Açlık grevinin 229'uncu gününde Semih Özakça: ‘Açlık grevi bizim açımızdan çok kritik bir aşamada’

Mesleklerine geri dönebilmek için akademisyen Nuriye Gülmen ile 229 gündür açlık grevinde olan Semih Özakça, zorla müdahalenin sakat bırakmak veya öldürmek anlamına geldiğini belirterek, “‘Açlık grevi bizim açımızdan çok kritik bir aşamada’ dedi.

Açlık grevinin 229'uncu gününde Semih Özakça: ‘Açlık grevi bizim açımızdan çok kritik bir aşamada’

KHK ile ihraç edildikleri mesleklerine geri dönebilmek için 229 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın sağlık durumları giderek dönülmez bir hal alıyor.

Nuriye Gülmen ile tutuklu bulunduğu cezaevinden adli kontrol şartıyla tahliye olan Semih Özakça, Artı TV’ye konuştu. “Biz ölmek istemiyoruz” diyen Semih Özakça, “yaşamamız için işimizin geri verilmesi gerekiyor. Bu da çok basit bir talep” dedi:

‘Açlık grevi bizim açımızdan çok kritik bir aşamada’

"Vücudumun ağrıları ikinci planda kalıyor bu direniş karşısında. Bunu dillendirmek istemiyorum açıkçası ancak açlık grevi bizim açımızdan çok kritik bir aşamada. Bu direniş baştan beri söylediğimiz gibi bütün işten atılan, işten atılma tehlikesi geçiren muhalif ve AKP’li olmayan bütün emekçilerin direnişi, bütün halkların direnişi olarak baktık. İşimizi biz geri istiyoruz ve adaletin olmadığı bu ortamda hakkımızı direnmeden almak imkansızdı. İlk önce oturma eylemiyle başladık ancak bunun hiçbir etki yaratmadığını düşünüyoruz. Sadece gözaltı ve baskılarla bastırılmaya çalışılan bir eylem oldu. Açlık grevine başlamamızın nedeni bu tepkisizlik ile birlikte sindirme politikalarına karşı ortaya konuldu. Tabi ki bu kadar büyük bir eylem olabileceği, yaygınlaşabileceği benim aklıma gelmemişti.

'Zorla müdahale ya sakat bırakır ya da öldürür'

AKP geçmişte muhaliflere, devrimcilere ve demokratlara yaptığı baskıyı şu anda halkın bütününe yaptığı için, halk kendi memnuniyetsizliğini, tepkisini göstermek için direnişimizi sahiplendi. Bizler hapishanedeki tecrit koşullarında sürekli zorla müdahale tehdidiyle karşı karşıya kaldık. Ve bunun fiili karşılığı da hastaneye işkencelerle yatırılmamız oldu. Nuriye hoca, benim hapishane hastanesinde kaldığım hücrenin iki hücre yanındaydı. Onun gidişi gece yarısı iki gibiydi. Gürültüyle uyandık ve Nuriye Hoca çığlıklarla götürüldü. Zorla müdahale tehdidiyle Numune hastanesine götürüldü. Hastane de aynı tehdit sürüyor. Zorla müdahale öyle bir şeydir ki yapıldığında insanı sakat bırakıyor. Hatta açlık grevinin bu aşamasında zorla müdahale yapıldığında öle bilir insan. Ölmezse bile kesinlikle sakat kalır. Sakat kalmasından ne anlıyoruz; hafızasını tamamen kaybedebilir, çocuklaşabilir, yürüyemeye bilir, felç kalabilir. Bu ihtimallerin hepsi geçerli. Ölüm riski Nuriye Hoca için müdahale edilmese de var.

Biz zorla müdahaleyi kabul etmiyoruz. Direnişimizin temel noktası irademizi ortaya koymak. Zorla müdahale aslında bizim irademiz dışında yapılacak bir şey olduğu için buna kabul edilebilir bir durum olarak bakmıyoruz. Doktorların da yapmasını etik olarak doğru bulmuyoruz.

'Yaşamamız için çok basit bir yöntem var'

Bizim yaşayabilmemiz için, sakat kalmamamız için çok basit bir yöntem var aslında. O da işimizin geri verilmesi. Geçen İçişleri Bakanı tarafından bir açıklama yapıldı, orada yanlış anlamadıysam bakan, “Biz hastaneye götürmeye çalışıyoruz o kitap okuyorum gitmeyeceğim hastaneye diye beyanat veriyor” diyor. Nuriye Hoca hastaneye zorla ve işkenceyle götürüldü. Nuriye hoca hiçbir zaman ölmek istemiyordu ama hastaneye kaldırılmak da istemiyordu. “Biz direnişçiyiz hasta değiliz dolayısıyla hastaneyi kabul etmiyoruz” diyordu. Ben de öyle diyorum. Ancak bizim yaşamamız için işimizin geri verilmesi gerekiyor. Bu çok basit bir talep.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler