Arsız bir sirke dair

SEÇTİKLERİMİZ- Fehim Taştekin'in Gazete Duvar'daki yazısı: "Baba-oğul Selman’ın yapıp ettikleri çöl geleneğinin affedebileceği şeyler değil."

Arsız bir sirke dair

FEHİM TAŞTEKİN

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da cumartesiye pazara bağlayan gece kraliyet sarayının bulunduğu Huzame bölgesinde uçurulan bir ‘oyuncak drone’ yarım saat boyunca susmayan ağır silahlar tarafından ‘etkisiz hale’ getirildi. Sadece Suudilere değil tüm dünyaya darbe heyecanı yaşattı. Başkentte çatışmaların yayıldığından tutun da Kral Selman bin Abdülaziz’in saraydan güvenli bir sığınağa alındığına kadar onlarca spekülasyon havada uçuştu. O gece gerçekte ne yaşandığını bilmesek de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın bol ışıltılı Batı turunda çizdiği ‘geleceğin güçlü lideri’ imajı fırça darbesi aldı.

O güçlü liderin esasen kendi saray muhafızlarına dahi güvenmeyip Pakistan’dan asker getirdiğini bilenler için bu panik şaşırtıcı değil. Bu ülkede 1600 askeri olan Pakistan, Muhammed bin Selman saray içinde darbelerini sürdürürken Riyad’a 1000 asker daha gönderdi. Pakistanlı askerler ta Kral Faysal zamanından beri olası darbelere karşı mutemet güç olarak görev yapıyor. Sorarsanız misyonları eğitimle sınırlı.

Bugünlerde kuşgillerden bir karga sert bir iniş yapsa ‘darbe mi oluyor’ korkusunun haklı nedenleri var tabii: Kral Selman’ın bir saray darbesiyle oğlu Muhammed bin Selman’ı veliaht prensliğe terfi ettirmesi, oğul Selman’ın prensler, eski bakanlar, komutanlar ve iş adamları arasında temizliğe girişip 381 kişiyi tutuklatması ve bunların 106 milyar dolar civarında mal varlığına el koyması bir düşman cephesi yarattı. Baba-oğul Selman’ın yapıp ettikleri çöl geleneğinin affedebileceği şeyler değil: Bir kısmının zindanı Ritz Carlton Otel gibi bir lüks abidesi olsa da yaşananlar zorla alıkoyma, hakaret, aşağılama, işkence, rezil ve tenzil etme. O geleneğin intikamı da ilk fırsatta ya bir saray darbesi olur ya da suikast.

Geçen ay Muhammed bin Selman, Batı sahnesinde ‘geleceğin kralı’ olarak pazarlandığı uzun soluklu dış gezisine başlarken bir yazı yazmıştım. Beş-altı hafta süren bu gezinin Londra, Washington ve Paris ayaklarında ibretlik sahneler yaşandı, fakat bunları bir türlü kaleme alma fırsatım olmadı.

Geziyi ibretlik yapan şey sadece Amerikan, İngiliz ve Fransızların çifte standartlarını sergileyen anektodlar değil tüm bölgeyi yakından etkileyecek bir gelecek tasarımının işlenme biçimiydi. En az 20 yıl boyunca sağılacak bir ineğin Vehhabi-Selefi düşüncenin beşiği Suudi Arabistan’ı reformlarla coşturacak, modernize edecek, Ortadoğu barışını sağlayacak bir lider olarak sunulması garabet ve çelişkiler içerse de dünya kamuoyunu etkiliyor.

Reform derken sorunun temelindeki siyasal sisteme en ufak bir dokundurma sözkonusu değil. Liberal ekonominin nemalanacağı yeni tüketim alanları açan bazı sosyal ve kültürel jestlere alkış tutuluyor. İlk sinema salonu, ilk rock konseri, kadınlara sürüş izni, rejimin ‘iffet bekçisi’ İyiliği Emir Kötülükten Men Komitesi’nin elindeki sopanın gizlemesi vs… Önemsiz mi, elbette değil.

Fakat Cezayirli Cheb Khaled’in Cidde’de rai şarkılarıyla sahne alması, Amerikalı repçi Nelly’in erkeklere konser vermesi, Lübnanlı Hiba Tavaci’nin Riyad’da kadınlara şarkı söylemesi, Suudi kadınlarının John Travolta’yla selfi ayrıcalığına kavuşması Suudi gerçeğini değiştirecek anlamlı bir reform beklentisine denk gelmiyor. Bunlar PR için bulunmaz malzemeler.

Bazı Batılı akademisyen ve gazeteci dostlarımı bu gösteriden hayli etkilenmiş görmemdir bu yazıyı yazdıran. Reform vaat edenin önce kendisinin reformcu olması, temel hakları benimsemesi, insani, vicdani, ahlaki değerleri özümsemesi gerekiyor. Zorbaların dilinden reform dinletisi paslı çivi gıcırtısından beter.

***

Batı bu reformcu pozları neden satın aldı? İşin doğrusu o pozlar yapılacak işleri, atılacak imzaları hayli kolaylaştırıyor.

Muhammed bin Selman’ın Louvre Müzesi’nde Delacroix’nın başyapıtı ‘Halka Yol Gösteren Özgürlük’ tablosuna bakabilmesi Emmanuel Macron ve neo-liberal havarilerin büyülenmeleri için yeterli.

Aynı zamanda Savunma Bakanlığı koltuğunu işgal eden Selman’ın Yemen’de 10 bini aşkın insanın ölmesine, 40 bin insanın yaralanmasına, 2.3 milyon insanın evlerinden olmasına, 10 milyon insanın yardıma muhtaç bırakılmasına ve kadim şehirler dahil yerleşim yerlerinin yıkılmasına yol açan savaşın birinci dereceden sorumlusu olması da dert değil. Suriyeli çocuklar için Suriye’yi vuran üçlü koalisyonun ortağı Macron’un vicdanı pek seçici!

Sunumunu bizatihi ‘demokrasi şampiyonu’ liderlerin yaptığı bu sirkin arka çadırında dönen dolaplara bakmamızı da istemiyorlar tabi.

Liberalizm soslu ve ‘kültürel yüzlü’ yeni bir otoriter liderlik inşasını kolaylaştıran bir sürü şey var: Asıl başlarını döndüren yüzde 5’lik bir satışla borsaya girme kararı veren 2 trilyon dolarlık Aramco’dur, savaşta olan Suudi Arabistan’ın silah talep listesidir, İsrail’in tanınmasına yönelik Suudi-Amerikan dostluğuna dayalı güncellenen umutlardır.

Selman, elinden gelse şarktan garba tüm dünyayı ataşe verecek olan Beyaz Saray’ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a “Koçum be” dedirttirecek bir delikanlı. İkisi de ortak düşman İran’a karşı olabilecek en sert tavırdan yana. İkisi için de mollalar rejimini değiştirmek için ne gerekiyorsa yapılmalı; ambargo ise ambargo, abluka ise abluka, savaşsa savaş… Selman ”Hitler, Hamaney’in yanında daha iyi görünüyor” sözleriyle Neo-Conları hayli umutlandırdı.

Savaş ve kriz vaat eden böyle liderleri niye sevmesinler ki! Sadece Yemen savaşı Fransızların kasasına 2016’da 22 milyar dolar bıraktı. Fransa’da bir gayrimenkul için kişisel servetinden 300 milyon dolar saymış olan Muhammed bin Selman, Paris ziyaretinde bu anlaşmalara yenilerini ekledi. Ayrıca farklı alanlarda 16 işbirliği anlaşmasına imzalar atıldı.

Reuters’a konuşan bir Fransız diplomat, Selman’ın aradığı sevgiyi Trump ve Macron’da bulduğunu söylüyor. Enerjik ve dinamik iki genç lider ortak vizyonları paylaşıyorlarmış. Göz yaşartıcı. Fransız liderin vicdanıyla cüzdanı arasındaki çatışmanın üstesinden gelecek kadar zeki olduğu aşikar! Diplomata bakılırsa Macron, Selman’ın reform arzusunu pek takdir ediyormuş. Fakat aynı zamanda Yemen ile Katar konusunda yaptıkları ve İran’a karşı şahin söylemleri nedeniyle müstakbel kralı bölgesel savaş çıkartmaya namzet serseri bir mayın olarak görüyormuş. Madem öyle bu serseri mayını neden baş tacı ediyor?

Yemen aynı şekilde Britanyalılara 6.4 milyar dolar kazandırdı. Londra’da Kraliçe 2. Elizabeth ve Başbakan Theresa May tarafından ağırlanan Muhammed bin Selman 90 milyar dolarlık yatırım anlaşmasıyla İngilizlerin yüzünü daha fazla güldürdü. ‘Üzerine Güneş Batmış İmparatorluk’un refahına can suyu. May ‘üstün değerlerin’ temsilcisi olarak, Suudi yargısının 10 yıl hapis ve 1000 kırbaç cezasına çarptırdığı blokçu Rafi Bedevi için de kaygılarını dile getirmeden edemedi; adet yerini, paralar da zulalarını buldu… Daha fazla söz söyleyip velinimetini utandıracak değil ya!

 

Blokçular için mütercim olmak çifte kamaradaki demokratların vicdanlarını rahatlatmaya yeterli sanırım. Haksızlık etmeyelim içeride “Suudilere silah satışını durdurun” diyen Jeremy Corbyn, dışarıda May’e “İğrenç kadın”, Selman’a “Katil herif” diyebilen Lindsey German gibileri de var.

***

Elbette çıkarlar karşılıklı. Suud yönetimi ‘reformcu veliaht prens’ kozuyla kendi ekonomik geleceğinin önünü açmaya çalışıyor. Ham petrol ihracatıyla bu çarkın bir dönem sonra dönmeyeceği aşikar. Özellikle petrokimya endüstrisini geliştirme arayışı çerçevesinde Muhammed bin Selman’ın Houston’da yürüttüğü temaslar dikkat çekiciydi. Batılı yatırımcılara sunulan 2030 Vizyonu Suud’u kurtaracak proje olarak görülüyor. Bu projelerin yatırımcılar için fizibil hale gelmesi için de sosyal-kültürel dokunun liberal değişim akıntısına sokulması gerekiyor.

Yani devasa ekonomik fırsatlar ufukta canlanırken Suud’un da Batılı dostlarının da ortak bir sirke ve bir canbaza ihtiyacı var. Ama Londra, Paris ve Washington’daki hesaplar ne denli ev halkına uyar? Yanıtını başka bir yazıda arayalım…

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler