini koruma adı altında başka toprakları işgal ediyor. Bu gayrimeşrudur. Tüm cihatçılar Kürtlerin özerklik anlayışına şiddetle karşı durmaktadır; Türkiye ile aynı yerde duruyorlar.

‘Olası bir çatışmada en büyük mağduriyeti Hatay yaşayacak’

Nusra’nın ileri gelenlerinin Suriye’de tutunması, kabul görmesi olanaksızdır çünkü bunlar katil çetelerdir. Bunları en iyi tanıyan, bilen ve ilişkisi olan ise Türkiye’dir. Nusra’nın kontrol edilememesi ve bir çatışmaya girmesi halinde en büyük mağduriyeti Hatay halkı yaşayacak. Buraya yeniden yüz binlerce Suriyeli’nin göç edeceği gayet net. Hatay halkı ciddi bir tedirginlik yaşamakta. Sivil halkla birlikte silahlı cihatçıların da buradan geçeceği korkusu var. Türkiye’nin görüşmeleri bu kadar uzatmasının altında, yeni bir göç akınını engellemeye dönük bir çaba olduğu biliniyor. Hatay’da herkeste çatışma olabileceği endişesi var.

 ‘Bundan sonra askeri bir çatışmaya dönüş zayıf ihtimal’

İdlib bölgesiyle siyasal sürece giriş tamamlanmış olacak. Birleşmiş Milletler Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura, Cenevre’deki Suriye görüşmelerinin 8’inci turunu ekim sonu veya kasım başında başlatmayı planladığını söylemişti. Bu ay veya kasımda olmasa bile aralıkta Cenevre görüşmelerinin yeniden başlayacağı biliniyor. Bundan sonra tekrar askeri bir çatışmaya dönüş çok zayıf bir ihtimal olarak görülüyor.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler