Ankara havası

ÇELİK ÖZDEMİR yazdı: “Sonuç olarak, ülkenin tek adam yönetiminde bir uçuruma doğru sürüklenmesini durdurmak ve halkın bir nefes almasını sağlamak isteyen herkesin, AKP-Saray iktidarına yerel seçimlerde güçlü bir yenilgi yaşatmak için ‘En geniş Hayır cephesi’ne uygun politik esneklikleri göstermesinin şart olduğu görülüyor.”

Ankara havası

ÇELİK ÖZDEMİR

15 Temmuz’dan sonra ne zaman bir şeyler yazmaya otursam, daha yazı bitmeden güncelliğini kaybeder korkusu yaşadığım için ya yazmaktan vazgeçiyorum ya da yazdığımı sadece arşivliyorum. Geriye dönüp okuduğumda ise güncelliğini kaybetmediğini sadece konunun haber değerini yitirdiğini fark ettiğim için bu defa bu kaygıyı bırakarak yazmaya karar verdim. Zira, Demirel’in vecizelerinden biridir: “Siyaset için 24 saat çok uzun bir süredir.” Dolayısıyla buradan hareketle devam edeceğim yazmaya.

Meclis Kulisi’nin boğucu atmosferinde konuşulan korkunç konuları dinledikçe, o esnada duvara asılı televizyonda ülkenin durumuna ilişkin büyük büyük lafların edildiği TBMM TV yayınına gözüm takıldıkça ve o konuşmaların 1 m uzağımda duran kapının ardında yapıldığını düşündükçe yaşadığım yabancılaşma ister istemez soktu beni Ankara Havası’na. Bu yabancılaşmayı İstanbul siyasetinde neredeyse hiç yaşamadığımı fark etmemle birlikte en azından rahat bir nefes aldım Tunalı’ya doğru yürürken.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen hafta yaptığı Hodri Meydan çıkısıyla başlayalım o halde. Bu çağrıyı öncelikle doğru okumak ama zamanlaması üzerine de eleştiriler yöneltmek gerekir.

Türkiye’de 2014 yılında yapılan yerel seçimlerde kendilerini yönetmeleri için oy kullanan seçmenin yarısı, yani %50’si kendi tercih ettikleri başkanlar tarafından yönetilmiyor an itibariyle. AKP Genel Başkanı’nın istifa istek/tercih/tehdit ya da dayatmasıyla görevini bırakan İstanbul, Ankara, Bursa ve en son Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanları, Saray’ın istediği gibi istifa ettiler. 1 aydan fazla bir süredir bu konuyla ilgili konuşup yorumlar yapıyoruz. Ancak AKP seçmeninin gözünden bakmadığımızı da not edelim. Bu son 6 istifayla AKP’ye oy vermiş seçmenin %33’ü kendi adayları, militanı gibi davrandıkları başkanları görevi bırakıp giderken, tek kelime edemedikleri gibi, başkanlara yönetilen eleştirilere cevap vermediler. Bunun içerde nasıl büyük bir şişkinlik yarattığını bir kenara not ederek devam edelim.

Bu istifalara yenilerinin de ekleneceği, içlerinde Antalya, Gaziantep gibi büyük şehir belediye başkanlarının da isimlerinin bulunduğu bir listeden, bu listeye eklenmiş bakanlar ile ilgili değişiklik dedikodularına varana kadar “metal yorgunluğu” denen hadisenin hepimizin tahmininden de büyük olduğunu anlamak mümkün.

Kemal Bey’in seçimlerin meşruiyetini yitirmiş olduğu tespitine katılarak eleştirilerimi söylemeliyim. Birincisi, bu seçimlerin sonuçlarına müdahale edildiği andan itibaren kimsenin içine sinmediğini biliyoruz. Ankara ve İstanbul sonuçları üzerindeki şaibe aslında hala güncelliğini koruyor. “Seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği” tezinin, teoride doğru olsa da AKP’nin meşru olmayan seçimlerine dolaylı bir meşruiyet kazandırdığını not etmek gerekir. İkincisi, bu başkanların hepsi ön seçim, temayül yoklaması gibi gereçler kullanılmadan bizzat Saray tarafından aday gösterilmiş kimselerdi. İstifa etmelerini isteme hakkını da bu nedenle kendisinde gören bir anlayışı bu noktadan eleştirmek daha doğru olabilirdi. Diyet istemesi bu nedenle kendince haklı gerekçelere dayanıyordu. Üçüncüsü, CHP’nin bundan sonraki süreçte yönettikleri kenti talan edip on yıllarca yöneten bu kişilerin öyle sessiz sedasız çekip gitmelerine izin vermeyecek hamleleri açıklamasını beklerdim. An itibariyle, bu konuda cılız bir iki kelam dışında uygulamaya dökülmüş pek bir şey göremediğimi de söylemiş olayım bu vesileyle. Son olarak da AKP, istifasını almaya kendini yetkili gördüğü AKP'li başkanları istifa ettirirken, Doğu ve Güneydoğu illerinde seçilmiş belediye başkanları aylardır tutuklu iken bu kişilerin seçildiği yerlere devletin valilerinin, kaymakamlarının kayyum olarak atandığı gerçeği söz konusuyken, meşruiyet tartışması açmak için geç kalınmıştır. AKP seçmeninin %33’ü, ülke seçmeninin %50'sinin oyunun şu anda iradeye yansımadığını söylerken, Kürt seçmenin neredeyse %100’ünün iradesinin yok sayıldığı gerçeğinin daha önce hatırlanmasını isterdim.

Kemal Bey’in bu çıkışını iç siyasete dönük güzel bir hamle olarak görüyor ve destekliyorum. Ama şu 24 saat mevzusuna geri dönecek olursak, bu açıklama yapıldıktan tam 24 saat sonra Türkiye’de yeni bir siyasi parti daha resmen kuruluşunu ilan etmiş bulunuyor. Ve aynı 24 saat içinde AKP Genel Başkanı’ndan ‘Seçimler zamanında yapılacaktır’ açıklaması geliyordu.

16 Nisan’dan sonra duygusal hamlelerle siyaseti yönlendirmeye çalıştığını hep birlikte izlediğimiz AKP’nin, genel seçimleri erkene almaya pek niyetli olmadığını söyleyebilirim. Bu nedenle, 15 Temmuz 2018’de başkanlık seçimleri ve genel seçimler yapılacak fikrini kehanet olarak okuyorum. Ancak, bir gerçek var ki 2019 başkanlık seçimlerinden 8 ay önce yapılacak yerel seçimleri, bu büyük sınavın bir hazırlığı gibi görmek kehanet değil. Özellikle, Ankara, İstanbul, Antalya, Gaziantep, Balıkesir gibi yerlerde “hayır” oylarının “Erdoğan karşıtı” bir oya dönüşmesi olasılığı sanırım Ankara’da birçok kişinin uykularını kaçırıyor. Bu nedenle de bu 2 seçimin arasındaki zaman makasını açmak beklenen bir hamle olabilir. Yani, yerel seçimleri 2018 içine bir tarihe alıp eğer zafer elde ederse genel seçimleri de ona göre öne çekmek ya da öne alınmış yerel seçimlerde kayıp yaşadığı yerlerde kendince toparlanma hareketine girerek vaktinde yapacağı bir başkanlık seçimiyle istediği sonuca ulaşmayı deneyebilir AKP ve Genel Başkanı.

Muhalefet tarafına gelince işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Anket sonuçları üzerinden bir şey yazmayı doğru bulmuyorum şimdilik. Ya da AKP’nin şu anda üzerinde çalıştığı “dar bölge seçim sistemi” üzerine de kapsamlı şeyler söylenmesi gerektiğini bildiğim için bunları başka bir yazıya bırakarak 90’lı yılların bazı seçimlerini hatırlatmakla yetineceğim şimdilik. 1994 seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Melih Gökçek’in İstanbul ve Ankara’da başkan seçilmesine olanak sağlayan seçimlerde sağ, sol, merkez sağ, merkez sol, demokratik sol hemen her siyasi parti kendince “yıldız” adaylarla bu yarışa soyunmuş, seçimin galibi de RP olmuştu. 23 yıldır da bu kentler bu anlayışla yönetiliyor malumunuz.

Henüz iki haftalık bir parti olan İyi Parti’nin oy oranlarını bilmemekle beraber, şu anda HDP hariç mevcut ana akım parti seçmenlerinden oy alma potansiyelinde olduğu görüyoruz. CHP’ye oy vermiş eskinin DYP ve ANAP seçmeninin, AKP’ye oy vermiş “kıyı” şehirlerde yaşayan liberal ve merkez sağ seçmenin, büyük şehirlerdeki MHP seçmeni olup geçmişte merkez sağ ile temas kurmuş seçmenin ve kendini Ulusalcı olarak tabir eden kitlelerin öyle ya da böyle bu partiye “bir şans” verme eğiliminde olacağını tahmin ediyoruz şimdiden. İyi Parti de bunu elbette izliyor ve gözlüyor. Ancak, bu hamleyi, yerel özellikleri ön plana çıkarılmış “yıldız” adaylarla yaparsa buradan skor çıkaracak tek yer olacaktır; o da AKSARAY’dır. Ankara ve İstanbul gibi yerlerde seçimi kazanma planı kuran ve Antalya, Gaziantep, Mersin gibi yerlerde kaptırdığı belediye başkanlıklarını geri alma isteğinde olan CHP’nin buralardaki ‘taktik’leri İyi Parti tarafından AKP lehine bozulmuş olacaktır böylelikle. Hatta daha da ileri gidip, CHP’nin “kale”si gibi anılan İzmir, Tekirdağ, Edirne gibi illerde “bölünen oy”lar nedeniyle AKP’nin tıpkı 1994’te olduğu gibi aradan çıkma olasılığı güçlenecektir. Eklemek lazım ki bu şehirlerde milliyetçi ve ulusalcı refleksler taşıyan kitle, bir AKP yandaşlığına dönüşmemiş olsa da İyi Parti lehine dönebilecek tepkileri içinde barındırmaktadır.

Öte yandan yine CHP’nin kalesi gibi anılan metropol ilçelerde de liberal veya merkez sağ seçmenin azımsanmayacak bir varlığı söz konusudur. Bu seçmen partiye değil “isim”e göre belediye başkanlarını benimsemişken belediye iktidarları seçimden seçime parti değiştirebilmiştir. Şişli, Beşiktaş, Bakırköy, Yenimahalle, Maltepe, Karşıyaka gibi ilçelerin seçim sonuçlarına kısaca bir göz atmanız bu söylediğim argüman konusunda size yeterince fikir verecektir.

Sözün özü ve özeti şudur ki 90’lı yıllarda CHP, SHP, DSP ve Kürt siyasi geleneğinden partilerin mücadelesi ve DYP, ANAP, DTP mücadelesinin sandığa yansıyan sonuçları, 2017’nin sonuna yaklaşırken hala günlük hayatımızın bir parçası olarak etkilerini devam ettirirken 2018 veya 2019’daki yerel seçimlerde CHP ve İyi Parti mücadelesinin SARAY’ın hayallerini gerçek olmaya bir adım daha yaklaştıracağının farkında olmalıyız. Bu söylediklerimin elbette bir olasılık olduğunu yineleyip Korel Göymen adaylı SHP’nin Melih Gökçek adaylı RP’ye 6 bin 500 oy ile kaybettiği Ankara seçimlerini (DSP+CHP oyu 140 bin iken); İstanbul’da RP adayı Erdoğan’ın 973 bin oy ile ANAP adayı Kesici'yi ( 856 bin oy) ve SHP adayı Livaneli’yi (785 bin oy) ile geride bırakarak secim kazandığını ve İlhan Kesici'nin bugün CHP İstanbul Milletvekili olduğunu akıllarda tutalım.

Genel seçimler, dar bölge seçim sistemi, İyi Parti’nin sonuçları değiştirebileceği yerler, baraj nedeniyle AKP’nin kazançlı çıkma olasılıklarını dediğim gibi başka bir yazıda etraflıca irdeleyeceğiz. Ancak buraya kadar sözünü ettiğim konuları özetlemek gerekirse, muhalefet cephesinde yer alan partilerin yönetimlerine bir iki naçizane öneri ile toparlayalım.

CHP ve İyi Parti yönetimlerinin 2019 yılındaki genel ve yerel seçimlerine yönelik program ve vizyonlarını şimdiden ortaya koyarak, birbirleriyle karşı karşıya gelmeyecek adaylar üzerinden ve yerel politikalar üzerinden uzlaşma yolunu araması fayda yaratacaktır. Elbette bu cepheyi, 16 Nisan Referandumu süresinde ortaya çıkan ''Hayır'' cephesi olarak genişletip, meclis dışı muhalefeti ve sivil toplumu da bunun içinde bir yerlere koymaları gönlümden geçendir.

Bu noktada, son anketlerde de %10’un üzerindeki oyunu koruduğu görülen HDP ile kurulacak ilişki kritik öneme sahip. HDP’nin büyük şehirlerde de hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin bulunduğu düşünülünce, demokratik prensipler bir yana, reel politika gereği de CHP’nin “Kürt seçmene seslenip HDP’yi görmezden gelme” taktiğinden vazgeçmesi lazımdır. Kürt seçmenle birlikte kayda değer bir Sol kesimi temsil eden HDP ile “seçimleri konuşmak”, demokratik siyasal taleplerini önemsemek elzemdir. İyi Parti’nin 7 Haziran sonrası CHP-MHP koalisyonuna dışarıdan HDP desteğini kabul eden bir ekibin yönetiminde olması, “En geniş Hayır cephesi”nin seçimlere yansıması için önemli bir olanak sağlıyor.

Seçim sonuçlarını belirleyecek en önemli faktörlerden biri de İyi Parti’nin AKP seçmenine yönelik politikaları olacak. İyi Parti’nin ağırlıklı olarak MHP ardından bir miktar CHP seçmeninden oy alacağı belli. Ama AKP+MHP blokunu yüzde 40’ların altına indirebilmek için bu partinin diğer muhalefet partileriyle uzlaşma/ortaklaşma ararken, bir yandan da AKP seçmenine yönelik söylem geliştirmesi, muhafazakar seçmene hitap etmesi gerekiyor.

Sonuç olarak, ülkenin tek adam yönetiminde bir uçuruma doğru sürüklenmesini durdurmak ve halkın bir nefes almasını sağlamak isteyen herkesin, AKP-Saray iktidarına yerel seçimlerde güçlü bir yenilgi yaşatmak için “En geniş Hayır cephesi”ne uygun politik esneklikleri göstermesinin şart olduğu görülüyor. Buna uygun davranmayanlar ise doğacak sonuçlardan tarih önünde sorumlu olacak.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler