Halep’te İslamcı örgütlerin yenilgisi ve Ankara’nın rolü

SEÇTİKLERİMİZ- Dr. Mustafa Peköz'ün Sendika.org'daki yazısı: Vaktiyle, kısa sürede iktidardan gitmesi beklenen Esad’ın 2021 yılına kadar kalıcı olduğu artık kabul görüyor. Esad’ın kalıcı olması kesinleşirken, Erdoğan’ın ne kadar sürede iktidarda kalacağı ise çok daha fazla belirsizleşti.

Halep’te İslamcı örgütlerin yenilgisi ve Ankara’nın rolü

Suriye’de oluşmaya başlayan ‘yeni’ askeri ve politik dengeleri bütünüyle değiştirecek olan Halep savaşının son safhasına girildi. Halep merkezli savaş stratejisi, Esad rejimi başta olmak üzere, bütün askeri ve politik aktörlerin geleceği bakımından son derece önemlidir. Suriye savaşının merkezileştiği Halep’te kazanan güçler Suriye’deki denklemde belirleyici güçler olarak ön plana çıkarken, kaybedenler, sadece Suriye’de değil bölgesel ilişkilerin belirlenmesinde devre dışı kalacaklardır. Halep’te ortaya çıkacak askeri sonuç Suriye’deki savaşın politik seyrini de doğrudan etkileyecektir.

Suriye savaşının merkez üssü olarak ön palana çıkan ve bütün güçlerin özellikle kontrol etmeye çalıştığı Halep hangi bakımdan önemlidir?

Birincisi, Suriye’nin ekonomik kalbi Halep’tir. Şam-Halep ilişkisi, Ankara-İstanbul, Washington-New York, Berlin-Frankfurt, Pekin-Şanghay ilişkisine benzer. Suriye’nin ithalat ve ihracat merkezi olarak işlev gören Halep, savaş öncesinde uluslararası ticari şirketlerin ve özellikle bölgesel sermayenin yoğunlaştığı bir alandı. Önümüzdeki bir/iki yıl içerisinde küresel sermaye ilişkilerinin işlevi bakımından Halep’in önemi geçmişten farklı olarak çok daha fazla ön plana çıkacaktır. Halep’i kontrol eden Suriye’nin ekonomisini ve sermaye ilişkisini kontrol eder ve buna paralel olarak politik ilişkilerde etkin bir güç olur.

İkincisi, Halep’in sosyo-etnik yapısı Suriye’nin küçük bir versiyonudur. 2011 yılı verilerine göre merkez nüfusu 2,3 milyon, çevresiyle birlikte yaklaşık olarak 4 milyondur. Halep nüfusunun yüzde 60’ını Araplar, yüzde 22’sini Kürtler, yüzde 10’unu Hıristiyanlar, geri kalanını Ermeniler, Türkmenler, Asurîler, diğer Hıristiyanlar, Dürziler ve hatta Çerkesler oluşturuyor. Savaş öncesinde aralarında çok ciddi sorunlar oluşmadan birlikte yaşamlarını sürdüren farklı sosyal gruplar arasındaki denge, Halep’in savaş merkezi haline gelmesiyle değişti. Bir başka ifadeyle Suriye genelinde nasıl bir toplumsal ve politik kaosun ortaya çıktığını görmek için Halep’teki durumu anlamak yeterlidir.

Üçüncüsü, bölge ülkelerinin geçiş yollarının merkezi olarak işlev gören Halep’i kim elinde tutarsa stratejik ve psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş olacaktır. Suriye genelinde politik istikrarın tesis edilmesi ve özellikle Esad rejiminin geleceği için Halep’in bütünlüklü olarak denetim altına alınması zorunludur.

Cihatçılar Sünni halkın tepkisini topladı

Şam merkezli iktidar gücü, stratejik başarısını tamamlamak için Halep’i askeri olarak kazanma hedefini yaşama geçirdi. Halep nüfusu ağırlıklı olarak Sünni Araplardan oluşmakla birlikte, Esad, burada küçümsenmeyecek bir desteğe sahiptir. Doğu yakasını kontrol eden Radikal İslamcı Örgütlerin üç yıllık uygulamaları, tersten Sünni toplumda ciddi bir yıkıma ve tepkiye yol açtı.

Baas rejimi, Radikal İslamcı Örgütler arasındaki çelişkilerden yararlanarak, askeri başarılarını politik başarılara dönüştürmek için Şam’da olduğu gibi Halep’te de toplumsal desteğini arttırmayı hedefliyor. Şam’dan sonra Halep’in kontrol edilmesi, Esad rejiminin uluslararası meşruiyetini artıracaktır.

Türkiye’nin çok aktif olarak desteklediği Radikal İslamcı Örgütlerin geleceği bakımından da Halep son derece stratejik bir konuma sahiptir. Rakka ve İdlib gibi şehirler kontrol edilmesine rağmen, İslamcı örgütlerin politik geleceğini belirleyen bölge Halep’tir. Halep’te askeri olarak kaybeden İslamcı örgütler, Suriye’nin geleceğinde hiçbir şekilde söz sahibi olamayacaklardır.

Neye niyet, neye kısmet?

İslamcı örgütler, Türkiye’nin askeri desteğiyle Halep’i ele geçirip ikinci bir başkent yaratarak, uluslararası desteği de arkalayıp masada etkin bir politik güç olmayı hedefliyorlardı. Son derece dağınık ve birbirleriyle rekabet içerisinde olan Radikal İslamcı Örgütler, Halep’te kendilerine toplumsal bir dayanak yaratarak kalıcı bir güç olmak istiyorlardı. Ayrıca, stratejik konumu nedeniyle de özellikle askeri yardım aldıkları Türkiye ile yakın ilişki kurmaları bakımından da Halep’in -rolü çok daha fazla önemseniyordu. Ancak Suriye’de ciddiye alınabilecek toplumsal bir taban oluşturamayan Radikal İslamcı Örgütlerin, Halep’i ele geçirme askeri-politik stratejisi bütünüyle çöktü.

Suriye üzerinde oynanan satrançta şah-mat hamlesi Halep üzerinde gerçekleşecektir. Halep’te askeri savaşın kazanan ve kaybedenleri ortaya çıktıkça Suriye’nin politik geleceğini kimlerin belirleyeceği de çok daha fazla netleşecektir. Uluslararası alanda Suriye’nin mutlak kazananı olarak ön plana çıkan Rusya askeri kuvvetleri, Suriye’de stratejik dengenin değişmesinin esas dönüşüm noktasının Halep olduğunu gördüğü için savaşı bu merkezde yönlendirmeye başladı. İran ve Hizbullah aynı şekilde bölgesel güçler olarak, özellikle İran’ın liderlik rolünü bölgesel bir düzeye çıkartmada, Halep savaşının stratejik bir öneme sahip olduğunu görüyor ve savaşın aktif gücü olarak ön plana çıkıyor.

Rusya-İran-Hizbullah tarafından desteklenen Esad rejimi, Halep savaşının kazananı olarak uluslararasındaki rolünü ve meşruiyetini attırıyor. Vaktiyle, kısa sürede iktidardan gitmesi beklenen Esad’ın 2021 yılına kadar kalıcı olduğu artık kabul görüyor. Esad’ın kalıcı olması kesinleşirken, Erdoğan’ın ne kadar sürede iktidarda kalacağı ise çok daha fazla belirsizleşti.

Bölgesel denklemin ikinci ve etkili gücü PYD merkezli YPG/YPJ çok daha fazla ön plana çıkıyor. Halep savaşında bir taraf olan ve başından beri kontrol ettikleri bölgeleri çok ciddi oranda koruyan, son saldırılarla hâkimiyet alanını genişleten YPG’nin, satranç tahtasının önemli oyuncularından biri olduğu kabul ediliyor. YPG’nin askeri alan hâkimiyetinin hızla artması ve güç ilişkilerinde çok yönlü ittifaklara girmesi, Halep sonrası oluşacak olan masanın en güçlü oyuncularından biri olarak dengeleri belirleyecektir.

Suriye’nin kaybedenleri

Halep merkezli Suriye savaş denkleminde kaybedenler cephesindeki durum çok daha karmaşık ve çelişkilerle doludur. Halep’i ele geçirip ikinci bir başkent ilan edip bölünmeyi resmileştirmek isteyen Radikal İslamcı Örgütlerin stratejik müttefiklerinin Türkiye ile S. Arabistan gibi Körfez ülkeleri olduğu biliniyordu. Bu bakımdan El Nusra merkezli İslamcı örgütlerin Halep’teki askeri yenilgisi aynı zamanda Türkiye’nin askeri ve politik yenilgisi olarak görülüyor.

İslamcı örgütlerin Halep’i ele geçirmesi için bütün askeri ve ekonomik gücünü kullanan Türkiye, ne oldu da Halep’ten sessizce vazgeçmek zorunda kaldı. Bir başka ifadeyle, Halep bölgesinin Esad, İran, Hizbullah ve Rusya güçleri tarafından kuşatılmasına ve İslamcı militanların tasfiye edilmesine Türkiye neden sessiz kalıyor? ÖSO olarak gösterilen bir kısım radikal İslamcı grupla Cerablus bölgesini işgal ederken, Halep’te savaşan Radikal İslamcı Örgütlerin ihtiyaç duyduğu silahların Türkiye tarafından temin edilmemesinin nedenleri nelerdir?

ABD’nin Irak ve Suriye politikasına uyum sağlayamaması nedeniyle bölgede güç dengelerinin dışına düşen Türkiye’nin politik etki gücü hızla zayıfladı. Ankara’nın Suriye yenilgisi, Rusya’ya ile başlayan krizle doruğa ulaştı. Suriye merkezli Ortadoğu stratejisinin çöküşü nedeniyle özellikle Rusya ile ilişkileri yeniden düzeltmek, bölge ilişkilerinde nispeten bir nefes almak, kendisine yeni bir politik alan açabilmek için Rusya’nın Suriye politikasına teslim oldu.

Rusya’nın çizdiği sınırları içinde

Cumhurbaşkanının, “Suriye’ye Özgür Suriye Ordusu ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil” açıklamasına Rusya’nın sert tepki göstermesi sonucu daha 24 saat geçmeden bu kez tersine “hiçbir ülke ve kişiyi hedeflemiyoruz’ demek zorunda kalması, Rusya’nın belirlemiş olduğu politikaların dışına çıkmayacağının bir verisi olarak algılandı. Bir başka ifadeyle cumhurbaşkanı, iç politikada olduğu gibi dış politikada da öyle rastgele aklına geleni söylememesi gerektiğini anlamış oldu. Cumhurbaşkanı, Cerablus’u işgal eden Türk askeri birliklerinin Bab’a, oradan Münbiç’e gireceğini ilan etti. Ancak 24 Kasım günü askeri birliklerinin bilinip de ‘bilinmeyen’ olarak yansıtılan ‘gizemli’ bir füzeyle vurulmasıyla Türk askeri güçlerinin hareket sınırlarını belirlemiş oldu.  Türk ordu güçleri, ne Bab’a girebilir ne de Münbiç çevresine yakınlaşabilir.

AKP-Radikal İslamcı Örgütler ilişkisi nereye?

Rusya’nın karar verdiği ve Türkiye’nin uygulamak zorunda kaldığı politikanın özellikle Halep’teki yansıması şu şekilde belirlenmiş görünüyor: Halep’te Radikal İslamcı Örgütlere olan askeri ve politik desteği bütünüyle durdurmak. Halep’te stratejik ittifak yaptığı İslamcı örgütleri ‘terörist’ olarak ilan etmek, “Halep bizimdir” hayalinden “Halep Esad’ındır” tezine doğru kaymak. Bütün bunların politik ifadesi; üzerinde yükselip bölgede güç olmak istediği İslamcı örgütlere askeri ve politik desteği keserek stratejik yenilgi almalarını sağlaması yani ihanet etmesi anlamına geliyor. Stratejik müttefik olarak gördükleri AKP iktidarından ihanete uğramış olduklarını düşünmeye başlayan İslamcı örgüler, Halep yenilgisinden kendilerini yöneten ve yönlendiren Türkiye’nin askeri ve politik güçlerini sorumlu tutmaya başladılar. El Nusra ve IŞİD başka olmak üzere, Türkiye ile stratejik işbirliği içinde olan Radikal İslamcı Örgütler, askeri yenilginin faturasını çok açık olarak Türkiye’ye keseceklerdir. Çaresizlik içinde Rusya’ya tabi olan Türkiye’nin Radikal İslamcı Örgütler karşısındaki pratik yönelimlerinde nasıl bir değişiklik olacağı, tersten bu örgütlerin Türkiye’nin içinde nasıl bir saldırı stratejisi izleyecekleri de ciddi olarak gündeme gelecek bir sorun olarak gözüküyor.

ABD ve Rusya’nın bölgesel politikalarına uyumlu görünmek için büyük bir çaba içerisinde olmaya çalışan Türkiye’nin önündeki tek somut plan; Kürtlerin bölgesel güç olmasını engellemek. Birkaç ay içerisinde tasfiye edilecek bir güç olarak gördükleri ‘zalim’ Esad’dan ‘dost’ Esad’a dönmelerinin tek şartı: Suriye denkleminde Kürtlerin bir güç olarak muhatap alınmaması, sosyal, kültürel ve politik taleplerinin kabul edilmemesidir. Peki, İslamcı örgütlere ihanet eden Türkiye’nin Kürtlerin gelişen askeri ve politik gücünü engelleme şansı var mı? Çok açık olarak ifade etmek gerekirse, hiçbir şansı bulunmuyor. PYD merkezli Kürt politik hareketi, Suriye’nin kazanan güçlerinden biri olarak denklemin belirlenmesinde önemli bir sorumluluk üstlenecektir.

Özetle Halep Savaşı;

  • Suriye’de artık bir dönemin sona erdiğini, dengelerin çok önemli oranda Esad’dan yana döndüğünü ortaya koyuyor
  • Kürt güçleri, Suriye’nin politik geleceğini belirlemede stratejik bir rol üstleneceklerini bir kez daha ortaya koydu.
  • Türkiye’nin askeri ve politik stratejisi yenilgiyle sonuçlandı. Rusya’nın izni olmadan Suriye’de herhangi bir alan üzerinde kontrol sağlayamayacağını ortaya koydu.
  • Stratejik müttefik olarak seçtiği Radikal İslamcı Örgütlere verdiği askeri desteği kesmek zorunda kalan Türkiye, kaybedenler safında yer aldı.
  • Stratejik yenilgi almaları kesinleşen El Nusra ve IŞİD merkezli İslamcı örgütlerin Suriye’nin yeniden şekillendirilen iç politik denklemin dışında kalacakları bütünüyle netleşti.
  • Ankara’nın Moskova’nın baskılarına boyun eğerek, iradesi dışında, Halep merkezli İslamcı örgütlere sunduğu askeri yardımları önemli oranda kesmesi, söz konusu örgütler tarafından iktidarın bir ihaneti olarak algılandı.
  • İslamcı örgütlerin yenilgisi, Türkiye’nin askeri ve politik yenilgisinin tescil edilmesidir.
  • Silahlı Radikal İslamcı Örgütlerin savaşı Türkiye’ye taşımaları artık çok daha fazla güncel bir tehlike olarak gündemdedir.
  • Halep’te kaybeden Türkiye, aynı zamanda bölgesel ilişkilerde, özellikle devletleşmemiş Hizbullah ve YPG karşısında kaybetmiştir.
  • Devletin bölgesel yenilgisinin iç politikadaki yansımaları tahmin edilenden çok daha fazla sarsıcı sonuçlara yol açacaktır.

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler