Ahmet Şık: Heyetten ya da savcılardan biri belge sızdırıyor

Cumhuriyet davasının ikinci duruşmasında Ahmet Şık savunmasını tamamladı. Ahmet Şık savunmasında kendisini hedef gösteren gazetecileri örnek göstererek mahkeme heyetine, "Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor." dedi.

Ahmet Şık: Heyetten ya da savcılardan biri belge sızdırıyor

"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek" iddiasıyla beşi tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın ikinci duruşması bugün (11 Eylül 2017) saat 10:11'da başladı. Duruşmanın birinci oturumunda muhasebe çalışanı Emre İper ile köşe yazarı Kadri Gürsel 'savunma' yaptı; tanıklar İnan Kıraç, Şükran Soner, Mustafa Pamukoğlu, Miyasenur İlknur, Aykut Küçükkaya ve İbrahim Yıldız dinlendi. Savcı mütalaasında, tutukluların tutukluluk hâlinin devamını istedi. 

Kadri Gürsel'in ardından savunma yapan Ahmet Şık, kendisini hedef gösteren gazetecileri örnek göstererek mahkeme heyetine, "Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor." dedi.  

Yılmaz'a meslektaşım demekten utanırdım

“Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da ‘meslektaşım’ demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur”

Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan Karlov suikastıyla ilgili dosyayı hatırlatan Şık, şöyle devam etti: “Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon.

O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslektaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. ‘Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir ‘dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim.

“Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm.

Bunun da ‘Ahmet’i içeride tutma’ planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah’ta yeni bir haber ‘Ahmet Şık’a Şok’. Çok da Şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak’ın manşetiydim. Diyor ki ‘Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı.’

Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz.”

‘Nesnel gazetecilikten suç çıkarma gayreti var'

Ahmet Şık, Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarla ilgili polis yazısında, “suç delili olarak değerlendirilebilecek…” ifadesinin geçtiğini belirtti.

Şık, “Tweetimde, Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikastı FETÖ, PDY yaptı diyor. O hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var” ifadelerini kullandı.

‘Ben gazeteciyim soru soracağım’

Savcının da paylaşımlarda soru sorulduğunu aktardığını belirten Ahmet Şık, şunları söyledi:

“Ben gazeteciyim başka ne yapacağım. Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. Kimse beni bununla FETÖ/PDY ile ilişkilendirme hadsizliğine girmesin. Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçı Mert Altıntaş, El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 Temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum.

‘Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi, cihat sloganları atan suikastçı; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık’ demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun. Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim.

Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü ‘Ahmet Şık’a cemaatçi dediler’ diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu ‘FETÖ’nün suçunu perdelemeye çalıştığı’ ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK’ye mi DHKP-C’ye mi giriyor?”

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler