Barzani'nin başı mı vardı ki sonu olsun?

Leyla Uyar yazdı: Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın güneyinde, yani Irak (Başur-Güney) parçasında Saddam zulmünden, binlerce bedeli ulus olma mücadelesinde ödeyen Kürt halkına 'bağımsızlık' önerisi ile gelmek çok başarılı bir taktiktir.Bugüne kadar yapılan bütün yanlış politikalardan ancak bu biçimdeki bir öneri ile yönetenler kendini aklayabilir.

Barzani'nin başı mı vardı ki sonu olsun?

Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın güneyinde, yani Irak  ( Başur-Güney) parçasında Saddam zulmünden, binlerce bedeli ulus olma mücadelesinde ödeyen Kürt halkına “bağımsızlık”  önerisi ile gelmek çok başarılı bir taktiktir. Bugüne kadar yapılan bütün yanlış politikalardan ancak bu biçimdeki bir öneri ile yönetenler kendini aklayabilirler. Barzani şimdilik nefes almış olabilir.

Lakin 1991 yılında Saddam’ın zulmüne örgütlü bir başkaldırı başlatan ve kısmen özerklik konumuna gelen Başur Kürdistan’ının Ödenen bedellere karşılık şimdiki durumunu anlamak açısından toplamda 26 yıllık tarihine bakma gerekir. O dönemde Koalisyon Güçleri Saddam’ın Halepçe katliamından sonra, olası ikinci bir katliam girişime karşılık 36. Paralelin kuzeyi ve 32. Paralelin güneyinde kalan bölgeye(Irak’ın Kuzeyi-Kürdistan’nın Güneyi) uçuş yasağı koyması sebebiyle 6 yıl fiili olarak özerk olarak yönetildi.   2003 yılında Saddam’ın devrilmesinden bu yana da 20 yıldır IKBY iktidarda.  Biliyoruz ki Başur’da yapılacak referanduma dair birçok makale yazıldı, değerlendirme yapıldı. Çokça da görüşme yapıldı.   

Ortadoğu’nun temel sorunlarından biri olan Kürt meselesi kendi dinamikleriyle bir statü kazanmaz ve çözülmez ise; komşu ülkelerle(Türkiye, İran, Suriye Irak)  birlikte içerde biriken çözüme muhtaç yüzleşmeler gerçekleşmezse, muhtemel ki buralarda sular durulmayacak ve kimse kendini özgür hissetmeyecektir. Tarihsel hilelerle (Skeys-Picot) dağıtılan Kürdistan’a baktığımızda, bölüşen ülkeler açısından durum aynıdır.

Bu tarihsel mesele, dört parça Kürdistan’da görmüş olduğumuz üzere; iktidarların ‘‘statüsüz bırakırım!’’ yaklaşımına rağmen, kullandıkları bütün zorba baskı araçlarına rağmen, mücadele bitmiyor. Direniş geleneği de gelişerek devam ediyor.  Türkiye’de PKK, Suriye de PYD, İran’da PJAK (KODAR), Irak’ta Peşmerge (KYB peşmergesi) ve gerillasıyla, Kürt halkı mücadeleyi statü kazanmak adına veriyor.

Kürtler dört parça Kürdistan’da İran, Irak, Türkiye, Suriye’de sonuç itibariyle rejimin yasalarına “kimlik” tanımına ve eşit vatandaşlık ilkesine takıldığını görebiliriz. Suriye’de emperyalist işgale karşı topraklarını ve özgürlüklerini savunan Kürt halkı Rojava’yı yarattı. Bunu bir yandan emperyalist güçlerin taşeronluğunu yapan IŞİD’e karşı savaşırken, öte yandan yıllardır kavuşmak istedikleri özerkliğin inşası için mücadele verirken başardılar. Irak’ta da Saddam’ın Hitleri aratmayacak faşist ve yok etme hamleleri sonucu gelinen aşamada IKBY oluştu. Türkiye’de Lozan Antlaşması ve Kürtler’in tasfiyesi ve devam eden soykırımlar dizisi, 1946 Sovyetlerin desteği ile kurulan ve bir yıl sonra Sovyetlerin çekilmesiyle yıkılan İran Mahabat Kürt Cumhuriyeti’ni görebiliriz.

Haziran ayı itibariyle bütün dünyanın gözünü çevirdiği Referandum ve Kürtlerin sadece bir parçası olan Başur esasında epey yorgun. 1991’de başlayan fiili Kürt yönetimi Bağdat’ın eski yasalarından hala kurtulmuş değil. Hala içerde sağlanan bir ittifak politikası yok. Bütün olanları yaşayan ve bilen ve binlerce bedel ödeyen IKBY’den demokratik siyaseti inşa etmesi beklenirken parlamentosunu “başkan kalmak uğruna” kapatmıştır.

Hala petrole dayalı ekonomik rantlar dışında yerel üretim yok. Yok yok yok... Varsa yoksa KDP ve Barzani var. Ve esas mesele bu. Kardeş katliamından çok çekmiş olan siyasal yapılar biriken sorunları demokratik zeminde, şeffaflık politikası ile çözmek istiyorlar. Mücadeleyi içe dönük değil, Kürdün kazanımlarına karşı olanlara yürütmek istiyorlar. Bu nedenle Bölge Parlamentosunda olan partilerin politik açmazlardan kaynaklı üçe, beşe bölünmüş yapıları var. Kendilerinin deyimiyle  “Bilmezlikten değil fukaralıktan”

Diğer yandan dışa bağımlı kurulan ekonomik ilişkilerin çıkmazında olan Barzani’nin içeride biriken Kürt muhalefetine yaklaşımı da ne yazık ki “gelen gideni aratır” pozisyonundadır. Sınıfsal karakteri gereği ulusal çıkarlar çok da gözetilmemiştir. Bütün veriler durumu böyle açıklıyor. Dolayısıyla meseleye sınıf açısından baktığımızda ise elbette bağımsızlık ciddi bir meseledir ve öyle aceleye gelmez. Baş ağrısı, karın ağrısına da benzemez. Bir ağrı kesici içince de geçmez. O zaman bu acelecilik nedir diye bakacak olursak kişilerin, partilerin görüşlerinden bağımsız olarak, yasal olarak hem Bağdat yönetimi açısından hem de Bölgesel parlamentonun almış olduğu kararlara referandumu meşru ve kalıcı kılmak açısından bakalım.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları belirlenirken Kerkük, Ninova, Şeyhan, Hamdaniye, Tilkef, Zummar,Şengal  “tanımsız bölgeler” olarak bırakılıyor Kürdistani sınırlarda olmasına rağmen. (Irak Anayasası 140. Madde)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin hala kendi anayasası yoktur. Yeni yasanın düzenleneceğine dair  karar alınmış olmasına  rağmen.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin parlamentosu kapalıdır. Halkların iradesiyle seçilmesine rağmen.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin işleyiş esasına bakılacak olursa, Başkanı yoktur. İki yılda bir seçilir maddesine rağmen. (IŞİD’in bölgeye tehditi gerekçe gösterilerek fiili olarak sürdürülüyor)

Irak Kürdistan Bölgesel yönetimin ekonomik askeri ve siyasi olarak derin bir kriz içindedir. Halkın “sorunları çözün yoğun talebine” rağmen…..

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Parlamento başkanı Erbil’e giremiyor, yasal olmasına rağmen…

Yukardaki maddelerden bir tanesi dahi resmi olarak çözüme kavuşmamış, aksine partiler arası iktidar kavgası nedeniyle giderek çözümsüz hale gelmiştir. Hal böyleyken giderek dışa bağımlı hale gelen ekonomik işleyiş ile içerde oluşan aşiret tarzı örgütlenme engellenememiştir. KDP yaşanan bunca sıkıntının sorumlusu olarak görülmüş, Erbil ile Süleymaniye arasında hala güncelliğini koruyan gerginlikler oluşmuştur. Gerek siyasi parti temsilcileri ile yaptığım görüşmeler gerekse özelde yaptığımız sohbetlerden hiç kimsenin “Bağımsızlık” kısmına karşı çıkmıyor, aksine olmazsa olmazlardan olduğunu belirtiyorlar. Tam da bundan dolayı “gözleri nemli ”kararın alınış biçimine itiraz ediyorlar.  Ve kaygıları o ki bağımsızlık ilanı için düzenli bir ekonomi, askeri, siyasi ve diplomasi gerekir diye belirtiyorlar. Başur’a baktığımızda kişisel ya da kurumsal olarak alınan birçok kararın henüz toplumsal çıkarlar dönüştürülemediğini görebiliriz.

Gelinen aşamada bağımsızlık için koşulların hiçbir şekilde uygun olmadığını bilerek, özellikle de Türkiye İran ve Bağdat’ın yapılacak referanduma dair dışardan içeriye müdahale etmek istemeleri karşısında, şimdilik içerde biriken bütün sorunlara kaygı ile bakılsa da, ulusal bilinç daha öne geçerek gergin olan hava bir nebze de olsa kırılmış durumda.

 Muhalefet cephesinin referandum kararının Barzani ve KDP tarafından parlamento dışında alınmasına yönelik tespitleri vardı. Bu tespitler;

 -Barzani’nin özellikle Bağdat ile yıllardır aşılamayan sorunlara ilişkin referandumu bir baskı aracı olarak gündeme getirdiği,

-Kasım’da yapılacak genel seçime bir hazırlık yaptığı

-Musul’un IŞİD’den temizlendikten sonra yeniden dizayn edilecek Irak içinde, Bağdat yönetiminin Başur’a yöneleceğini gerekçe göstererek IKBY’de kendilerinden kaynaklı oluşan krizi, referandum gündemiyle aklama hamlesi olarak kullanacağını dillendirdiler. Esas itibariyle gündemde Başur’un bağımsızlığı değil, Barzani ve partisinin kendilerini aklama referandumu olacağını tespit etmişlerdi. Bu durumu da KDP’nin Bölgeyi yönetmedeki başarısızlığı ve aşiretçi mantıkla bakanlıkları paylaşmasının sonucunda, ekonomik istikrarsızlığın oluştuğunu bu nedenle muhaliflere baskı uyguladığını, bunun en bariz örneğinin parlamento başkanına Erbil’i yasaklaması ile başlayan bir dizi uygulamanın diktatörlük tehlikesi taşıdığını her fırsatta belirttiler.    

İçerdeki tepkiler böyle gelişirken, dışardan gelen müdahaleler ne anlam ifade ediyor diye bakmaya çalışalım.

Referandum kararı 7 Haziran’da yapılan bir toplantı ile resmi olarak KDP yetkilileri tarafından açıklanmıştı. O tarihten bugüne kadar özellikle Türkiye sanki Bakur (Kuzey) bağımsızlık ilan ediyor gibi, referandumu esas gündemi haline getirdi. Burada esas mesele, içerde dayanma gücü tükenmiş, yalan batağına saplandıkça saplanmış,  askeri ekonomik ve siyasal olarak ciddi güç kaybetmiş olan Erdoğan iktidarının milliyetçi unsurları çeperinde tutabilmesinin tek yolu Kürtlerin kazanımlarına saldırmaktır. Üstelik KDP ve Barzani ile iyi ilişkilerine rağmen… Kaldı ki esasen bağımsızlık kararını Barzani alırken Türkiye’nin bilgisinin olmama ihtimali yoktur. Şimdi de yine referandumu bahane edip meşru olmayan meclisten tezkere çıkaracaklar ki Kürtlerin kazanımlarına ve özellikle PKK’nin öncülüğünde kurulan demokratik sisteme saldırıyı meşrulaştırsın. Mesele ne Barzani ne de bağımsızlık referandumu Erdoğan açısından...

Diğer yandan İran, referandumu tanımayacaklarını bildirirken, herhangi bir müdahalede de bulunmayacaklarını ifade etmişti.

Bağdat Hükümeti, uzlaşma zemini kurabilir ve biriken sorunlar daha sağlıklı çözebilir durumdayken, Bölge hükümetinin sınırlarına askeri yığınak (Haşd El Şabi) ile sorunu derinleştiriyor. Yasal olan sürecin işlememesinin kaldı ki sebebi Bağdat yönetimi ve Barzani’nin restleşmesidir. Resmi olarak referandumu tanımadığını belirtip Kerkük valisini görevden alma yetkisine varana kadar gerilimler tırmandırılıyor. Yine kaldı ki yasalara göre valiyi görevden alamaz.

Suriye şimdiye kadar referandum konusunda yüksek sesle dillendirdiği bir itiraz ya da destek mesajı olmadı. (Ya da benim gözümden kaçmıştır)

Yerel kaynaklara göre bugün ABD’den bir heyet Bağdat ile Erbil arasında referandumun iptal için ya da daha ileri bir tarihe ertelenmesi için mekik dokuyacak.  Dün Barzani son referandum konuşmasında “iptal için henüz bir güvence oluşmamıştır referandumu 25 Eylül de yapıyoruz” dedi.

Belli ki KDP ve Mesut Barzani referandum kararını alırken tam da muhalefetin söylediği gibi referandumu baskı aracı olarak kullanacağı her geçen gün yaptığı açıklamalardan ortaya çıkıyor.

Burası Ortadoğu. Ne zaman ne olacağını kestirmek gerçekten de güç. Fakat şu bir gerçek ki oyun kurucuların (emperyalist güçlerin) bölgeye rahat vermeyecekleri ortada. Referandum 25 Eylül de gerçekleşir ya da ertelenir, referanduma iki gün kalmışken bile her şey mümkün görünüyor.

Lakin Referandum 25 Eylül’de gerçekleşirse oluşan bütün baskılara rağmen, Kürdistani bütün güçlerin yeniden bir araya gelebileceği bir zemine vesile olması gerekiyor.  Kürdistani güçler kendi içinde ulusal birliği sağlayacağı danışma konferansları topluyor ve Ortadoğu dengesinde, bütün kesimlerle birlikte ortak yaşama alanları kurma çabalarını, baskılara rağmen devam ettiriyor.  Referandum süreci şunu Kürt halkına açık gösterdi ki bütün farklılıklara rağmen Kürdistani güçler bir arada olamazlarsa bugün Türkiye MİT’i yarın başka dış güçler, elini kolunu sallaya sallaya her türlü provokasyonu yapabilir demektir.

Sonuç itibariyle bağımsızlık kararını Başur Halkları verecektir. Gelinen aşamada alınan referandum kararı yasadışı olsa da, dış güçlerin Kürt kazanımlarına nasıl da saldırdığı ortada. Barzani “Tanımsız yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz” sözünü hatırlatarak, çok değil 2014 yılında IŞİD’in Erbil’e, Kerkük’e, Şengal’e  Mahmura saldırısı sırasında, gerillanın Erbil’de savunmasız, yaralı yoldaşlarının “Hewler ihanetine” rağmen, koşulsuz savunması sayesinde bugün referandum gerçekleştirebilme olanağı buluyor. Bu sebeple referandumdan hemen sonra, referandum kararının alınma biçiminden, Bölgeyi ciddi bir ekonomik batağa sürükleyen ekonomik anlaşmaların nerede ve nasıl yapıldığı bütün gerçekliği ile ortaya konulmazsa, Kürt halkı buradan bir kazanımla çıkamayacaktır.

Eğer Kürt halkının bağımsızlık özleminin olup olmadığına bakmak istiyorsak 2005 yılında Bağımsızlık Hareketinin yapmış olduğu referandum sonuçları mevcut. Başur halkının deyimiyle; Bakur’luların, Rojhelat’lıların, Rojava’lıların rahat dolaşamadığı bir Kürdistan toprağında “Bağımsızlık”  kime hizmet eder ki?

 Bu nedenle Barzani’nin almış olduğu referandum kararı 25 Eylül’de yapılmadığı takdir de son olmaz! Olsa olsa Kürtler açısından kendilerini yeniden gözden geçirme fırsatı oluşturur.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler