53. Münih Güvenlik Konferansı başladı

Münih Güvenlik Konferansı’nın bu yıl en çok merak edilen konulardan biri Türkiye’deki siyasi gelişmeler olurken, konferansa Türkiye’den Başbakan Binali Yıldırım’ın yanı sıra bakanların da bulunduğu geniş bir heyetin katılması dikkat çekti.

53. Münih Güvenlik Konferansı başladı

Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde Mercator Vakfı ve Türkiye 2023 Üçlü Çalışma Grubu tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Bölgesindeki Rolü“ başlıklı toplantıda da, Türkiye’de yaşanan iç siyasi gelişmeler, ABD ve AB ile anlaşmazlıklar, Kürt sorunu, Suriye politikaları ve Rusya ile işbirliği tartışıldı.

Toplam 16 devlet başkanı, 15 başbakan katıldı

Dünya gündeminde öne çıkan gelişmelerin tümü, Münih’de de ele alıncak: Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi, İngiltere’nin AB’den ayrılması, NATO ittifakı içindeki anlaşmazlıklar, olası ticaret savaşları, mülteci sorunu, Suriye’deki iç savaş, Çin ve Kuzey Kore odaklı Asya-Pasifik bölgesindeki gelişmeler, siber güvenlik, Ortadoğu barış süreci, Avrupa ve dünyada yükselişe geçen milliyetçi akımlar, Ukrayna krizi ve dünya genelinde artan terör tehlikesi, konu başlıklarından sadece birkaçı.

Münih Güvenlik Konferansı, güvenlik politikasıyla ilgili en etkin kişilerin bir araya geldiği tek uluslararası platform özelliğini taşıyor. Hatta aralarında anlaşmazlıklar bulanan ülkelerin güvenlik uzmanları ve politikacıları bile burada buluşuyor.

Bu yıl 53’üncüsü düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı’na tüm dünyadan 500’ün üzerinde politikacı, bürokrat, güvenlik uzmanı, uluslararası örgüt temsilcisi ve araştırmacı katılacak. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Almanya Başbakanı Angela Merkel, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu katılımcılardan sadece bazıları. Toplam 16 devlet başkanı, 15 başbakan, 47 dışişleri bakanı, 30 savunma bakanı, 90 dolayında milletvekillinin yanı sıra uluslararası kuruluşlardan 59 temsilci konferansa katılacağını teyit etti. 

İlk kez 1963 yılında düzenlenen konferansı Alman yayıncı Ewald von Kleist ve Amerikalı fizikçi Edward Teller hayata geçirdi. Von Kleist, Hitler’e karşı direniş hareketinin içinde yer almıştı. Aslen Macar asıllı bir Yahudi olan Edward Teller ise hidrojen bombasının mücitlerinden biriydi. İlk olarak “Askerî Bilimler Buluşması“ ismiyle düzenen etkinlik, sonradan Münih Güvenlik Konferansı adını aldı.

Fikri Işık: DAEŞ'i Rakkalılarla süpürelim

Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Batı İttifakı’nın zamanında atması gereken adımları atmamasından ötürü Rusya’nın ağırlığını artırdığını söyledi.

Suriye’de Türkiye ve ABD’nin ortaklaşa benimsediği kırmızı çizgilerin aşıldığı 2012-2013 döneminde Obama yönetiminin müdahale etmemesinden kaynaklanan boşluğu Rusya’nın “çok iyi doldurduğunu” söyleyen Işık, Rusya’nın bu sayede herkesin dikkate alması gereken bir aktör konumuna geldiğini söyledi. 

ABD ile görüş ayrılıklarına rağmen ilişkilerin kopartılmadığını söyleyen Bakan Işık, “İlişkileri koparmadık hala konuşmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasından sonra binlerce insanını kaybettiğini, IŞİD, PKK ve sol örgütlerle mücadele ederken 15 Temmuz’da darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığını söyleyen Işık, “Bizim bu noktada Avrupalı ve ABD’li dostlarımızdan en büyük beklentimiz anlayıştır” diye konuştu.

“PYD’yi Suriyeli Kürtlerin temsilcisi olarak görürsek son derece büyük bir yanlışa düşeriz” diyen Işık, “PYD’nin PKK lider kadrosundan emir aldığını ve alanda kendi hâkimiyetini kurmaya çalışan bir terör örgütü olduğunu” anlattı. Bakan Işık,  ABD ve Avrupa’nın terör örgütleri arasında ayrım yapmaması gerektiğini kaydetti.

Rakka operasyonunu büyük önem taşıdığına işaret eden Işık, "bir terör örgütünün bir diğer terör örgütü ile ortadan kaldırılamayacağı” görüşünü vurguladı. Bakan,  “Biz formülümüzü ortaya koyduk, DEAŞ’ı süpürme operasyonunu, Suriyelilerle, DEAŞ’ın evinden yurdundan ettiği Rakkalılarla yapalım, bu konuda Türkiye’nin tecrübesi var” diye konuştu.

"Türkiye kilit öneme sahip"

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski başkanı David Petraeus ise Türkiye’nin kilit öneme sahip olduğunu söylerken, Türkiye-ABD ilişkilerinde ihtilafın Beşar Esad ile başladığını aktardı:

“2012 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve müthiş bir ortak olan Hakan Fidan ile görüşmemizi hatırlıyorum da ABD’nin çok temkinli, tereddütlü hareket etmesinin yol açtığı çok açık bir hayal kırıklığı vardı. Bunu ABD Yönetimi’nin ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelendirdiğinin aslında kırmızı çizgi olmadığının oraya çıkışı izledi.”

Türk-ABD ilişkilerindeki gerilimin ana kaynağının Suriye olduğunu ifade eden Petraeus, bir diğer ihtilafın Suriyeli Kürtler konusunda yaşandığını söyledi. Suriye’deki Kürtlerin IŞİD’e karşı mücadelede “çok iyi savaşçılar” olduğunu söylerken PYD’yi ABD’nin terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nın ‘kuzeni’ olarak nitelendiren David Patraeus, “Bu gerilimin diğer bir sebebi” diye konuştu.

CIA’nin eski Başkanı bu ihtilaflı konulara karşın Türk-ABD ilişkilerinde yakınlaşma sinyalleri olduğuna işaret ederken, “Suriye’de daha fazla kan akmasının nasıl önlenebileceği hedefine odaklanılmalı. Türkiye bu konuda çok somut öneriler sundu, bu önerilerin çok ciddiye alındığını düşünüyorum” dedi.

Patraeus Rakka operasyonuna da değinirken, “Edindiğim bilgilere göre büyük bir hassasiyet var, Rakka’nın bir Kürt kenti olmadığı ve bu nedenle Kürtler tarafından kurtarılamayacağı anlayışı var. Askeri anlayışa göre ‘tutamayacağın toprağı kurtarmamalısın” sözlerini kaydetti.

Kupchan: Fırat Kalkanı dönüm noktası

Georgetown Üniversitesi Profesörlerinden Charles Kupchan ise kısa vadeli çıkarlar uğruna Türkiye ile ABD’nin uzun vadeli stratejik çıkar ve ilişkilerine zarar verilmemesinin önemine vurgu yaparken,  “İlişkilerde dibe vurduk ve şimdi yeniden iyileşme sürecine girdik” dedi.

Ankara ile Bağdat arasında diyaloğun yeniden inşa edilmesinin önemli olduğunu, Suriye’deki Fırat Kalkanı operasyonun bir dönüm noktası teşkil ettiğini söyleyen Kupchan, “Rakka ve Musul’un IŞİD’den arındırılmasıyla da çok önemli bir aşama kaydedilmiş olunacak” dedi.

Rakka harekâtı gibi çok zorlu süreçlerle karşı karşıya olunduğuna işaret eden Kupchan, “Trump Yönetimi’nin, Sayın Işık ve diğerleriyle birlikte çalışarak, Türkiye’nin rahat edebileceği bir gücün oluşturulması için elinden geleni yapması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Türkiye ile son yıllarda oluşan güvensizliğin aşılması için her iki tarafın çaba göstermesi gerektiğini aktaran ve Türkiye ile diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini söyleyen Kupchan, son yıllarda iplerin ‘diyalog’ sayesinde kopmadığını şu sözlerle aktardı:

“Başkan Obama Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüşüyordu, ben İbrahim Kalın ile düzenli olarak konuşuyordum. Belki anlaşamıyorduk ama birbirimizle konuşuyorduk. Gizli saklımız yoktu. Bu tutum devam etmeli.”

"Hepimiz Kürt sorunuyla ilgili kafa yormalıyız” diyen ABD’li Kupchan, Türkiye ile iç siyasi meselelerin de konuşulması gerektiğini aktardı.

Obama Yönetimi döneminde Türkiye’nin Gülen yapılanması ile ilgili ilettiği dosyaların büyük bir ciddiyetle incelendiğini aktaran Kupchan, Trump Yönetimi’nin de aynı hassasiyeti göstereceğine inandığını söyledi. Kupchan, “Gülen’in iadesi ile ilgili karar Amerikan hukuk sistemi içerisinde belirlenecek” dedi.

Kupchan Türkiye’nin darbe girişimini aydınlatma çabalarını ve tehditlere karşı koymasını anladıklarını söylemekle birlikte Bakan Işık’a dönerek, “Ama çok ileri gittiniz” diye konuştu.

Hahn: "Kürt sorunu askeri yöntemle çözümlenemez”

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Johannes Hahn ise Türkiye’nin AB ile ilişkileri ve tam üyelik süreciyle ilgili dikkat çekici açıklamalar yaptı.

İstikrarlı bir Türkiye’nin AB için çok önem taşıdığını, Türkiye’nin AB’nin çok önemli stratejik ortağı olduğunu ifade eden Hahn, Türkiye’nin AB’ye aday olması nedeniyle hukukun üstünlüğü ve ilgili konularla ilişkili beklentileri olduğunu kaydetti.

Hahn, “Son yıllarda tanık olduğumuz bazı gelişmeler Türkiye’nin AB yolunda ilerlediğini göstermiyor. Ama bu Türkiye’nin kararı. Şimdi Nisan ayındaki referanduma bakacağız. Yargı bağımsızlığı gibi konularda öngörülen bazı değişiklikler AB perspektifiyle örtüşmüyor. Avrupa Konseyi, Venedik Komisyonu’nun Mart ortasında açıklayacağı raporu bekliyoruz” diye konuştu.

“Kürt sorunu salt askeri yöntemlerle çözümlenemez” diyen Hahn bu konuda Türkiye ile görüş ayrılığı olduğunu kaydetti. AB Komiseri, “Ancak siyasi çözüm kalıcı olacaktır. Bizim de çıkarımız bu soruna kalıcı çözüm bulunmasından yana. 17 milyon Kürt yaşıyor Türkiye’den Avrupa’ya yeni bir göç dalgası olması çıkarımız ile örtüşmüyor” diye konuştu.

AB Komiseri Hahn, "Dürüst olmak gerekirse tam üyelik süreciyle ilgili konular şu anda yüksek önceliğimiz değil” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Merkel'den uluslararası işbirliği vurgusu

Almanya Başbakanı Angela Merkel de Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada uluslararası işbirliğinin önemine değindi. "Ortak çok taraflı yapılar için mücadele etmenin yararlı olduğu kanaatindeyim” diyen Merkel hiçbir devletin dünyadaki zorluklarla baş etmeyi tek başına başaramayacağını vurguladı. Avrupa Birliği gibi uluslararası yapıların bu açıdan yeterli olmadığını belirten Almanya Başbakanı, bu yapıların daha güçlü ve krizlere daha dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini belirtti.

Merkel konuşmasında ayrıca İslami otoritelere de bir çağrı yaparak İslamı, terörizmden kesin bir dille sınırlandırmalarını istedi. Almanya Başbakanı Merkel, Batılı siyasetçilerin bunu İslami otoriteler gibi yapmasının mümkün olmadığını belirtti.

(DEUTSCHE WELLE) 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler